‘TÜRK’iye Cumhuriyeti ‘VATAN’daşı olmak.

Yazdığımız şanlı tarihimiz boyunca, verdiğimiz varoluş ve yurt edinme mücadelelerinden büyük bedeller ödeyerek zaferle çıkmamızın en değerli mükâfatı; bu topraklarda kurduğumuz kendi devletimizin vatandaşı olabilmek imtiyazdır.

Bu imtiyazın ruhu Türkiye’nin TÜRK’ün ülkesi olduğu manası; ispatı da bu VATAN’ı yurt tutarken hisse sahiplerinin Vatandaşlık belgesidir.

Vatandaşlık, Türkiye Cumhuriyeti Devletindeki ve 1000 yıllık Türk yurdu bu vatan topraklarındaki hissemizin tapusudur.

Projelendirenleri ihya; ortakları da dâhil geri kalan herkesi imha etmek üzere kurgulanmış BOP mağduru bölge ülkelerin vatandaşlarının; öncelikle ve özellikle Türkmenlerin mücadelelerini destekledik.

İlgimiz, desteğimiz, yardımımız ve dualarımız herkesin kendi toprakları içinde verdikleri vatanlarının ve vatandaşlıklarının korunması mücadelesi için idi. Aksi halde daha ilk günden sınırlarımız dışında olup bitenle ilgilenmez; ülkemizde kendilerine kalıcı yer açardık.

Herkes kendi yurdunda, kendi yerinde huzurlu, güvenli, mutlu ve bizim için de değerli.

Şartlar çok kötüleşince savunmasız ve korunmasız kalan masumlara bağrımızı ve soframızı açtık. Çocuklar, kadınlar ve yaşılar dışındakilerin savaşmaktan kaçtıklarını görmezlikten gelip geçici olarak yurdumuzda misafir ettik. Konuklarımızın iaşe ve barınmaları için milletçe seferber olup devletimizle yarıştık.

Ekonomik, siyasi ve tabiat şartlarını çetin olduğu bu günlerde elimizde kalan bir somun ekmeğimizi komşu ülke vatandaşlarımızla üleştik.

Ancak, ülkemizde misafir ettiğimiz; kendi ülkelerindeki can ve mal güvenliğini yitiren, başta Suriye ve Irak olmak üzere komşu ülke vatandaşlarının gelecekteki durumları bir sorun olmaya başladı.

Kendi vatanlarındaki sıkıntılar ortadan kalkıp yeniden yaşanabilir hale gelene kadar geçici süreli olduğunu sandığımız ya da umduğumuz 3,5 milyon sığınmacının, vatandaşımız olmaları ihtimali birçok kesimi huzursuz etti.

Gerek konuklar gerekse de ev sahipleri merakla bu işin sonu nereye varacak, ne zamana kadar sürecek ve ne şekilde sonuçlanacak diye merak ediyordu. Ama bu gelişme herkesin coşkulu bir sevinç ile karşılayabileceği türden bir sonuç olmadı.

Kendi ülkelerindeki vatandaşlıklarını yitirenlerin kolayca bizim hissemize ortak olmaları milletimizin ekseriyetinde kabul görmedi.

Ülke gündemine bu çok hassas husus gelince milletimiz içinde tam da bayram arifesinde çok kritik bir süreç başladı.

Bu gelişmenin en tehlikeli ve en vahim sonucu; ev sahibi ile konukların birbirine bakışlarını, güvenlerini ve muhabbetlerini gölgelemesidir. Her iki taraf da elindekileri koruma telaşına düştü ve belki de mücadelesine başladı.

Komşu ülke vatandaşı olan konuklarımız istenmeme duygusunun ezikliği ile nereye gideceğinin belirsizliğinde bocalamaya başladı. Şu ana kadar yapılmış iyilikleri dahi unutturacak bu tutumla bir nevi kapı dışarı edilecekleri endişesine kapıldılar. Şimdilik söylemlerle savunmaya geçtiler.

