ANADOLU'DA İNANÇ RENKLERİ-2
Türk insanı Allah’a ulaşmak için İslam dinini tercih ettiğinden bu yana yeni bir güç mücadeleleri alanının ortasında kaldı.
Peygamberimiz Hz. Muhammed’in sağladığı birlik ve dirlik, vefatından sonraki Hilafet dönemlerinde muhafaza edilemedi.
Halife kim olmalı sorusuna verilen farklı ve radikal cevaplar, tüm Müslümanları İslam’ın özünden santim santim uzaklaştırdı.
Hepsi Allah’ın birliğine ve Hz Muhammed’in O’nun elçisi olduğuna inansalar da; mezheplerin birbirinden ayırdığı her kesim kendine göre olan doğrunun peşinden yürüdü.
Peygamberimiz Hz Muhammed’in sünneti üzerine inancını yaşayanlar; inanma, namaz, oruç, hac ve zekât ilkeleri üzerine kurulu ehl-i sünnet mezhebi, “Sünni” diye isimlendirdi kendini. Bu kesim Sünnet’i tutup, fıkıh ve Hadis’e tâbi oldular.
Bunun yanında Ehl-i Beyt, yani Hz.Ali ve Evlâtları taraftarları da kendilerini kelime anlamı dost, taraf, muhib demek olan “Şii” olarak ifade ettiler.
İşin aslına bakacak olursak Şiiler de Ehl-i Sünnet’tir. Onların fıkıhları da Kitap ve Sünnet’e dayanır. Sünnet’i tuttuklarına göre; Onlar da bir yönü ile Sünni’dir.
Ayrıca yeryüzünde Hz. Ali’yi sevmeyen, tutmayan, O’nun aleyhinde konuşan hiçbir Müslüman olamaz ki.
Özetle masum kelime anlamlarının, mezhep kavgalarının dışında; Peygamber’in Sünnet’ini tutanı Sünni; Ehl-i Beyt’i seveni de Şii olarak biliriz.
İslam’ı kendilerine getirildiği gibi kavrayıp kabul eden Türkler İmam Matüridi ve Hoca Ahmed Yesevi ile bu dini benimseyip sevdiler. Onların çizgisinden yürüyen Hacı Bektaşi Veli ve Erenleri eliyle de Anadolu topraklarında yayıldılar.
Anadolu’da kök saldıktan sonra Şii mezhebinin rengi bu topraklara has bir tona dönüştü ve Alevilik olarak varlığını bugünlere taşıdı.
Alevi, Hazret-i Ali’yi veli edinen demektir.
İlk bölümde özetlediğimiz süreçte meydana gelen kırılma ile Aleviler beş yüz yıl gözden ırak varlıklarını korumak zorunda kaldılar.
Bu zaman zarfındaki bilgi eksikliği ve bilgi kirliliği; hastalıklı bir “peşin fikir” olarak yaşantımızın alt kademelerden, devletin en üst mevkilerine kadar zihinlerimizi zehirledi.
Hz. Ali’nin “İnsan, bilmediğinin düşmanıdır” beyanından hareketle; toplumlar birbirlerini doğru bir şekilde tanımadıkları sürece düşmanlıklarını ortadan kaldıramayacakları aşikârdır.
O nedenle Aleviliği tam ve doğru olarak tanımak ve anlamak, terminolojisini de öğrenmek öncelikli bir ihtiyacımızdır.
Alevi: Hz. Ali’nin yolunda olanlar veya Hz. Ali’nin soyundan gelenlerle; Hz. Muhammed’den sonra Hz. Ali’yi imam olarak tanıyanlardır.
Ehl-i Beyt, Hz.Muhammed`in Hz. Fatıma, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’den oluşan ailesidir. Peygamberimizin nesli Hz. Hüseyin ve Hz. Hasan vasıtasıyla devam ettiği için onların da kıyamet kopacağı vakte kadar dünyaya gelecek evlatları da Ehl-i Beyttir.
Kerbela; İslam tarihinde geçtiği yerin ismi ile anılan en acı olayın adıdır. Hz. Ali’nin oğlu Hz. Hüseyin’in çoğunlukla ailesinden oluşan 72 kişilik ordusuyla Kerbela'da Yezid'in ordusu tarafından on gün tutsak edildikten sonra, Muharrem ayının 10.günü Aşura gününde şehit edilişi hadisesidir.
Cem; Alevilerin toplu halde ettikleri temel ibadetin adıdır.
Dede; uygulamaya dayalı bütün görevlerde baş aktörlük rolüne sahip, dinî liderlik kurumunu temsil eden bir otoritedir.
Gülbank; cemler de okunan bir tür duadır.
Bektaşi: 13. Asırda Horasan’dan Anadolu’ya gelen Hacı Bektaş Veli tarafından kurulmuş Bektaşi tarikatına mensup olan kişidir. Hoca Ahmet Yesevi tarafından tesis edilen ve Türkler arasında kurulmuş ilk tarikat sayılan Yeseviye’nin tesirinde kalıp; Hacı Bektaş Veli’yi yol büyüğü olarak tanıyan Aleviliğin bir bölümüdür.
Temel inanç prensipleri açısından ciddi bir fark olmaksızın Aleviliğin soydan-belden geldiği; Bektaşiliğin ise bir takım eğitim aşamalarından geçerek kazanıldığı değerlendirilir.
Alevi inancının temelini Ehlibeyt sevgisi ve bağlılığı oluşturur. Bu inanış şu kanaatini sürdürür: “Allah Resulü ahirete göçmeden evvelki son hutbesinde ümmetine iki emanet bırakmıştır; bunlardan biri Kuran-ı Kerim, diğeri Ehli Beyt'tir. Buna rağmen, Hz.Peygamber'in vefatından sonra ümmet, Ehli Beyt'e sırtını dönüp, o'nun emanetine ihanet etmiştir. Hz.İmam Hüseyin'i Kerbela'da yalnız bırakması, ümmetin ihanetinin en büyük delilidir.”
Peygamber ümmetinin en büyük sınavı olan Kerbela‘da başarısız olduğu kanaati; iki mezhep arasındaki çatlağı işaret eder.
Fahrettin BEŞLİ
14.4.2018