Siyasetçileri kirletirken Siyaseti kirletiyoruz.

Her seçim birbirinden daha önemli.

Bireysel olarak seçmenlerin ve adayların da, kurumsal olarak partilerin ve devletin de seçim sonuçlanana kadar en öncelikli gündemi önündeki seçimlerdir.

Çünkü seçim sonucu ortaya çıkacak durum; herkesi ve her kesimi direkt olarak etkileyecek, geleceğinde değişime yol açabilecek koşullara gebedir.

Bu nedenlerle heyecan, hırs, gayret, coşku, gayret vs. dinamik ahval olağandır.

Ancak her konuda olduğu üzere bunda da ölçü ve hudut elzemdir.

İdealist bir yürekle ve pembe gözlüklerle baktığımız da; biz siyaseti hizmet etme aşkı ile yanıp tutuşan insanların yarış pisti olarak görürdük. Kuralları, nezaketi, töresi, örfü, terbiyesi ve zarafeti olan bir yarış.

Buna göre, Milli Oyun Kurucu Büyüklerimiz; sadece ülkedeki iyilerin içinden seçtikleri en iyi adayların yarışa girmelerine izin verirlerdi. İyiler arasında yer alan talipler, ilk önce bu süzgeçten geçerek en iyiler arasına girecekti. Sonra da eniyiler yarışını kendi mecralarında kazanarak ülkeyi ve devleti daha ileriye taşıyacak görev ve sorumluklar alacaklardı.

Geçmişte öyleydi de şimdi mi değişti; yoksa biz hayal dünyasındaydık da şimdi mi gerçeği gördük bilemiyorum.

Şimdi siyasete baktığımızda gördüğümüz iyi olanın değil, iyi oynayanın kazanma şansı olduğu, kuralsız ve vicdansız bir mücadele arenası.

Elindeki güçle, potansiyelle, projelerle, geleceğe dönük hedeflerle, bireysel ve kurumsal hikmetle yükselmek yerine; tek geçerli kuralın rakibi alçaltmaya, mümkünse yok etmeye yönelik savaşın olduğu bir siyasi muharebe sahası.

Burada da özenecek ve alkışlanacak bir şey bulamıyoruz.

İçinde bulunduğumuz seçim sathında, zihinlerdeki ve gönüllerdeki ideal seçim atmosferinin yerine gergin, yüksek tansiyonda, dişlerin ve yumrukların sıkıldığı bir siyasi ortamı yaşıyoruz.

Oysa herkesin ağzında aynı sihirli sözcükler var: Milli İrade, Barış, Huzur, İstikrar, Demokrasi, Güven, Milli Birlik ve Beraberlik… Sanki herkes bu kelimelere, ortak mana ve ruhundan uzaklaşarak, kendi tercihinin hâkim olması doğrultusunda anlam yüklüyor.

Keşke hakaret, küfür, itham, zan ve tehdit söylemlerinin yerini, teknik eleştiri ihtiva eden “yanlıyorsun, yanlış biliyorsun, yanıltıyorsun, gizliyorsun” söylemleri alsa.

Keşke herkes için gerçekten Milli İradenin Tecelli Etmesi ve Devlet İdaresine Hâkim Olması nihai hedefinden sapma veya şaşma olmasa.

Antik Yunan’dan bugüne demokrasi tarihi boyunca seçimler değişimlerle süregeldi. Kent devletlerinden, modern ulus devletlere, oradan da bu günkü idari şekillere uyum sağlayacak şekilde seçimlerin değişim göstermeleri, seçmenlerin tercihlerini ve beklentilerini de etkiledi.

Seçmenler bilinçli veya bilinçsiz olarak, siyasal parti, aday, seçmen, gündem, propaganda, kitle iletişim araçları, kamuoyu araştırmaları, din, aile, çıkar grupları, kamuoyu liderleri ve ekonomi politikaları gibi koşulların etkisiyle tercihlerini belirlerler.

Seçmen tercihi ve seçmen davranışına yönelik yapılan bilimsel çalışmalar, üç ana başlık altında toplanmıştır:

Sosyolojik Yaklaşım; seçmen tercihlerinin ve seçmen davranışının bireylere ait sosyal kimlikler tarafından belirlendiği varsayımı

Sosyo-Psikolojik Yaklaşım; seçmen tercihlerinde, bireylerin çocukluk dönemlerinden başlayan siyasal sosyalleşme sürecinin önemli oranda etkili olduğu varsayımı

Ekonomik Yaklaşım, her vatandaş oyunu, kendisine diğer bütün partilerden daha fazla fayda sağlayacağına inandığı partiye verir varsayımı

Türkiye’deki seçmen davranışı sosyo-ekonomik faktörlerden çok ideolojik ve kültürel faaliyetlere bağlıdır. Parti seçimindeki en önemli unsur sol-sağ ideolojilerdir.

Bu gün için seçimlere ve seçmenlere etki eden en önemli unsur siyasi kültür olarak karşımıza çıkıyor. İşte siyasi kültürün olumsuzlukları hepimiz için ortak şikâyet konumuz.

Oysa en rasyonel seçim modeli olan ekonomik yaklaşım bizde yaygın olsa; seçmen eğer oy verdiği partinin yetersizliğini gördüğünde, bir sonraki dönemde siyasi tercihini kolayca değiştirebilirdi.

Bu durumda da herkesin elinde siyasi parti bayrak ve flamaların yerine onayladığı ve reddettiği kısımların ayrı renklerle işaretlendiği parti programları olurdu.

Biz öyle yapmadık. Sadece kendi partimizdekileri ve çizgimizdekileri takip ettik. Diğerleri ne diyor merak bile etmedik. Dahası gitgide dinlemediğimiz ve anlamadığımız diğerlerinin varlığına dahi tahammül edemez hale geldik.

Kendi siyasi liderimizi kutsalımız yaptık. Ona, partimize ve siyasetimize dokunulmasını kavga sebebi haline getirdik.

Benim partim ve liderim milli, gerisi gayri millî, benimkisi vatansever, gerisi ve onları tercih edenler hain ayrımlarına sürüklendik.

Bu şartlarda biz rakip siyasetçi ile birlikte kendimizde dâhil bütün siyaset mekanizmasını kirletmiş olmuyor muyuz?

Yarın hangi potansiyeli yüksek, devletine milletine faydalı hizmetler sağlayacak gençlerimizi veya hangi değerimizi siyasete gönül rahatlığı ile davet edebileceğiz.

Kapımızı tıklatan rekabet, husumet, nefret sarmalına girmiş siyasi şiddet; sadece seni beni değil, herkesi tehdit ediyor.

Biraz daha sükûnet lütfen.

Fahrettin BEŞLİ.

23 Haziran 2018