Bizler ise bu güne kadar hadiselere hep iyi tarafından baktık. İnsani ve vicdani düşündük ve davrandık. Ama 3 milyon ırak ve Suriye vatandaşına tasnif yapılmaksızın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlık hakkı ile vergisiz ticaret, sınavsız eğitim, kontrolsüz mülkiyet çalışmadan gelir imtiyazları verilmesini adil bulmuyoruz.

Üstelik Arap milliyetçiliği, Suriye mafyası, kaçak elektrik, vermeden almak ve istemek, bir zaman sonra ana dilde eğitim, özel haklar, hatta toprak ve özerklik talepleri gelebileceğinden endişe etmemiz, tecrübelerimize bakınca çok da yersiz olmaz.

Misafirlere azami ilgi en yüksek mertebeden ihtimam ve ev sahipliği eyvallah; ama iş mülke ortak olmaya gelinci orada bir durmak gerek.

Eğer ki söz konusu olan bir kısım insana Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı verilmesi ise; akla ilk gelecek yegâne kesim, yakın ya da uzak geçmişte Misak-ı Milli sınırları dışında kalmış Türk soyundan gelenlerdir. Zaten Anayasamızda; “Türk Devleti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür.” denilmektedir.

Bölgede sınırların yeniden çizildiği, doğal kaynakların ve jeopolitik değerlerin yeniden tevzi edildiği bir dönemde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının demografik yapısı çok değiştirilmemelidir.

Vatandaşlık; din, hukuk, ahlâk, örf, âdet ve tarih gibi ortak kültürel unsur ve değerlerle birbirlerine bağlanan ve muayyen bir toprak parçası (ülke) üzerinde yaşayan insanların meydana getirdikleri toplu yaşama düzenine verilen isimdir.

Vatandaşlık denildiğinde aynı topraklar üzerinde yaşayan ve aynı devlete bağlı fertler arasında maddi koşulların yanında bir manevi bağ da gereklidir. Almaya da olsa, Fransa da Türkiye de olsa fark etmez anlayışında olanlar için bu geçerli değildir.

Her anayasal ülkenin vatandaşlık gereklilikleri anayasalarında yazmaktadır. Günümüzde bu gerekliliklerin başında milliyet, doğum yeri ve kültür gelir. Örneğin 2000 yılına kadar Alman vatandaşı olmak için anne veya babasının Alman olması gerekliliği vardı. Fransa'da, doğum yeri Fransa sınırları içinde olanların vatandaş olma hakları vardır. ABD'de ise, vatandaş olmak isteyenler, Amerikan toplumuna tümüyle uyum sağladıklarını ve Amerikan geleneklerini benimsediklerini kanıtlamak durumundadırlar.

Hepimiz bu ülkeyi gelecek nesillere daha güzel daha müreffeh bırakmanın gayretindeyiz. Çocuğumuzu iyi bir vatandaş olması için hazırlamak için uğraşıyoruz.

Vatandaşlık;

Ailenin korunması, eğitim ve öğrenim hakkı, sağlık, çevre ve konut hakkı, soysal güvenlik hakkı gibi sosyal haklar,

Çalışma hakkı, toplu iş sözleşmesi , adil ücret, mülkiyet hakkı ve tüketici hakları gibi ekonomik haklar,

Ülke yönetimine katılmasını sağlayan seçme ve seçilme hakkı, kamu hizmetine girme hakkı, dilekçe hakkı gibi siyasal haklar ile

Yasalara uymak, vergi vermek ve askerlik yapmak gibi yükümlülükler gerektirir

Tüm bunların tam olarak yerine geleceğinden emin olmadan harekete geçilmemesi, yeniden düşünülmesi ve konuk ettiklerimizi gücendirmeden tez zamanda bir hal çaresi bulunması en büyük temennimizdir.

Fahrettin BEŞLİ

4 Temmuz 2016