1718;

Padişah III. Ahmet, Sadrazam ise Nevşehirli Damat İbrahim Paşa.

Osmanlı İmparatorluğu’nun Avusturya-Venedik’le yaptığı savaşlar dizisi, başarısızlıkla sonuçlanır. Devlet ve Millet savaşlardan yorgun düşer. Savaşa son vermek için yapılan Pasarofça Antlaşması ardından Osmanlı, batı dünyasının üstünlüğünü ilk kez kabul eder.

Doğrudan batıyı örnek alan bir kısım ıslahatlar; Osmanlı toplumunun düşünce ve kültür yapısında değişime yol açar. Sosyal hayatımıza bir takım yeniliklerin girmesi ile saray çevresindeki zenginlerin yaşadığı eğlence hayatı öne çıkar.

O dönemde Lale merakı yayılır ve yabancı memleketlerden lale soğanı getirilir. Hatta "Mahbup" adı verilen bir lalenin soğanı 500 altına satılır. "Zevk ve sefâ" devri olarak bilinen Lale Devri'ne girilir.

***

Önemli ıslahatlar (yenilikler) da yapılır bu dönemde. Paris, Londra ve Viyana’ya Avrupa’yı daha yakından tanımak üzere elçilik heyetleri yollanır. Avrupa'dan matbaa getirtilir. İstanbul'da ilk İtfaiye Ocağı (Tulumbacılar) kurulur. İlk kez çiçek hastalığına karşı aşı uygulanır.

Bu arada Avrupa da ise Osmanlı’nın kılıç kalkanlı ordusuna sıkıntı yaratacak şekilde, Londra'lı James Puckle, makineli tüfeği icat eder.

Padişahın, sadrazamın eğlence ve israfları, yakınlarını iyi mevkilere getirmeleri ve yeni vergilerin konması halkı sıkıntıya sokar ve Patrona Halil isyanı patlak verir. Lale devri sona erer ama henüz hastalık teşhisi konmaz.

1818

Padişah II. Mahmut. Osmanlı tarihinin en buhranlı zamanlarından biri.

Abdullah İbn Saud önderliğindeki ilk Suudi Devletini yenmesi dışında bir zafer yoktur. Payitaht, gericiler ve inkılâpçılar arasındaki mücadele alanıdır ve sık sık el değiştirir.

***

İki tarihi gelişme, Osmanlı’yı berbat bir 19. yüzyıl geçirmesine sebep olur.

Fransız İhtilali; milliyetçilik akımını getirir. Bu akım ile azınlıklar isyan bayraklarını çekerler. İç karışıklıklar toprak bütünlüğü ile birlikte ekonomi, sosyal hayat, idare dâhil tüm alanlarda sorunlar yumağı oluşturur.

Sanayi Devrimi; Avrupalı devletlerinin ekonomisi büyütür. Ancak sanayileşemeyen Osmanlının ekonomisini, çökme noktasına getirir. Kapitülasyonların etkisiyle Avrupalı devletlerin gözünde bir pazar haline gelen Osmanlı’da üretim azalır, küçük olan işletmeler kapanır, loncaların eski önemi kaybolur ve tüm bunlar işsizliğin artmasına yol açar.

***

Sessizce koşulların olgunlaşmasını bekleyen II. Mahmut; zamanı gelince Osmanlı’da modern devir başlatır. Dağılmakta olan eyaletleri toplar, tamamen merkezi bir idare kurar. Saray teşkilatından başlayarak bütün devlet teşkilatını yenileştirir. Yeniçeri Ocağını kaldırır. Harbiye, Tıbbiye, daha başka okullar kurar, Avrupa’ya öğrenci gönderir.

Osmanlı İmparatorluğunun cihanşümul mevkiini muhafaza etmek niyetindeki II. Mahmut; teşhisi koyar ancak ömrü tedaviyi tamamlamaya yetmez.

