Ülkemin içinde bulunduğu tehdit, tehlike ve çetin koşulları alt edebilmemiz için devlet gayretlerinin yanında, acilen toplumsal teslimiyet ve ataletten silkinmeye ihtiyacımız var.

Bunun da bana göre iki destansı yöntemi var: eğitimde Köy Enstitüleri; ticarette de Ahilik ruhunu yeniden günlük hayatımıza nüfus ettirmek.

Bu iki ruhla Türk Milleti iki defa küllerinden silkinip devlet kurmuş ve kaderini değiştirmişti. Birincisi Anadolu’yu yurt tuttuğunda, ikincisi de bu yurdu elinde tuttuğunda.

Son zamanlarda bir televizyon dizisi isminin de desteklemesi ile terim yanılgısına düştük. Türk Milletinin “Dirilişi” insanlık tarihindeki ilk Türkün ortaya çıkışıdır. Bu da bir fikre göre Hz. Nuh Peygamberin oğullarından Yâfes’in ”Türk” adlı oğlunun doğum tarihidir.

O günden bu güne Türk ölmedi ki dirilsin. Yaşadıkları olsa olsa uyanıştır, dikiliştir, yürüyüştür, silkiniştir ya da bu gün her türden belaya gösterdiğimiz gibi direniştir.

***

Bugün evvela ve acilen sosyal hayatta, ekonomide, ticarette, siyasette ve uluslararası ilişkilerde kaybettiğimiz milli karakterimizi canlandırmalı ve her alanda yeniden hâkim kılmalıyız. Bizden geçtiğine göre bunu yeni nesillere kazandırmanın en etkili yolu, Köy Enstitüleri ruhu ile hareket etmektir.

İlk bakışta yalın hali ile bir mana ifade etmeyebilir. Bu gün geldiğimiz noktada bilim ve teknolojide, yeni eğitim sistemlerinde ve bilişim çağı koşullarında, geçmişe dair iptidai bir uygulama nasıl bir alternatif yöntem olabilir ki denilebilir.

Ancak kastım yöntemin teorisi değil inanç, azim, sebat, fedakârlık, kararlık ve başka birilerine aktarılarak ölene kadar gönüllerde canlı tutulan işin ruhudur. Tıpkı o kurumlardan yetişen eğitmenlerin ve onların eğittiklerinin; hayata bir başka türlü nasıl sarıldıkları gibi bugünün genç nesli de aynı gönülle ve kudretle sarılmaları lüzumudur.

Sihir, Orhan Veli’nin “Ellerinde nasır, yüzlerinde nur, yarına ümitle yürüyenler” diye tarif ettiği o gençlerin yüreklerinde muhafaza edilmiştir. İşte o ruhla Türk Milleti; kurak ve kaotik çağın ortasında yeniden silkinerek ayağa kalktığında, dünyasını yeşertecek tohumlar Köy Enstitülerinde saklıdır.

Bu tohumlar yeniden ekildiğinde; tıpkı çorak topraklarda çiçek yetiştiren küçük çiftçiler gibi, tuttuğu hamsiyi salamura yapan genç balıkçılar gibi; okulunu, sırasını, ekmeğini, önlüğünü kendi yaparak öğrenen talebeler gibi, koyun güderken mandolin çalan çobanlar gibi kendi çağının birkaç faz ilerisine sıçrayabilen nesiller yetişecektir.

***

Siyasi mülahazalar, haksız ve mesnetsiz önyargılar ve eski hesaplar nedeni ile unutturulmaya çalışılsa da bu milli silkiniş efsanesi; hakkında kitaplar yazılarak, o neslin kalanlarının ve çocuklarının kurdukları organizasyonlarda konuşularak anılarda yaşatılıyor. Hatta buna dair “Yücel’in Çiçekleri” ismi ile bir film vizyona girmeye hazırlanıyor.

Bu fikri kavrayabilmek için destansı bir eğitim seferberliği olan Köy Enstitüleri’nin kuruluş dönemi koşullarını ve yalnızca 14 yıl süren kısa ömrünü öğrenmek gerekir.

Kendisi de bir Köy Enstitülü olan Halil İbrahim Durgut'un tabiri ile “Cumhuriyetin Sabah Güneşi” Köy Enstitüleri; harp meydanlarındaki zaferleri, eğitim zaferi ile sürdürmek üzere, cumhuriyetin ve medeniyetin ışığını Anadolu'ya taşımak için kurulmuştu.

