Yörük göçü yolda düzelir.
Varoluşundan itibaren; medeniyetleri ile kültürleri ile teknikleri ile umutları ve hayalleri ile insanlığın yeryüzüne yayılışı göçlerle gerçekleşmiştir. İnsanlar Afrika’dan, semavi dinler Ortadoğu’dan, medeniyetler Mezopotamya’dan dünyanın her köşesine üşenmeden ve vazgeçmeden göçenlerin sayesinde ulaşmışlardır.
Dünyanın yuvarlak olduğunu kavranmasından asırlar sonra, gelişen bilim ve teknoloji sayesinde dünyanın küçük olduğunu da anlaşıldı. Şimdi artık gezegenlere göçün hazırlıkları yapılıyor.
Tarih bilgimizin aktardığına göre “Büyük Göç” olarak tanımlanan Kavimler Göçünün bir parçası olarak kuraklık, kıtlık ve Moğol tehdidinin zorlaması ile bizler de Orta Asya’dan Anadolu’ya göçeli bin yıldan fazla oldu. Yolu üzerindeki en güzel yeri Vatan olarak benimseyip bu topraklara yerleştik.
Bin yıldır gelişen ve değişen yaşam koşulları içinde alışkanlıklarından vaz geçmeyen, tüm zorluklarına rağmen her bahar büyük ya da küçük göçlerle yer değiştiren, kışı düzde yazı yüksekte geçiren bir kesim var: Yörükler.
Yerleşik düzene geçmiş olsa da doğa ile iç içe yaşamanın sıhhatini, hayvancılığın verimini, sınırsız yaylaların bir dönüm villalardan daha büyük zenginlik olduğunu bilen bu insanlar; medeniyet imkânları açısından şehirlilerden geri gibi görünseler de onlardan daha arı ve daha diridirler. İnsan tabiattan uzaklaştıkça kalbi katılaşır. Yörükler su gibidirler; her şeyden aşağıda ama kayadan bile kuvvetli.
Millet olarak tarih boyunca hareketli yaşantımıza uygun olarak hayatımızın bir parçası olan göç; 17nci yüzyıldan bu yana çıkarılan iskân kanunları nedeni Yörük yaşantısı yok denecek kadar azaldı. Bu gün göç kışı Mersin’de yazı Konya ve Karaman çevresindeki yaylalarda ya da kışı Antalya Serik’te yazı Sorgun ve Çayır Yaylasında geçiren Yörükler tarafından Toroslarda yaşatılmaktadır.
Ellerindeki yegâne varlıkları çadır ve muhteviyatı, deve, at eşek, keçi ve koyunlarla köpeklerdir. Aslında bir yerden bir yere sadece deve yükü yokluk taşırlar. Orta Asya’daki düzlüklerde büyük hacimlerde besledikleri koyun sürüleri uzun göç yoluna dayanamadıklarından, yerlerini keçi sürülerine bırakmışlardır. Bu değişim günlük yaşam, güzergâh ve konaklama yerlerinin ağaçlık alanlar olmasına; çadırların ve sair malzemenin beyaz keçelerin yerine kıl çadırlara dönüşmesine sebep olmuştur.
Kış geçirilen düzlük kışlakta yaza kavuşacak yaylaya göçmek için hazırlıklar Nevruz’la ya da Hıdrellezle başlar. Götürülecek malzemeler hazırlanır, bakımlar yapılır. Göç günü belirlenir bir gün önce kalanlarla vedalaşılır hayvanlar akşamdan yola çıkarılır.
Göç günü sabah gün doğumundan evvel kalkılıp develerin sırtına yüklemeler başlar. Önce giyeceklerin bulunduğu renkli desenli ‘ala çuval’lar ve yiyeceklerin konduğu ‘ak çuval’lar yüklenir. Ardından yataklar, içinin malzemesi ile birlikte çadırlar, en sonra da mutfak eşyaları yüklenir. Heybelerde ise günlük yiyecekler ve su taşımak üzere keçi derisinden tulum şeklinde yapılan ‘tuluk’lar bulunur.
Yüklerin üzeri estetik ve anlam yüklü en güzel Yörük kilimleriyle örtülür. Prof. Necati Demir Kök Türkler yerleşik düzende iken kaya üzerine çizdikleri işaret ve resimleri ilkyazı kabul eder. Sonra göçle birlikte yazılar arkada bırakılmasın diye bu semboller ve desenler kilimler üzerine işlenerek yanlarında taşınır. Bir nevi kilimler Türkün tuvali ve kağıdıdır.
