İnsanlık tarihi belirli dönemlerde keskin kırılmalar ve bunun sonucunda köklü değişimler yaşayarak sürüyor.

Bu gün de, bazılarının “Enigmatik Çağ” ya da “Muamma Çağı” dedikleri; insanların kesin bilgi sahibi olduklarını düşündükleri konularda şaşkına uğradıkları, işin aslının öyle olmadığını anladığı bir dönemi yaşıyoruz. Tersini bildikleri işin aslını da bir sonraki dönemde öğrenecekmişiz.

***

Bu doğru bildiğimiz yanlışlardan bir tanesi; karşımıza o an çıkan koşullarla, olayların da anlık geliştiği zannıdır. Bu zanna göre bir takım tesadüflerin bir araya getirip kesiştirdiği hususlar, yeni gündemleri ve yeni meseleleri oluşturur. Dolayısı ile gelişmeler öngörülemez ve tedbir alınamaz.

Geçmişte böyle idi ise bile bu gün bu tespitin geçerliliği ortadan kalktı. Çünkü yaşadığımız anın kurgusu en erken 20 yıl evvelden planlanıyor. Biz yıllar evvelinden planlanmış olanı yaşadığımız anda da, bizim gelecek yirmi hatta elli yıl sonramız planlanıyor.

***

Dünyada üst tasarımlar yapılıyor. Bu üst tasarımları yapan teşkilatlar var. Bizim sohbetlerde aklımıza ilk gelen Rockefeller ve Rothschild aileleri değil sadece bu üst tasarımı yapanlar.

Vatikan, İsrail, Mason, Gül ve Haç Kardeşliği, İlluminati, Opus Dei ve benzer teşkilatlar, bazı dini tarikatlar, gizli organizasyonlar, global şirketler ve oralardan yetişen üst düzey elemanlar bu üst tasarımların mutfağında yer alıyorlar.

Bunlar planları yapıyor, milyarlarca insan da buna uyuyor. Mesela büyük planın bir parçası olarak erkeklerin Ortadoğu’da yaygın olan sakal şekli moda olarak servis ediliyor. Ya da milletleri parçalamaya toplumun çekirdeğinden başlayıp; aile yapısının bozulmasına ve tesis edilememesini sağlamak için, bireysel hak ve özgürlükler her şeyin üstüne çıkarılıyor.

Ya da zihin kontrol mekanizmaları devreye sokuluyor. Bu şekilde insanlar öyle bir şekillendiriliyor ki hiçbir şeyin sebebini merak etmiyorlar. Sadece sonucun ne olduğunu görüp, ona göre duruş belirlemeye yönlendiriliyor.

***

Bir diğer yanılgımız da bizi etkileyen hadiselerin ve koşulların aktörlerinin tek parça olduğunu kabul etmek. Amerika ya karşı Rusya, Hristiyanlara karşı Müslümanlar, doğuya karşı batı gibi. Oysa her biri en az iki parça olarak varlık sürdürüyor, politika belirliyor ve hareket ediyor.

Ne bir tane Amerika, ne bir tane Yahudi lobisi, ne de tek bir Hristiyan dünyası var karşımızda. Dolayısı ile üst tasarım yapan merkezler de tek değil ve birbirleri ile rekabet hatta mücadele içindeler. Ama bu mücadelelerini başka devletler, başka milletler ve başka figür kişiler eli ile yapıyorlar.

***

Humeyni’nin, Fransa ve Almanya destekli olarak İran’a gelmesini örgütleyen Vatikan.

İsrail’e ve Siyonizm’e karşı çıkan karşı olan Yahudiler, toplantılarını İran’da yapıyorlar.

Amerika’daki çok uluslu şirketler daha özgür hareket etmek için papa ve Vatikan engelini aşmak istiyorlar. Buna Vatikan’ın ezeli hasmı olan İsrail de eklenerek gücü büyütüyorlar ve Amerikan Devletini bu istikamette yönlendiriyorlar.

ABD, Humeyni’yi “yeşil kuşak teorisi” çerçevesinde Sovyetler Birliğini dağıtmak üzere Orta Asya’daki Müslüman kesime yönlendirmek istedi.

Humeyni projesinde başarılı olamasa da nihayetinde 1991 yılında Sovyetler Birliği ABD’nin yetiştirdiği Mihail Gorbaçov eliyle dağıldı.

Humeyni kendisine verilen bu görevi bırakıp Ortadoğu’ya yöneldi. Oradaki Şii kesiminin hâkimiyetini ele geçirip, bu gücü İsrail’e karşı kontrol etmeye yöneldi.

Buna karşılık da ABD ve İsrail; Saddam Hüseyin’i Humeyni’ye karşı çıkardı.

Vatikan ittifaklı ABD ile İsrail ittifaklı ABD’nin mücadelesine bir küçük örnek bu karşılıklı hamleler.

***

Bu günlerde yoğunluğu ve şiddeti artan gelişmeleri doğru anlamak için, bu senaryoları yazan büyük güç merkezlerini iyi kavramamız gerekiyor.

Avrupa tarihi, din ve mezhep çatışmaları ve savaşları tarihi aslında. Endülüs üzerinden Müslüman Hristiyan kavgasını, Yahudi Hristiyan kavgası takip ediyor, ondan sonrası da Protestan Katolik kavgası ile sürüyor.

16 YY da Avrupa’daki din ve Hristiyan mezhep çatışmaları, 21. YY da bu defa Ortadoğu’da tekrarlanıyor.

Dönemin en büyük gücü olan Osmanlı İmparatorluğu; Katolik kilisesine karşı daima Protestanları destekledi.

Osmanlı 1541’de Macaristan’a girerek Protestanları Katoliklerin elinden yok olmaktan kurtardı. O nedenle derler ki Osmanlı olmasa Protestanlar olmazdı.

Buna karşılık olarak Vatikan da Şiileri Osmanlı’ya karşı hep kışkırtarak ve İran’ı destekleyerek intikamını aldı.

***

Bu aktörlerin en büyüğü ve görüneni olan Vatikan’dan ve onun ruhani lideri Papa’dan başlamak gerek tanımaya ve kavramaya.

Dünyadaki büyük bildiğimiz bütün şirketlerden daha büyük ekonomik güce sahip Vatikan; dünya üzerindeki büyük ihalelerin kendisine bağlı Katolik şirketlerin almasını sağlıyor. Dünyanın en büyük ilaç şirketlerinin, silah sektörünün büyük hisseleri Vatikan’ın elinde. Dolayısı ile bir taraftan dünya üzerindeki silah satışlarını organize ederken diğer taraftan da dünya ilaç piyasasını elinde tutuyor. İnsanlığı kontrol altında tutacak iki sihirli sopa da aynı merkezin elinde.

Sinema endüstrisini, hem para kazanmak hem de zihinleri şekillendirmek suretiyle insanları yönlendirmek için yönetiyor. Siyonizm’in bir diğer merkezi Hollywood (Kutsalağaç) =”Hollyland”(Kutsal Topraklar)

Bu yollarla kazandıklarının yanında, Hristiyan dünyasındaki tüm kiliselerden topladığı paralarla, dünyanın en büyük sermayesini kontrol eden bir merkeze dönüşen Vatikan; yüzyıllarca elinde tuttuğu hâkimiyeti yenidünya düzeninde kaybetmek istemiyor.

Buraya bir virgül koyup, önümüzdeki yazıda Vatikan’dan Suriye’ye doğru gelmeye çalışalım.

Fahrettin BEŞLİ

14.10.2018