1918

Padişah Mehmed Reşad ve vefatı sonrası Mehmed Vahidettin

Balkan Savaşlarında darmadağın olmuş, Sarıkamış’da donmuş, her cephede yıpranmış bir Osmanlı Ordusu. Çanakkale de yazılan destansı zafer de Osmanlıyı Birinci Cihan Harbinin kaybedenleri arasından kurtaramaz. Müttefikleri Almanya, Avusturya-Macaristan ve Bulgaristan Eylül 1918 de savaşı sürdüremeyeceklerini ilan edince, Osmanlı da daha fazla yıpranmamak üzere ateşkes anlaşmasına razı olur.

İngilizler, 23 Ekim’de Osmanlı hükümetine Limni Adası’nın Mondros limanında ateşkes görüşmeleri yapılacağını ve anlaşma devletleri adına İngiliz Amirali Calthorpe’nin yetkili olduğunu bildirir. Bahriye Nazırı (Denizcilik Bakanı) Rauf Bey (Orbay) başkanlığındaki Osmanlı delegeleri, Wilson ilkeleri ışığında ortak bir metin üzerinde uzlaşmaya varılacağı zannı ile masaya otururlar. 30 Ekim 1918 günü Agamemnon zırhlısında Osmanlı Devletinin Kayıtsız-şartsız teslim belgesine benzeyen bir metni imzalayarak kalkarlar.

25 maddeden oluşan Mondros Ateşkes Antlaşmasının koşulları, evvelce hasta adam ilan edilmiş Osmanlı’nın ölümünü hızlandırarak, bir an evvel mülküne çökmek gayesinin diplomatik dille uydurulmuş gerekçeleridir.

Sonrasını biliyorsunuz. Kısa bir zaman sonra göreve getirilen Sadrazam Damat Ferit Paşa idaresinde yürütülen; Ordunun terhisi ile başlayıp, vatanın birçok parçasının işgaline kadar varan süreç.

2018

Bu günü zaten beraber yaşıyoruz.

***

Osmanlı için “Hasta Adam” tabiri ilk kez Rus Çarı I. Nikola’nın; 9 Ocak 1853'de bir konserden çıkışındaki sohbette, İngiltere'nin Rusya elçisi Seymour'a söyledi "Kollarımız arasında hasta, ağır hasta bir adam var" sözlerinde geçer. I.Nikola’nın, art arda gelen savaşlar nedeni ile toprak kaybeden ve Avrupa'nın mali kontrolüne girmiş olan Osmanlı İmparatorluğu için kullanıldığı "hasta adam" benzetmesini Seymour Londra'ya rapor edince, etrafa yayılır.

***

Biz Türkler, insanlık tarihinde kayıtlı dört bin yıllık ömründe; çeşitli devlet isimleri ile varlığı hep bağımsız sürdürebilmiş bir nadir bir milletiz. O nedenle de bu günün hâkimleri arasında biraz yaşlı, biraz güçsüz, biraz kocamış gibi görünebiliriz.

Bu uzun ömürlü tarihi süreçte de her yüz yılda bir bu zamanlar hastalanıp, kendi kendimize iyileşerek; daha zinde, daha azimli ve daha güçlü yolumuza devam ederiz. Çünkü her zaman ve her koşulda biliriz ki hastalığımızın şifası kendi içimizdedir.

***

Geçen hafta içinde gözümdeki bir kanlanmadan şüphelen dostum; tansiyonumu ölçünce 21-14 gibi bir vahim değerle karşılaştık. Oysa benim hiçbir şikâyetim yoktu. Ertesi gün doktora gittiğimde, aynı değerleri ölçen doktora da tekrarladım herhangi bir rahatsızlık duymadığımı. Doktor da bana “asıl vahim durum da budur zaten, sinsice tahrip eder ve için için ölümcül zararlar verir” demişti.

Bizim içinde bu hastalığımızın farkında olmak önemli. Teşhisi doğru yaparsak tedavisini de doğru yapabiliriz.

Fahrettin BEŞLİ

22 Eylül 2018