Ruhunu kaybetmiş kelimeleri; birkaç harfin yan yana gelerek meydana gelen kelimelerin zahiri manasından daha büyük olan batını manası ile değerini kaybeden kelimelere göz atıyorduk.
Bir kelimeye sığamayacak kadar geniş bir mana taşıyan bu kelimler, zihinlere ve gönüllere hitap eden anlamlarını yitirince ruhlarını da kaybediyorlar.
Cemaat: Akla ilk gelen cami cemaati idi. Yani düzenli olarak aynı camiye giden veya bir vakit için aynı mekânda bir imama uyup arkasında namaz kılan Müslüman topluluğu manası yaygın bilineni idi. Cami bu kökten gelir. Ya da aynı dinden olanları belirtmek için de bu kelime kullanılır. Yahudi Cemaati veya Süryani Cemaati gibi… Bugün cemaat deyince, bu türden masum insan gruplarını ifade eden anlam yerine; devletin ve milletin bekasını tehdit eden organizasyonlar akla gelir oldu. En güçlü olanı ile mücadele sürerken, devletin organlarına çöreklenmiş, sıranın kendilerine gelmesini bekleyen, dolayısı ile endişe veren ekonomik ve sosyal güç odağı olan cemaatler, bir milli sorunumuzun adına dönüştü.
Dost: Tanıdıktan, arkadaşa, arkadaştan bir ileriye evrilen ne güzel bir ilişkidir dostluk. Dost, güvendiğimiz ve sevdiğimiz yakın arkadaşımızdır. İyi geçindiğimiz iyi anlaştığımız gönüldaşımızdır. Hısım akrabamızdan sonraki en değerli zenginliğimiz, en büyük gücümüzdür. Dost bin ise azdır, düşman bir ise çoktur. Müşkül durumlarımızın çaresi, dert ortağımız kara kutumuzdur. Dost dostun eyerlenmiş atıdır. Dost, ne geniş bir anlam ifade eder çevremizdeki insanları tasnif ederken. Bunun ilk sulandırılmışı kadın erkek ilişkisindeki bir tür olan “dost hayatı yaşamak” ifadesinde yer alır. Bu gün için baktığımızda, dostluğun kendisinin içi boşaldığı için onu tarif eden dost kelimesinin de ruhu kalmadı.
Edebiyat: Okumayı yazmayı söktükten sonra, kelimeler ve cümlelerin ustaca kullanıldığı edebi eserler okumaya başlamıştık. Yerli ve yabancı yazarların çocuk edebiyatındaki birbirinden güzel eserlerini okur, hem kelime dağarcığımızı geliştirir, hem de kendimizi daha doğru ifade edecek, dinleyene hoş gelecek daha güzel anlatım şekilleri geliştirirdik. Büyüdükçe okuduğumuz edebi eserler daha kalın kitaplara, daha içerikli anlatımlara dönüştü. Ama kendimizi geliştirmemiz hep sürdü. Bugünün yazılanları ise yalnızca sokak ağzını geliştiren, bolca resimli, daha az sayıda kelime ile mesajını en kestirme yoldan veren laf kalabalıkları şeklinde. En son edebiyatçının üzerinden ne kadar zaman geçti. İhtiyaca cevap vermek için eski klasik eserlerin kapakları değişip yeniden basılıyor. Edebiyat ruhunu kaybedince, yazılar ve anlatımlar da lezzetini kaybetti.
Eğitim: Üzerinde fasiküllerle yazı yazılabilecek bir konu, insan eğitimi. Çocuklarımız saksıda yetişmeyeceğine göre onları gerçek hayat ile yüzleşmeden önce her türlü yaşamsal gerçeğe hazır etmemiz gerekiyor. Çocuklarımızın her ortamda gelişimini sağlamak için kontrollü ve bilinçli uygulamalara ihtiyaç var. Çocuklar evde aile içinde bireysel, okulda bilimsel ve arkadaşları ve sosyal çevresi içinde de toplumsal eğitime tabi tutulmalı. Bu eğitimlerini eksiksiz tamamlayanlar hem kendileri için başarılı hem de çevresi ve toplum için verimli bir hayat yaşarlar. Varlık nedenimiz sadece biyolojik olarak nesilleri sürdürmek kadar o nesillerin yaşam ortamı olan geleceği şekillendirmekteki değil midir? İnce ince şekillendiğim o eski eğitim ortamları yerine, anlaşılması zor ama başkalarının hayalindeki bir yarına hazırlayan bir eğitim yürürlükte sanki. Oysaki çocuklarımız başkalarının değil, kendi hayallerindeki geleceklerinin mimarı olmalılar. Ne evde, ne okulda ne de sosyal çevredeki eğitimden emin değiliz. Eğitimin ruhunun ortadan kalkması ile çocuklarımızın ruhunun da zafiyete uğradığına şüphemiz yok.
Erdem; Toplumun değerli bir parçası ve aranılan bir birey olmak için çok kıymetli bir hazinedir erdem. Çok geniş anlamı uhdesinde tutar. Ahlaken iyi olmaktır, alçak gönüllü olmaktır, doğru olmaktır, faziletli olmaktır. Kısacası insan olarak ruhsal olgunluğa ulaşmaktır. Çevremizde ne kadar çok erdemli insan varsa o denli emniyette ve mutluyuzdur. Hali ile bizim de bu erdemli insan olmayı kendimize hedef olarak belirlememiz gerekir. Fakat bugün hiç birimizde böyle bir gaye yok. Hayallerimiz ve hedeflerimiz hep başka istikamette. Çok da haksız sayılmayız çünkü toplum erdemli insanlardan çok, güçlü insanlara değer verip iltifat ediyor. İşte erdemin ruhunu kaybettiği nokta burası. Ne zaman erdem yeniden, toplum içinde tüm insanlar için bir değer ölçütü olur, o zaman gerçek manası ile ruhuna kavuşur.
Ne yazık ki ruhu kaybeden kelimeler bu kadar değil. Dahası var.
Fahrettin BEŞLİ
17 Şubat 2019