“SAĞ”lık olsun CHP…
Demokratik yöntemlerle devlet idaresinde, menzile giden siyaset yolu; sağ ve sol taraflardaki kaldırımlar ile merkez diye tarif edilen ikisi arasındaki alandan müteşekkildir.
Kaldırımlar dardır. Üzerinde yavaş ilerleyen yayalar yürür. Siyaset yolu pek geniş olmadığından; birbirinden çok da uzak olmayan sağ ve sol kaldırımlar arasında ise daha hızlı yol alan araçlar gider. Bu yolun üzerinde sağ ve sol arasındaki sınırı belirleyen keskin bir çizgi de yoktur. Şartlar böyle olunca da biraz güçlenen ve palazlanan siyasi parti önce kaldırımdan iner. Temsil ettiği siyasi ekole ya da ideolojiye göre yolun sağ ya da sol tarafından yürür. Büyüdükçe yolun ortasına daha yaklaşır.
Ne zaman ki yolun ortasından geçen görünmeyen sınır aşılır da yolun diğer yarısındaki seçen ve seçilenlerle yan yana yürünürse işte o zaman iktidar denen o uçan kırmızı halıya (şimdi o da turkuaz oldu) binme şansı elde eder.
Cumhuriyet Halk Partisine uzunca yıllar emek veren, gönül veren, oy veren, benimseyen ve sahiplenenlere haksızlık ve hadsizlik etmek istemem. Ama her konuda yeri geldiğinde topa basıp, durum değerlendirmesi yapılmasının lüzumuna inanırım. Bir an için durup nereden geldiğimizi, nerede olduğumuzu ve nereye gitmek istediğimizi gözden geçirmemiz gerekir.
Bunu kendimizin yapmasının daha etkili olanı ise dışardan birinin bunu yapmasıdır. Alışkanlıklarımızın, kalıplarımızın ve önyargılarımızın etkisi altındayken göremediklerimizi dışarıdan bize bakan birinin fark etmesi ve işaret etmesi daha fazla hatalardan arınmaya ve daha fazla doğruya ulaşmamıza yardımcı olur.
İyi kötü anıları ile saltanatı tarih rafına kaldırıp, yerine yepyeni bir devlet yönetim sistemi öngören Mustafa Kemal; bu sitemin inşasında ihtiyaç duyduğu yapı taşlarını da kendisi şekillendirdi. “Sayın Baylar, 7 Aralık 1922’de Ankara basını aracılığıyla Halk Partisi adında halkçılık ilkesine dayalı bir siyasi parti kurmak isteğinde olduğumu bildirerek bu parti programının hazırlanmasına bütün yurtseverlerle bilim adamlarının yardım etmeleri ve katkılarda bulunması isteğinde bulunmuştum...” sözleri ile de bunu icraya döktüğünü duyurmuştu. İki yıl sonra da Trabzon’da, “CHP hiçbir safsataya iltifat etmeyerek Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran inkılâpçı bir ruhun, bütün millete tecelli ve tevazuudur.” tarifini yapmıştı.
Herkese kapıları açık, herkesi kucaklamak üzere kurulmuş parti uzunca süre tek parti olarak Türk Milletini siyasete ısıttı. Çok partili döneme geçiş için şartlar uygun olduğunda da alternatifini kendi içinden çıkardı. Sağ siyasetin ilk partisi olan Demokrat Parti kurucuları Merhum Adnan Menderes, Merhum Celal Bayar ve yol arkadaşları eski birer CHP’lidir.
Bu geniş kapsayıcı alanına rağmen sonraki dönemlerde Türkiye siyaset tarihine büyük başarılar not düşürememiştir. Sık sık sorgulandığından, çıkış yolları arandığından hiç kuşku yok, ama şeytanın bacağı bir türlü kırılamamıştır.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, geçenlerde Kuşadası’nda akademisyenlerle ‘Sağdan gelen adaylarla sağ kesimden oy alınmaya çalışılmasını’ değerlendirdi. Burada CHP genel Başkanı, Türkiye’deki kutuplaşmaya dikkat çekti. Parti seçmenlerinin kendi kanalları dışında başka kanalı izlemediğinden, kendi gazeteleri dışındaki gazeteleri okumadığından, parti tabanlarının parti yetkililerinin her söylediğini doğru kabul ettiklerini ve bu çemberin kırılması gerektiğini vurguladı. Sağ görüşlü seçmenden nasıl oy alabileceklerinin sorgulanmasına istedi.
