Bireysel haklar, çıkarlar ve sınırsız özgürlük gibi insani beklentilerin; toplumsal gereksinimler, kazanımlar ve faydaların önüne geçmeye başlamasından bu yana, “insanlık” kıyısından hızla uzaklaşıyoruz.

"İnsanlık" kavramı ile “homo sapiens" neslinden gelen, biyolojik insan topluluklarını değil; şefkat ve merhameti, empati kurmayı, hak ve adaleti, erdemi, dayanışmayı, hülasa insanın diğer canlılarla arasındaki farkı ortaya koyan hasletleri, ahlaki ve vicdani değerler bütününü kastediyorum.

İlk insandan bu yana üzerine eklenerek, nesilden nesile aktarılan bu manevi miras; “insanlık suçu” kabul edilmesi gereken kabahatlerin ve hataların dahi, “insanlık hali” diyerek anlayışla ve hoşgörü ile geçiştirilmesi ile tarumar edildi.

Günde en az bir defa “insanlığın çivisi çıktı” kanaati ile bizi yüzleştiren bir olaya tanık yahut haberdar oluyoruz. O nedenle daha fazla sınırsız özgürlük okyanusunda dümensiz kaybolmadan; bir an evvel, her bir bireyin, aile, soy, boy, okul, işyeri, şehir, ülke, millet gibi toplumların bir parçası olduğunu hatırlaması, “ben”cillikten “biz” bilincine rotayı çevirmesi zaruret haline geldi.

İşte tam da geldiğimiz bu noktada, bireysel ve toplumsal her boyutu ile iyileşme için insanlar disiplinle yeniden barışmalıdır.

***

Geçmişte ailede, okulda, askerde ve iş yerinde, otoritenin zorlaması ile uymaya çalıştığımız, karşımıza çıkan kurallar ve buyruklar; kendimizi o sevimsiz, zorlayıcı, yargılayıcı ve cezalandırıcı disiplin kafesinde tutsak olmak gibi hissettirdi. Başka yuva kurarak, mezun olarak, terhis olarak ve emekli olarak bu kafesten tahliye olmak hayali ile ömrümüz tükenirken; başarının ve gerçek özgürlüğün tılsımı olan disiplinle de dostluğumuz yok oldu.

Disiplin denilince akla hemen askerlik gelir. Bu önceliğini de yeri ve zamanı geldiğinde “ölmeyi emredecek” bir başka organizasyon olmayışından alır. 

Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 13ncü maddesi disiplini; “kanunlara, nizamlara ve amirlere mutlak itaat, astının ve üstünün hukukuna riayet” olarak tanımlar. İtiraz etmeden, yorumlamadan, tereddüt etmeden hatta savsaklamadan kuralların ve emirlerin harfiyen yerine getirilmesini kasteder.

İnsan “neden?” diye sormadan kendini alamıyor; “neden hayatımdan vazgeçecek kadar büyük bir fedakarlıkla itaat edeyim ki?” Çünkü insanlık tarihi; itaatler ve fedakârlıklarla ortaya çıkan zaferler ve başarılar silsilesidir.

O zaman “neden ben?” Çünkü önce direkt kendin için, sonra da toplumun bir ferdi olarak payına düşen yükümlülük ve haklardan kaynaklanan dolaylı da olsa yine kendin için…

Buradaki yanılgı disiplinle yüzleşen kişinin, kuralları harfiyen yerine getirmek yükümlülüğünde kendisini mağdur, değersiz ve güçsüz hissetmesidir. Oysa ki disiplinin ana hedefi itaat değildir. İtaat bu disiplin sürecinin başlangıcı acemiliği ve çıraklığı aşamasıdır. Disiplinin asıl gayesi bu aşamaları başarı ile geçtikten sonra sizin düzen içindeki kişisel özgürlüğünüzle tanıştırmaktır. O zaman kendinizi güçlü, değerli ve başarılı hissettirerek, kafes olarak gördüğünüz sınırların hem bir sizi koruyan güvenlik bariyerleri hem de yolunuzun doğru istikametini gösteren pusula olduğunu fark edeceksiniz.

***

Disiplini, farklı referanslarla farklı şekillerde tarif ve tasnif ediyorlar.

Bana göre, insan davranışlarının anlık dürtülerle değil de daha önceden belirlenmiş olan kural ve ölçülere tabi kılınması Disiplinin en kestirme tanımıdır. O kural veya ölçüyü kişi kendisi belirler ve uygulamaya karar verirse ÖzDisiplin; bunu kişinin mensubu olduğu topluluk koyarsa Kolektif Disiplin ortaya çıkar. Bu da Disiplinin en başta ayrılacağı iki kolu işaret eden ana tasnifi netleştirir.

Aile içi huzur, eğitimde gelişme, iş hayatında başarı, ruh ve bedenimizdeki sağlık; buna ilişkin kurallara, değerlere, reçetelere ve talimatlara harfiyen itaat etmekle tam olarak sağlanabilir, geliştirilebilir ya da korunabilir. Sabah vaktinde kalkmakla başlayan zaman yönetimi disiplininiz olmazsa, gününüzü planlandığı gibi yaşayamazsınız. Doktorun verdiği ilaçları kullanmakta ve koyduğu yasaklara riayet etmekte zorlanırsanız, iyileşemezsiniz. Beslenme ve hareket disiplininiz yoksa antilop yutmuş yılan gibi estetikten uzak ve kalitesiz yaşam koşullarına mahkûm olursunuz.

 ÖzDisiplin yoksulluğu önce kişinin kendisine zarar verir. Sonra da disipline olan uyumsuzluğu ile içerden dışarıya doğru genişleyen halkalarla dahil olduğumuz toplumlara ve mensubu olduğumuz organizasyonlara…Çünkü ÖzDisiplin olmadan kolektif disiplinin tesisi ve sürdürülmesi çok güç olur.

ÖzDisiplin eksikliği, kişinin kendi bireysel sorunudur; kolektif disiplinin zafiyeti ise benim ve herkesin müşterek meselemizdir.

Kolektif disiplinin ortaya koyduğu düzen, bugün en büyük ihtiyacımız. Disiplini olmayan aileler mutsuz eşler ve terbiye edilmemiş çocuklarla, disipline riayet edilmeyen hukuk adaletsizlikle, disiplini olmayan işletmeler verimsizlikle, disiplini olmayan kurumlar ve gönüllü organizasyonlar istismarla, disiplini olmayan kamu da güvensizlik, düzensizlik ve kaotik ortamla beni ve herkesi tehdit ediyor.

***

Sözün özü, disiplinin hikmeti yeniden hatırlanmalı, her birey disiplinle barışmalı; her ölçüde ve türde insan topluluklarında kolektif disiplin tesis edilmeli, içselleştirilerek uygulanmalı, gerektiğinde devreye girmeye hazır müeyyidelerle de tavizsiz riayet teşvik edilmeli.

Böylelikle, kişilerin sistemin esiri olacakları önyargısının yerine; nizamın içinde bireysel özgürlüklerini keşfetmelerinin önü açılacaktır.

F5li     26.07.2026