ANADOLU'DA İNANÇ RENKLERİ-3
Sadece İslam Dininde değil, diğer semavi dinlerde de mezhep temelli bölünmeler var.
Kronolojik olarak ele alacak olursak Yahudilik mesela…
Yahudilerde mezhepler, her yeni bir dinin ortaya çıkışı farklılaşmıştır. Hıristiyanlık öncesinde beş mezhep vardır: Hasidîler, Ferisîler, Sadukîler, Essnîler, Zelotlar. İslam dininin ortaya çıkmasından sonra ise dört mezhep kabul edilmiştir: Rabbânî Yahudiler, Karaîlik, İseviyye, Yudganiyye. Günümüzde ise beş mezhep yaygındır: Ortodoks Yahudiler, Reformist Yahudiler, Muhafazakâr Yahudiler, Yeniden Yapılanmacı Yahudiler ve Sâmirîler.
On yıl, otuz yıl ve yüzyıl savaşları olarak nam salan mezhep savaşları ile hatırda kalan Hıristiyanlıkta da üç temel mezhep kök saldı.
Uzunca süre tek Tanrı’ya, tek peygambere ve tek kutsal kitaba inanan Avrupalı Hıristiyanlar, 1054 yılında Roma’dan ayrılan Bizans'la birlikte Ortodoks mezhebi ile tanıştı. 9. Y.Y.dan sonra Ruslar, Bulgarlar, Sırplar gibi Slavlar arasında yayıldı.
1618 tarihine kadar Hıristiyanlık;ve Ortodoks Katolik Mezhepleri üzerinden varlığını sürdürdü. Bu yıllarda İncil’i Latince’den Almanca’ya çeviren Martin Luther isminde bir Alman papaz Roma’daki Katolik ruhbanlar tarafından dışlandı. Bunu ‘Protesto’ eden Hıristiyanlar arasında ayaklanma başladı ve Protestanlık Mezhebi ortaya çıktı. Bu tarihten sonra 100 yıl bir katliam gibi süren Mezhep savaşları neticesinde Avrupa nüfusunun üçte ikisi yok oldu.
İslam dininde de, tıpkı Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi diğer dinlerde hatta belki de dinlerin tümünde gerekçeleri mezhepsel bakış açısı farklılıklarına dayalı bölünmeler oldu.
Dinlerin tarihsel süreçleri gösteriyor ki fikir aykırılıkları masumiyetlerini koruyamamış; önce tartışmalara, sonra da mücadelelere ve hâkim güç olup kontrolü ele geçirmeye dönük kavgalara dönüşmüş.
Komşu komşuyu mezhebinden ötürü öldürmeye başlamış. Aileler birbirlerinden koparılmış. Gücü ele geçiren zayıf kalanın ortadan kalkması için çaba göstermiş.
Genel perspektiften yeniden İslam Dininin ve özellikle de Anadolu’daki renklerine döndüğümüzde ne kötüdür ki aynı karanlık tablo karşımıza çıkıyor.
İnsana değer veren, iyiliği ve başkalarına yardımı emreden, kimsenin kimseden daha üstün olmadığını benimseyen İslam Dininin kendi mensupları birbirlerine karşı hiç olmadıkları kadar acımasız olabilmişler.
Tıpkı bugün Ortadoğu’da olduğu gibi…
Bu gün aynı tehdit ve tehlikenin eşiğindeki bir coğrafyada tuzağa düşmemek, kaos ve kıyamet senaryolarına sürüklenmemek için diğer tüm farklılıklarla birlikte mezhepsel farklılıklarımızı da tanıyarak, öğrenerek, anlayarak ve yaklaşarak güce dönüştürmeliyiz.
Biz Türkiye Türk Dünyası Yörük Türkmen Birliği olarak bulun bilince değerlendirmeler yapıp; tutum ve davranışlar geliştiriyoruz.
Geçen yıl İstanbul’da 250 Alevi Bektaşi Dernek Başkanları, kanaat önderleri, Dedeler ve temsilcilerle birlikte 10 Muharrem orucu iftarı yapmıştık. Bu yıl da Türkmen Alevi Bektaşi Vakfının “Uluslararası Hoca Ahmet Yesevi’den Günümüze Gönül Erenleri” programına iştirak ettik. Orada protokolün yanı sıra Balkanlar ve Ortadoğu’daki Alevi Bektaşi Dernek ve Kurum temsilcileri konuşmalar yaptılar.
Bu kapsamda Türkiye Türk Dünyası Yörük Türkmen Birliğimizin Genel Başkanı Sayın İrfan Tatlıoğlu da katılımcılara hitap etti. Konuşmasının sonunda ortaya koyduğu ifadeler beslenmesi gereken asıl düşüncelerin ve doğru yaklaşımların tarifidir. “Hazreti Ali’yi Hazreti Fatma’yı, Hasan’ı ve Hüseyin’i, kısacası Ehl-i Beyt’i sevmeyen Müslüman olur mu? Yanılarak ve yanıltılarak birbirimize uzak tutulduğumuz, birbirimize kötülendiğimiz ve soğuk baktığımız zamanlar geride kaldı. Şimdi hepimiz aynı Allah’ın kulu, aynı dinin mensubu, aynı peygamberimin ümmeti olduğumuzu yeniden hatırladık. Ben neysem sen de o sun, sen ne isen ben de oyum. Hasret bitsin. Biz bu milletin iki koluyuz. Birimiz olmazsak bu Milet çolak kalır. Şimdi artık özlemle ve muhabbetle kucaklaşalım” diyerek salondakilerin çoşkulu alkışları ile Vakıf Başkanı Özdemir Özdemir’e sarıldı.
Bu kucaklaşma fikirde başlayıp gönüllere sirayet etmeli, oradan da uygulamalara hâkim olmalı.
Bir haber gördüm geçenlerde. Türk yapımı bir sinema filminde Kerbela olayı işlenecekmiş ve iki ünlü Hollywood yıldızı da bu filmde rol alacakmış. Mel Gibson, Yezid'in ordu komutanıyken Hz. Hüseyin'in tarafına geçerek ilk Kerbela şehidi olan Hürr bin Yezid'i; Morgan Freeman ise Şemun'u (Yezid'i sürekli ikaz eden kişi) canlandıracakmış.
Filmi Merakla bekliyorum, çünkü Kerbela ile ilgili bilgi ve derinlik olarak eksiklerimi tamamlayacağımı umuyorum.
Fahrettin BEŞLİ
21.4.2018