***

Osmanlı'da Müslüman Türk köylüsü sadece asker ve vergi kaynağı olarak görüldüğünden yüzyıllar boyunca ihmal edilmişti. Yokluk, yoksulluk, hastalık içindeki ulusun yüzde 80'i köylerde yaşıyordu.

1920’lerde erkek egemen yapıdaki Anadolu nüfusu 10 milyon civarında ve bunun yöneticiler dışındaki okur-yazar oranı %1 in altında idi. Eski yazı (Arap Harfleri ile) okur oranı %7-8, yazabilen %1 kadar iken bu oran kadınlarda binde biri bile bulmuyordu.

Atatürk’ün “Türkiye'nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylü” bu yokluk ve cehaletten kurtarılmalı idi. Bunu gerçekleştirmek için de “her köye okul, her okula öğretmen” biçimindeki basit yöntemin yerine, “Eğitim içinde üretim, üretim içinde eğitim” yoluyla köylüyü aydınlatıp çağdaşlaştıracak özgün bir eğitim-öğretim modeli geliştirdiler.

1923 yılında Lozan’da direttiklerini alamayanlar bize “Siz her fikrimize karşı çıkıyorsunuz ama yarın ülkenize döndüğünüzde ülkenizi bir yokluk içinde bulacaksınız. İşte o zaman bizlerden yardım isteyeceksin; bizler de bu dayatmalarınızı hep öne süreceğiz” demişlerdi.

Yeni Türkiye Cumhuriyeti kimseye avuç açmadı. Lakin ekseriyeti okuma yazma dahi bilmeyen bu fukara milletle büyük işler yapmak imkânsızdı. Karar verildi; bu millet derhal okur-yazar yapılacak ve fakirlikten kurtarılacaktı.

Atatürk 1923'teki İzmir İktisat Kongresi'nde “Eğitim programımızı takip eden insanlar güzel çiftçi, kunduracı, fabrikacı, tüccar olacak; pratik, yararlı, verimli adam olacak” diyordu

1928'de Denizli ve Kayseri-Zincidere’de Köy Muallim Mektepleri açıldı. Ancak iyi sonuç alınamadı.

Atatürk'ün önerisiyle 1936 yılında ilk kez; askerliğini onbaşı ve çavuş olarak yapan 84 köylü genç, Eskişehir Mahmudiye'de açılan bir kurstan sonra Köy Eğitmeni olarak görevlendirildi. Bu uygulamanın başarılı olması üzerine kursların sayısı artırıldı, eğitmenlere toprak, tohumluk ve tarım araç-gereci de verilerek bulundukları bölgede tarımsal çalışmalara öncülük etmeleri sağlandı. Bir program çerçevesinde Eskişehir Çifteler’de (1937), İzmir Kızılçullu’da (1937), Edirne Kepirtepe’de (1938) ve Kastamonu Gölköy’de (1939) deneme niteliğinde dört Köy Öğretmen Okulu açıldı. Bu okullar 3 yıllıktı.

Atatürk öldükten sonra attığı ilk adımı geliştirmek üzere Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç bayrağı devraldı.17 Nisan 1940'da TBMM'de oybirliği ile 3803 sayılı Köy Enstitüleri Yasası kabul edildi ve Köy Enstitüleri açılmaya başladı. 1943 yılında Köy Enstitülerine öğretmen yetiştirmek üzere Ankara Hasanoğlan’da Yüksek Köy Enstitüsü kuruldu.

1940-1954 arasında 5 yıllık eğitim veren toplam 21 Köy Enstitüsü kuruldu: Akçadağ / Malatya, Akpınar-Ladik/ Samsun, Aksu / Antalya, Arifiye / Sakarya, Beşikdüzü / Trabzon, Cılavuz / Kars, Çifteler / Eskişehir, Dicle / Diyarbakır, Düziçi / Adana, Ernis / Van, Gölköy / Kastamonu, Gönen / Isparta, Hasanoğlan / Ankara, İvriz / Konya, Kepirtepe / Kırklareli, Kızılçullu / İzmir, Ortaklar / Aydın, Pamukpınar / Sivas, Pazarören / Kayseri, Pulur / Erzurum, Savaştepe / Balıkesir.

***

Fahrettin BEŞLİ

25.11.2018