27 Mayıs “Milli İnkılap (!)”
Öğrenci iken her yıl 27 Mayıs tarihini “Hürriyet ve Anayasa Bayramı” olarak kutlardık. Detay bilmeden, gerekçesini merak etmeden…
Ancak idrak yeteneğimiz ilerleyecek kadar büyüyünce bu tarihin karmaşık bir dönemin hatırlatıcısı olduğunu fark ettik.
Bir tarafta halk tarafından benimsenmiş, resimleri duvarlara asılmış, her açıdan taraftarları olan bir “merhum ve sabık başvekil” diğer taraftan da bu başbakan ile birlikte iki bakanı da idam eden bir ihtilal ekibi tanıdık.
Askeri okul öğrencisi iken bu döneme merak sarmış özellikle de Merhum Reisicumhur Celal Bayar’ın Harbiyelerle ilgili görüşlerine ve onların topluca imhasına (!) yönelik projelerine odaklanmıştım.
Bu konuda birçok kitap okumuş ve edinmiştim. Bunlardan en kıymetlisi de az nüsha basılmış olan Talat Aydemir’in kendi yazdığı anıları idi. Ancak bu kitabı verdiğim bir arkadaşımdan geri gelmedi. İkinci önem verdiğim kitap ise basım tarihi belli olmayan “Milli İnkılap Nasıl Oldu? Olayların iç yüzü” isimli bir kitap idi. Yapraklarının sarı ve yıpranmış, içindeki fotoğrafların netlik kalitesi ve kullanılan cümleler kitabın hemen 1960’lı yılların başında yazılmış olduğu kanaatini veriyor.
Geçen hafta 27 Mayıs tarihi münasebeti ile yeninden gündeme gelen konuları bu günleri de yaşamış birisi olarak yeniden hatırlamak üzere 55 yıl öncesini anlatan bu eski kitaba yeniden göz attım.
1980 li yıllarda okurken kitapta altını çizdiğim satırların bazıları çok fazla dikkatimi çekip öne çıktı. Bunlar içinden bir kaçı aynen şu şekilde:
“İşte sabık ve sakıt iktidar Amerika’dan 400 milyon liralık yağ satın almış. Dağ taş yağ. Depolar tıklım tıklım yağ dolu. Memleket ihtiyacının çok üstünde olan bu yağlar başımıza dert. Merak ettik neden bu kadar çok yağ almışlar diye araştırdık. Meğer eski büyüklerden biri Amerika’dan üç tane vapur satın almış. Bu vapurlara Amerika’dan buraya getirecek yük bulmak icap etmiş. Vapurlar yük olsun diye bu yağları satın almışlar. Yağların Türkiye’ye kadar nakil masrafını hükümet o eski zata ödeyince vapurlar ona bedavaya gelmiş. Hatta 100 bin dolar da artmış. İşte o eski bakan vapur sahibi olsun diye millet kesesinden harcanan ve ziyan olan 40 küsur milyon liranın hikâyesi.”
“Soma’da kömürle işleyen bir elektrik santralı yapmışlar. Bunun için de 52 milyon lira harcamışlar. Hâlbuki o bölgede Demir Köprü Barajı inşa edilmekte idi ve bu baraj bitince Soma elektrik santralına ihtiyaç kalmayacaktı. Nitekim şimdi Demir Köprü Barajı hizmete girmiş ve o bölgede ihtiyacımız olan elektrik çok fazlasıyla sağlanmıştır. …”
“İşler bu hale gelince aman Millet bunları bir öğrenmesin dediler. Bunun içinde bir korkudur aldı. İlk işleri gazetelerin (filan bakan şu yolsuzluğu yapmış) diye yazı yazmalarına mani olmak oldu. Hâlbuki gazetelerin elinde deliller vardı.”
“Sakıt iktidarın memlekete getirdiği kötülüklerden biri de partizan idaredir. Partizan idare demek kendi partilerine mensup olan kimselere daha üstün imtiyazlı muamele yapmak demektir. Onlar kendi partilerine mensup olanların kötü hareketlerine de partizan idare yüzünden göz yumdular.”
“Memurların terfi etmeleri için terfie layık olmaları kâfi gelmiyordu. Onların adamı olmak veya onların partisinden bir mebus tarafından desteklenmek lazımdı. Köylünün bankadan kredi alması içinde onların partisinden olması lazımdı.”
“Jandarma çavuşundan hâkimine, savcıdan valisine kadar bütün memurlar bu partizan idareye hizmete mecbur etmişlerdi. İstiklalini muhafaza edenler ekmeklerinden oldular, atıldılar, emekliye sevk edildiler.”
“Türkiye de adeta iki türlü vatandaş vardı. Onların partisinden olan üstün vatandaşlar, onların partisinden olmayan ve bu sebeple her türlü nimetten mahrum kalmaya mahkûm olan vatandaşlar. Hâlbuki Anayasa bütün vatandaşların kanun önünde eşit olduklarını söyler.”
Ebetteki bunlar madalyonun bir yüzü ve tek taraflı cümleler. Kitap ta bunun için yazılmış zaten.
Ancak okuyanların hemen fark edecekleri gibi bu güne çok benzeyen o dönemde her iki taraf da hata yapmış.
Devlete hizmet etmiş üç Devlete Adamının asılarak idam edilmesi bugünkü medeni anlayışta karşılığı olmayan ve her kesim tarafından alkışlanamayacak bir uygulama. Fakat bu cezayı hak etmeyecek büyüklükte olmasa da dönemim idarecileri güç zehirlenmesi içinde birçok hatalar yapmışlar.
Bu gün bu hatalarında benzer şekilde tekrarlandığını üzülerek görüyoruz.
Asıl olan hataların tekrarlanmamasıdır. Toplumsal hafıza daima işler durumda olmalı ve geçmişe dair verileri her daim ortaya koymalıdır. Bu yapmalıdır ki gerek idareciler bu hataları yinelemesin gerek se de toplumsal refleksler olaylar çok vahim boyutlara girmeden önce devreye girerek yasalar çerçevesinde uyarıcı duruş sergilesinler.
Fahrettin BEŞLİ
30 Mayıs 2015