Sayın Kılıçdaroğlu, merkez sağ gelenek ile CHP’nin aynı kaynaktan doğduğuna işaret ederek, “Bütün yurttaşlarıma sesleniyorum. Ayrılık zamanı değil, birleşme zamanıdır. Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullar ortada. Ülkemizin çıkarları için çocuklarımız için, özgür ve bağımsız Türkiye için yeniden bir arada olmamız gerekir. Geçmişte merkez sağda, solda yer alabilirler. Nerede yer alırlarsa alsınlar, herkese kucağımızı açıyoruz Bayrağımız, vatanımız için açıyoruz. Gelin, altı ok sizleri bekliyor” demişti.
Sayın Genel Başkanın bu yaklaşımı iktidara en yakın parti CHP de hakkı ile karşılık bulamadı, hatta bir kısım tepkilere yol açtı. Oysaki bu ülke de sadece sol seçmenlerin oylarının bir partiyi iktidara taşımaya yetmediği herkesin malumudur.
Kuruluş ve varlık sebebi Atatürk devrimlerinin yaşatılması olan CHP, laik, çağdaş, Atatürkçü ve sosyal hukuk devletinin omurgasıdır. Çok partili hayata geçişi sağlayan CHP tarihsel kimliğini hatırlayarak asıl köklerine dönmeli ve artık yeniden halkın partisi olmalıdır.
CHP, iletişim kuramadığı geniş kitleleri yanına çekmelidir. Bu da elit mekânlarda, entel üslup ve söylemlerle olmaz. Halkla bütünleşme, halkın anlayabileceği ve belleğinde kalacak beyan, proje ve sloganlarla olur. Türk halkı oy vereceği partinin kendine benzemesini arıyor.
CHP artık umut kapısı olarak görülmeli ve insanların sıkıntılarını çözebileceğini inandırmalıdır. 1950, 1965, 1973, 1983, 2002 ve 2007 seçimleri incelendiğinde görülecektir ki hepsi halka verilen inandırıcı umutlarla kazanılmıştır.
CHP içindeki bir kesimin dillendirdiği tespit şu: “Solcu, ilerici, çağdaş, laikçi ve Atatürkçü adaylarla, bir türlü yüzde 25’ten fazla oy alamadık ve sahillere hapsolup kaldık.” CHP kampanyalarında etkili bir isim bu tespiti ortaya koymuştu. Her partinin kemikleşmiş bir tabanı; her koşulda oyunun rengi belli olan sadık bir çekirdek seçmen kitlesi mevcut. En büyük çekirdek kitle de yüzde 25 lik oranla CHP seçmenidir.
Her partinin eksileri olduğu gibi artıları da var. Seçmen artık ideoloji partilerini değil, ülke gerçeklerini karşılayacak ideal parti arıyor. İdeolojik siyaseti mevcut marjinal partiler zaten yapıyorlar. Bırakın yapmaya devam etsin. Buna takılı kalmayan siyasi parti iktidara geliyor.
Masum sağ seçmene kapınızı aralamazsanız o da gider açık kapılardan girer ve başka hesap peşindeki kesimlerin siyasi gücünü oluşturur.
2007’de Edip Safter Gaydalı; ANAP milletvekiliyken, CHP’ye geçer. CHP adayı olarak Bitlis’e gidince… Ahalinin kafası karışır. Gaydalı’ya sorarlar: “Beyim siz bize söylediniz, biz de hep sağ partilere oy verdik. Şimdi CHP’de neyin nesi? 6 ok nereden çıktı?” Bu serzenişler karşısında, Gaydalı, sıkışınca şu cevabı verir: “CHP’yi yanlış tanımışım, ben iyice araştırdım… CHP demek, Cenab-ı Hakk’ın Partisi demek. 6 ok’a gelince… İmanın şartı 6… Her ok da imanın bir şartının işaretidir”. Sağ ve sol birbirine uzak durdukça bunun gibi gülümseten anılar hep var olur.
Altı ok yerlerden toplanmalı ve Atatürkçülük yayı ile geleceğe doğru yeniden atılmalıdır. CHP bir grubun partisi olma algısından kurtarılmalıdır. Aksi takdirde bir dahaki seçimlerde tarihsel mirasının son damlalarını da tüketmiş olarak daha da küçülecektir.
CHP, ilkeleri ile çelişmeyen sağcılarla yol yürüyebilmeli ve herkes için umut, herkes için alternatif olmalıdır.
Ama muhafazakârlıkta diğerleri ile yarışırcasına ısrarla “küçük olsun bizim olsun” (bu arada bu ‘biz’in bir tanımına ihtiyaç doğacaktır) demeyi sürdürürse de ne diyelim;
SAĞ’lık olsun…
Fahrettin Beşli
28 Mart 2015