Göç vakti gelince; “develer düzülür, alınlarına, başlarına, ipek pembe grepler takılır, süslü yularlarına simle örülmüş çevreler bağlanır, boyunlarına gildirekler, karınaltı yan kolonlarına donguraklar asılır, havutlarının üzerine özel dokunmuş halılar, kilimler yazılır, görkemli görünüşlerine büründürülür, yollara düşülürdü. Ayağı çizmeli, beli tarabuluş kuşaklı yelekli, şapkası kulağında (yana eğri), kakül saçlı, kaytan bıyıklı, kara yağız delikanlılar koyunları götürürlerdi. En önde ise, alınlığı altınla kaplı, çemberlerle boyunlarına tutturulu feslerinin yanlarından lüle lüle kıvrılmış zülüfleri yanaklarına sarkarken; hilal kaşlı, karagözlü, kırmızı edikli, çepkenli, ince belli, kor dudaklı gelinler, kızlar kuzuları sürer giderlerdi.”(*)
Göçün en önünde düzgün giyimi ve silahı ile at üzerindeki Yörük Beyi yürür. O’ndan evvel kimse göçemez. Yanlar da ve arka da yün eğiren kadınlar yürür. Göç esnasında develerin süslenmesine özen gösterilir; nazar boncukları, yüz ve karın çanları adıyla anılan çanlar takılır. Lök, daylak, maya, hadım vb. isimlendirilen develer yaş ve cinslerine göre sıralanır.
Günlük yaklaşık 20 km yol gidildikten sonra, evvelce belirlenmiş su yakınındaki konaklama yerine varılır. Her yıl aynı yerde konaklanır ve bu yerde kimin konakladığı bilinir ve başka kimse konaklamaz. Konaklama yerinde akşam sürülerin kendi çadırlarının etrafında toplanabilmesi için çadırlar arası 500 m den fazla olacak şekilde yerleşilir. Burada hayvanlar dinlenir, sağım yapılır. İnsanlar geceyi kurdukları çadırda ya da kepenek içinde geçirirler.
Bazen günlerce süren göç yürüyüşünün ardından yaylaya varılması ile her Yörük geçen yılki aynı “yurt” yerinde yazı geçirmek için çadırını kurar. Büyük çullar ‘sitil’ denilen ağaç çivilerle birbirine tutturulur. Daha eskiden üç direkli çadırlar varken şimdilerde 5 direkli çadırlar tercih edilir. İçi keçelerle, kilimlerle süslenir. Girişe yakın ‘ocaklık’ da ateş yakılır. Arka taraftaki ‘yüklük’e yataklar ve çuvallar özenle yerleştirilir. Önce güzel desenli ve renkli çuvallar, arkasından siyah kıldan yiyecek çuvalları, sonun da un çuvalları dizilip; üzerlerine ‘ihram’ isimli işlemleri dokuma kumaşlar örtülür.
Yılın en güzel ve bereketli günleri yaylada geçirilirken keçiler koyunlar güdülür, hayvanlar sağılır, yayıklarda çalkalanıp tereyağı ve ayran yapılır, kışlık peynirler, çökelekler hazırlanır. Diğer taraftan da ıstarlar kurulup yünden ya da kıldan halılar kilimler dokunur. Her türlü ihtiyaçlar doğadan ve hayvanlardan elde edilir. Hatta hastalandığında ilaçlar bile. Soğuklamaya ‘yakı’ yapılır, hastaya bitkisel ilaçlar içilir ya da çam çırasından yapılan ‘püse’ yalatılır. Vücudunda ağır bere olanlar da yeni kesilmiş hayvan derisine sarılır. Göç esnasında ölen olursa en yakın mezarlığa defnedilir.
Güzel olan her şeyin kısa ömrü gibi yaz da çok hızlı geçer ve güzün serin havaları esmeye başlayınca bu defa tersine göç yapılır. Baharda her yer yeni ekilmiş ve yeşermiş olduğu için ilk göç daha yavaş olur. Güzün hasat bitmiş, bağlar bozulmuş, ekinler biçilmiş olduğundan göç daha sorunsuz ve hızlı olur.
Giderken neşeli ezgiler söyleyen kızlar dönerken hüzünlü türküler tutturur. “Sarı yaylam seni yaylayamadım kor iken, Yavru palazını avlayamadım tor iken...”
Yörük hayatı böylece göçüp gider.
“Biz Türkler ‘göçer’ değiliz, ‘göç edenler’iz. Çünkü göçerler gelirler; geldikleri yerdeki kaynakları tüketir, kirletir ve çöplerini de orada bırakıp giderler. Oysa biz Türkler göç edenleriz. Biz bir yerden bir yere göçeriz. Geldiğimiz yere yeni medeniyet kurarız. O bölgeyi kalkındırırız. Oraya kazandırdıklarımızı oraya bırakır, orayı belli bir medeniyet seviyesine getirir; sonrada oradan başka bir bölgeye medeniyeti getirmek için göç ederiz.” Prof. Dr. Turan Yazgan
Fahrettin Beşli
21 Ekim 2017