ANADOLU'DA İNANÇ RENKLERİ

Alevi, Bektaşi, Sünni; Özü bir, hepsi İslam'ın içinde...

Ulus devletlerin bekaları tüm farklı tercihlere rağmen birlik olmaya bağlıdır.

Ancak uhdesindeki bulunan tüm renklerin tonlarını soldurmadan ve ya fazla parlatmadan muhafaza edebilen toplumlar ve devletler uzun ömürlü olabilirler.

Türklerin İslami tercih etmelerinin en büyük kolaylaştırıcı sebebi; zaten tabi oldukları Gök Tanrıcı inanç sistemine uyumlu olmalarıdır.

Bu hali ile baktığımızda, herhangi bir yerde net bir ifade bulamasam da sanki Anadolu'ya geldiklerinde Türklerde daha fazla yaygın ve hâkim inanç sitemi bugünkü Anadolu Aleviliği idi.

İki Türk hükümdarı Yavuz Sultan Selim Han ve Şah İsmail'in "Cihan hâkimiyetini" elde etme çabaları Anadolu'da Alevi-Sünni inançların mezhepsel birbirinden uzaklaşmalarının kırılma noktasıdır.

Yeniçeri Ocağı öncelikle Osmanlı'nın askeridir. Hacı Bektaşi Veli (Ö.1290), 1362-1389 yıllarında kurulan Yeniçeri Ocağı'nın piri olarak kabul edilmiştir.

Osmanlı, Yeniçeri Ocağı'na almak için devşirdiği Hıristiyan gençlerini Sünni tarikat yapılanması ile Müslümanlaştırmak yerine Bektaşilik üzerinden İslam'a bağlamayı birçok açıdan daha uygun bulmuştur.

Ancak 16. Yüzyılın başlarına gelindiğinde Osmanlı bir tarafta Anadolu ve Mezopotamya bölgesinde, diğer tarafta da en büyük tehdit gördüğü Safevi Devleti ile uğraşmaktadır. Üstelik her iki cenahta da mücadele ettiği güçler o yıllardaki ismiyle Şii idi.

Daha sonraları da Kuyucu Murat Paşa'nın 1606'da,

Köprülü Mehmet Paşa'nın 1658'de,

Sultan II Mahmut'un 1826 yılında Yeniçeri Ocağı'nı kaldırırken dökülen kanlarla Osmanlı'daki hâkimiyet tamamen değişmiştir.

O zamandan sonra "can"lar Alevi olduğunu gizlemek mecburiyetinde bırakan bir hayat yaşamışlardır.

Sadece idari manada değil toplumsal zeminde de yanlışlar yaraları kanatmayı sürdürmüştür. Bunların içinde en haksız ve gönülleri inciteni de "mum söndü" yalanıdır.

1826'dan sonraki tarihler yani 1861'e kadar olan tarihler "ayin-i cem"lerin gizli olarak yapıldığı tarihlerdir. Bu şekilde 'zaptiye korkusu' ile 'Ayin-i Cem' yapılan köylerden birinde; köyün altına ve üst tarafına dikilen bekçilerin zaptiyeleri fark edince ıslıkla köylüyü uyarmasından sonra, 'cem' yapılan evdeki çıraların / mumların söndürülmesini, fark eden zaptiyelerin ışığın söndüğü eve gelerek, köylüyü bir arada ve karanlıkta görmüştür. Bu duruma dair üretilen ve ortaya atılan itham ve iftiralar bu güne taşınmıştır.

Fahrettin Beşli

7 Nisan 2018