Ruhumuzu kaybettik; gören var mı?
Kâinat içindeki en değerli varlıklar canlılar, onların içinde en tekâmül etmiş olanı da şüphesiz ki insan.
Çok karmaşık görünse de formülü anlaşılamayacak kadar zor değil.
((Beden + Can) + Ruh) + Zekâ = İNSAN
Yaratılış sırasına göre, önce tüm ihtiyaçlara cevap verecek şekilde biçimlendirilmiş bir toprak kap: Beden.
Bu kabı dinamik hale getirmek üzere içine yerleştirilmiş enerji kaynağı, ya da metafizik bir pil: Can.
Bu ikisi canlı olmak için yeterli.
Kuran’da dâhil tüm kutsal kitapların anlatımı ile Allah’ın Hz. Âdem’i yaratış seyri de böyle başlıyor zaten.
Ama Allah bakıyor ki Âdem mutsuz, tatsız ve hani derler ya nursuz. İşte o zaman Havva’yı (bazılarına göre Lilith) yaratır. İkisi arasında güçlü bir gönül bağı kurmak üzere sevgiyi, aşkı, sadakati, muhabbeti aşılamak için onlara kendinden bir parça verir: Ruh.
Cennete varlığını sürdürmek için bunlar yeterli idi. Ancak eksik bir şey daha vardı ki; onun yokluğu ile şeytanın hilesini göremeyip tuzağına düştürler.
İnsan; cennetten kovulup ta yeryüzüne inince, kendilerini her türlü tehlikeden koruyarak yaşamlarını sürdürebilmek üzere, başlarının çaresine bakabilmek için ihtiyaç duydukları o şeyi de Allah lütfetti: Zekâ.
Gel zaman git zaman, on binlerce yıl geçtikçe en son ihsan çok büyüdü. İnsanlığa varlığını korumak için bahşedilen bu hikmet, tüm canlılarla birlikte altını üstünü ayırmadan tüm dünyaya hükmetmeye yöneldi.
Muhtemeldir ki şeytan, bu en son unsurun zekânın içine saklanıp insanlarla birlikte yeryüzünde yayıldı.
Bilimde, fende, teknolojide, konforda, güçte kendini sürekli olarak aştı. Robot yapmayı başardı, ama insanın kendisini de robot yaptı.
Zekâ, sürekli konuşarak büyüdü, insanoğlundaki tüm hâkimiyeti ele geçirdi.
Sürekli susan ve bastırılan Ruh bir süre sindi, şimdi de ortadan kayboldu. Ruhun varlık belirtilileri artık pek görünmez oldu.
Yanılıyor muyum, yoksa abartıyor muyum?
Bir yoklasanıza kendinizi…
Yemek yerken aldığınız damak tadı hala yerinde mi?
Mutlu olmanın verdiği coşku ne tarafta?
Güzel olan her şeyden aldığınız haz hep canlı mı?
En son ne zaman bir bayram yaşadınız?
Herhangi bir heyecanı ne zaman hakkıyla hissettiniz peki?
Ne zaman coştunuz, ne zaman şımardınız en son?
Ne zaman içinizden gelen yüksek sesle şarkı söylediniz?
Sadece orada olmaktan mutlu olduğunuz bir yer var mı?
Ya da sadece yanında olmaktan mutlu olduğunuz biri var mı?
Arkadaşlık, dostluk, “ahretlik”, “sağdıçlık”, komşuluk tanıdık ifadeler mi?
Sevgi, aşk, meşk lafını bile etmeye değmez,
Birçoğu dünden bize miras kalmıştı oysa.
Kültürümüz mesela; töremiz, nezaketimiz, muhabbetimiz, hoşgörümüz, neşemiz vb.
Herkes bu derece vahim durumda olmayabilir. Ama ekseriyetimiz aynen böyle.
Santim santim insanlığın ruhundan uzaklaşıyoruz. Onu ıskaladıktan sonra bir insan olarak değil, sadece bir canlı türü olarak yaşıyoruz.
Beton duvarlar içine hapsettiğimiz bedenimize, ruhumuz intibak edemedi.
Onun aslı dışarda, sadece kalıntıları ve izleri bizlerde kaldı.
Toprağa değen ayakta, dala tutunan elde, yeşili gören gözde, çiçeği koklayan burunda kaldı.
Kaldıysa gene de umut var demektir. Kalan kısmı maya olur. Bakılır, beslenir, yeşertilir, büyütülür.
Eskiden olduğu gibi yeniden önce bedene, sonra da insanlığa hâkim olur
İşte o zaman kovulduktan sonra çok uzaklaştığımız cennete, yeniden yönümüzü çevirmiş oluruz.
Fahrettin BEŞLİ
29 Haziran 2018