Buyur gel 2019.

Başkaları “kapımız herkese açık” derler ya; biz Yörüklerin kara çadırının kapısı bile yoktur. O sebeple çekinmeden, davet beklemeden, kapı çalmadan buyur gel 2019.

Geleceğin varsa senin de göreceğin var, bizim de…

Her yeni yıl; daha güzel günler beklentisiyle ve yeni umutlarla çocuksu bir heyecanla karşılanır. Beklentiler gerçekleşmek, hastalar iyileşmek, borçlular ödemek, ihtiyacı olanlar bir şeylerin sahibi olmak, talebeler mezun olmak, askerler tezkere almak, gurbettekiler dönmek, sevenler evlenmek için umutlarını yeni yıla bağlamışlardır.

***

Bu defa durum biraz farklı. Umut dolu heyecanlar yerine, korku dolu karamsar duygularla bekliyoruz seni. Ne yalan söyleyelim, gelen gideni aratır söyleminin bir kez daha tecelli etmesinden endişe ediyoruz.

Sen gelmeden önce havadislerin geldi. Senin getireceğin olası gelişmelerin kokusu, Devletimizin ve Milletimizin uğraşacağı yeni meşakkatlerin sinyalleri, cümle âlem ile birlikte bizleri de hırpalayacak sarsıntıların titreşimleri senden evvel vardı buraya.

Emarelere baktığımızda, senin getireceğin yeni yılda; cepte para, ülkede huzur, bölgede barış, ufukta güneş, gökte mavi, yerde yeşil görünmüyor.

***

Çok eskilerde, Türklerin Orta Asya’daki İslamiyet öncesi tek tanrılı inanışlarında güneş çok önemliydi. Gecelerin kısalıp, gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralıkta; “Güneş geceyi yendi” diyerek kadim Türkler, Nardugan (Nar=Güneş Dugan - “Doğan Güneş”) Bayramı kutlamaları yaparlardı. Yeryüzünün tam ortasında bulunan hayat ağacı Akçam altında toplanıp; ağacı süslerler, güzel giysiler giyip ve şarkılar söylerler, yaklaşık 10 gün kutlama yaparlardı.

Yine o döneme ilişkin efsanelerde kışın soğuk havalarda ortaya çıkan ve aç, fakir, kimsesiz garibanlara yardım eden Soğuk Hanı olarak bilinen Ayaz Ata’dan söz edilir. Hatta inanışa göre Ay Tanrısı, soğuk havaya karşı Türkleri koruması için Ayaz Ata’yı göndermiştir.

Sümerolog Prof. Dr. Muazzez İlmiye Çığ; bu inanç ve geleneğin, Hunlar tarafından Avrupa’ya taşındığını ve Nardugan Bayramını, Hristiyanların İsa’nın doğumuyla ilişkilendirip Noel adıyla kutlamaya başladığını savunur.

Yani iddiamız odur ki eloğlu Nardugan Bayramımızı “Christmas”, Ayaz Ata’mızı Noel Baba, akçam ağacımızı da yılbaşı ağacı olarak süsleyip bugüne kadar bize pazarlamış.

***

Her yeni yıl yaklaşırken, camilerle sokaklar arasında geçen yılbaşı kutlamak helaldir/ haramdır tartışmalarına girmeyeceğim. Bizimkisi son derece masumane, yeni bir takvim yılına girmenin heyecanı ve coşkusu. Zannımızca yeni yılı nasıl karşılarsak öyle geçer. Biz iyi geçmesini istiyoruz, o nedenle de yeni yılı iyi karşılamak istiyoruz.

O nedenle yakın geçmişin yılbaşı geceleri son derece sıcak ve keyifli geçerdi. Özel hazırlanmış akşam yemeği ile başlayan gece; tek televizyon kanalı TRT’nin “Yılbaşı Özel Programına” göre bir seyir izlerdi.

Mandalina, portakal, çerez ve meşrubat eşliğinde oynanan tombala ile şamataya boğulan “yılbaşı eğlencesi”; tam gece yarısı, lambaları söndürüp 10dan geriye doğru hep bir ağızdan sayma ile zirve yapar, çocukları yatırdıktan sonra televizyonda çıkan dansöz ile de sona ererdi.

Annem de geçmişindeki yeni yılları kabak tatlısı ile hatırlar. Yılbaşı gecesi bal kabağını büyük büyük doğrarlar, kabukları ile birlikte tepsiye dizerler, üzerine şeker dâhil hiçbir şey dökmeden ekmek fırınına verirlermiş. Yavaş yavaş pişen kabağın kendi şerbeti ile dibinde oluşan ravak; pek bir güzel tat verirmiş bal kabağına.

***

Yeni yıl anlatmak için çizilirken; çıkan yıl da, giren yıl da sırtında çuvalla bir Noel Baba ile tasvir edilir. Giren Noel Baba genç hatta bebek, çıkan Noel Baba yaşlı hatta kocamış olur. Çıkan “Noel Dede” biten yıla dair kırık dökük, elem keder, tatsız tuzsuz ne varsa geriye kalan onları çuvalına doldurup tarih çöplüğüne götürür. Gelen “Noel Bebe”nin çuvalında ise 360 güne yayılacak olan beklentiler, umutlar ve sürprizler vardır.

Senin çuvalında neler var 2019? Deprem mi, savaş mı, azıtmış terör mü, ekonomik kriz mi yoksa içerden de desteklenen dışardan yönetilen belalarla meydana gelecek kötü bir son mu? Dök bakalım içindekileri yavaş yavaş görelim ve kaderimizle yüzleşelim.

Oradan bakınca fazla karamsar hatta paranoyak mı görünüyoruz? Son yıllarda ne krizler ne kaoslar ne cendereler atlattık bilsen. Bu yaşanmışlıklarla gelecekten umutlu olmak, gerçeklerden uzaklaşıp polyanacılık da ihtisas yapmak olur.

***

Her şeye rağmen insanlık tarihinin en şanslı dönemine denk geldik biz. İkinci Dünya Savaşından sonra öyle büyük bir savaş, kıtlık, yaygın hastalık, Marmara depremi dışında büyük bir afet de görmedik. Sıkıntı çekmedik. Hem bu zorluklara karşı idmansızlığımız hem de kapı komşularımızın yaşadığı ıstıraplar bizlerin endişelerini köpürtüyor.

Biliyoruz ki her şeyin tam, her şeyin mükemmel, bütün insanların iyi, bütün kaderin hayr üzere tezahür etmesini beklemek biraz fazla hayalperestlik olur. Hayal ettiğimiz yerin tam karşılığı cennet. Oysa burası dünya. İmtihan ve meşakkat yeri. Ama ömür varsa, umut da vardır. Allahtan umut kesilmez

***

Sen şimdi son gün biz yılbaşı programları ve sevaptı / günahtı tartışmaları ile meşgulken Bursa’ya uğra. Gir bir termal kaplıcaya; üzerindeki dertlerden, tasalardan, hastalıklardan, trajedilerden, kazalardan, belalardan, savaşlardan, yokluktan, acıdan, ıstıraptan, esaretten tüm kirinden pasından arın da öyle gel memleketime ve tüm insanlığa.

Nasıl gelir geçersen öyle hatıramız olacaksın. Ya tarihin karanlık dehlizlerinde kaybolacaksın ya da beyaz ve aydınlık sayfalarına kaydolacaksın.

Biz hazırız, buyur gel 2019.

Fahrettin BEŞLİ

31 Aralık 2018