İki kere ikinin dört etmediği zamandayız.

Geçmişte eğitilmiş tüm jenerasyonların öğrendiklerinin tedavülde olmadığı bir süreci yaşıyoruz.

Bize oku oku da adam ol dediler hep. Adam olmak için hep okuduk.

Hem talim ve terbiye için okullarda okuduk. Hem de öğrenmek, ufkumuzu genişletmek, zihnimizi güçlendirmek için kitaplar okuduk

Çocuklarımıza da aynı şeyi öneriyor, hatta bastırıyoruz. Onlara “Oku yüksek notlarla iyi okullardan mezun ol. Kıymetli diploman olsun” diyoruz.

Çocuklar ve gençler diyor ki “Neden? Neden okuyalım? Neden iyi bir diplomanız olsun?”

Yanıtlamaya çalışıyoruz: “Hayatta başarılı olmak için, rakiplerinizin önüne geçebilmek için, iyi bir yaşam kaliteniz ve sosyal seviyeniz olabilmesi için”

Şimdi ki çocuklar zaten bi harika! Diyorlar ki “Bu gün okumuşluk ve diplomadan çok, insana güç veren para. Başını kaldırıp etrafa baktığında okumuşluğundan ötürü başarılı olmuş bir örnek gösterebilir misin? Bana parayı nasıl bulurum sen onu öğret.”

Çocuklar haklı. Bugünün başarılı figürlerinin hepsi sadece içinde bulunduğu ligdeki oyunu çok iyi oynuyor.

Devlet adamı olmak için, sanatçı olmak için, sanayici olmak için, eğitmen olmak için lazım okumak.

Politikacı olmak için, fabrikatör olmak için, tüccar olmak için, patron olmak için, şarkıcı olmak, artiz olmak, ünlü olmak için ya da birşey olmak için okumuş olmak öncelikli bir kriter değil. Artık ne okumaya ne diplomaya lüzum kalmadı.

“Eh; o zaman hayatı başta türlü öğrenin o halde” deyip o konudan uzaklaşıyoruz.

Yüce kitabımız Kur’an bile “oku” emri ile başlıyor. Biz onun yerine dinlemeyi tercih edip; anlatılanların, aktarılanların, belletilenlerin safsataların arkasından gidiyoruz.

Bizim kızlara Hanım Efendi, erkelere Beyefendi olmayı tembihlediler. Öyle de yetiştirdiler.

Bugün Hanım Efendi yetişenler, aile terbiyesi almış, ev işlerinde mahir, mağrur ve mahcup kızlar evde kaldı. Tezgâhtaki ezik domates muamelesi görüyor. Onun yerine; oturup konuşmaya kalksan kuracak üçüncü bir cümlesi olmayan, ama bunun yerine fosforlu ve süslü, görüntüsü cilalı kızlar el üstünde, başköşedeler.

Zihnini ve gönlünü okuyarak geliştirmiş, terbiyeli, saygılı, ölçülü, kibar, entelektüel Bey Efendiler yavan ve sıradan görülüyor. Beyni ve kalbi yerine, cüzdanı kabarık adamlar her türlü ortamda ön sıradalar.

Okuyup tahsil yapıp kendini geliştirmek yerine azami ölçü de para kazanıp bunu gösterdin mi hayatta en başarılı sensin.

Trafikte kurallara aman ha uyun dediler bize. Kırmızı ışıkta dur, diğer arabaları sıkıştırma, başkasına yol ver, yayaların önceliğini tanı vs… Bugün bunları yaparsan trafikte ilerleyemezsin. Herkes varacağı yere varır da, sen hala üçüncü lamba yeşili bekler durursun.

Bize demişlerdi ki söz senettir. “Aldım, borcum şu kadar, şu zamanda vereceğim” dedin mi, en kıymetleri evraktan daha muteberdir. Malında hile olmaz. Çürük çarık araya karışmaz. Sanatını iyi yapamayan esnafın pabucu dama atılır.

Şimdi sen tahsilatını yapabiliyor musun? Gerisinin önemi yok. Pazar çok büyük. O almazsa öteki alır. Etrafımız çürük çarık bozuk mal dolu. Kırkta bir iyi bir şey bulan mutlu oluyor. Sen bak işine…

Askerken öğrettiler ki harp; muharebe meydanında o zamanın silahları ile karşılıklı mertçe vuruşarak olur. O nedenle de her yerde “zafer süngünün ucundadır” yazar. Savaşı kaybeden komutan, askerin karşısına bir daha kolay kolay çıkamaz. Bu günün savaşları klavye ile hile ile tuzak ile satın alma ve şantaj ile sürdürülüyor ve ne yazık ki öyle kazanılıyor.

İnsan hayatının lüzumlu en temel ihtiyaçları beslenme ve barınmadır. O nedenle insanlar ağırlıklı olarak gıda, tarım, hayvancılık, inşaat, giyim kuşam vb. konularda yatırım ve iş yapmalılar.

Bu gün iletişim ve bilişim sektörü kadar kazandıran bir sektör yok.

Öğretmene bizi teslim ederken “eti senin kemiği benim” denirdi. Al istediğin kadar döv manasında değil bu. Kendi evladın gibi yetiştir, sana emanet demekti. Bizim ailelerimiz; bizim öğretmelerimizden bizim kadar çekinir ve saygı duyarlardı. Şimdi en ufak öğrencinin şikâyetinde soluğu okulda ve öğretmenin karşısında alıyoruz.

Yolda ve darda kalana yardım edin diye dinimiz de emreder. Arabayla giderken yolda bekleyen tanımadığınız birini almaya cesaret edebilir misiniz?

Sokak da insan olun denildi bizlere.

Büyüklere yer ver, elindeki eşyasını evine kadar taşı, konuşurken ve hareketle saygısızlık yapma.

Sokakta yaramazlık yapanlara, hatta sigara içen delikanlılara tanımadığı büyükler gelir, azarlar “atın o sigaraları” dediğinde gençler o sigaraları atarlar olay mahallinden sıvışırlardı.

Bu gün bunlar mümkün mü?

Çocukları sevmek en temel sosyal harçtır. Sokakta bir çocuğun saçını okşayabilir misiniz şimdi?

Hangisinden başlasan aynı noktaya çıkıyor.

Siyasete girmiyorum bile. Girersem yolumuzu kaybederiz.

Bize öğretilen tüm formüller bozuldu; tüm öğretilen esaslar, kurallar, töre, kaide rafa kalktı.

Hani anlatırlar ya çokça iş müracaatında tek bir sınav soru su varmış: “ 2x2=?” 4 yazanların hiç biri kazanamamış.

Kim kanamış hatırlıyormuşsunuz? “Siz kaç olmasını istersiniz” diye cevap veren.

Doğru olan bu olmadığını unutmadığımız sürece tekrar doğruyu buluruz.

Fahrettin BEŞLİ

14 Temmuz 2018