“Sen suyu ateşe koy, olmadı çay demleriz”

Küçükken sanırdım ki bir grubun içindeki en iyiler temsilci olur. Biraz daha marifetli ve donanımlı olanlar lider olur.

Sınıf başkanlarımızı böyle seçerdik mesela. Birincisi derslerde başarılı olacak, en iyi ders notlarına sahip olacak. İkincisi güzel konuşacak, ağzı iyi laf yapacak. Görüntüsü güzel olacak, saçları taranmış, üstü başı temiz olacak. Biraz zekâ belirtileri, biraz karizma, biraz gücü olacak. Oy alabilmesi içinde seviliyor olacak. Kolay mı 35 tane birbirinden yaramaz çocuğa başkanlık yapmak.

Muhtarlarımızın da itinalı ile belirlendiğini hatırlıyorum. Mahalledeki bürokrasiden mütekait bir bey bu işe talip olur. Mahallenin ihtiyaçlarını devletten karşılamakla kalmaz, mahalleye her konuda müşavirlik de yapar. Hasta olan doktor sorar, ev arayan kiralık sorar, referans arayan mahalle sakinleri hakkında bilgi sorar. Bütün bunları hakkı ile yerine getirecek birikime sahip olan muhtar olur.

Şehrin en donanımlı adamı belediye başkanı, ülkenin süper adamı başbakan olur sanırdım. Ülkedeki en liyakatli kişileri meclisi oluşturur, yaptıkları işler çıkardıkları kanunlar da kutsal kitaplardakilerden sonraki en doğru hükümler olur bilirdim.

Çocukluk işte… Büyüdükçe gerçeklerin sandıklarımdan ne kadar uzak olduğunu fark ettim.

Bugün içinde bulunduğumuz seçim sürecinde ortaya çıkan aday adaylarına bakınca da bu farkın ne vahim noktalara vardığını hep beraber görüyoruz. Diriliş dizisindeki Ertuğrul kostümü ile çıkanlar mı ararsın, referansım Allah’tır diyen mi? Bu ciddi müessese şarlatanlığa dönüştü. Sanırsın millete vekil değil de krala soytarı aranıyor.

Öncelikle aday adayı olanlar siyasetin birçok kantarına çıkıp bir bir tartılacaklar. Kaç gram ya da kaç okka çektiklerini kendileri ile birlikte cümle âlem görecek.

İlkin, teşkilatın baskülündeki ön seçim ya da temayül yoklamasında ölçüm ve sıralamaya girecekler. Burada daraları düşüldükten sonra, gene merkezin karar mekanizmalarının terazisinden çıkan tasnife tabi olacaklar. Bu aşmayı da aşabilenler seçmenin kantarına çıkıp son süzgecin içinden geçecekler.

İpi göğüsleyenler meclise girecek bu defa yeni tercihler doğrultusunda yeni tasniflerle karşılaşacaklar. Öyle ya parti içinde partiler var. AKP listesinden giren; Recep Tayyip Erdoğan ekolü mü, Ahmet Davutoğlu ekolü mü yoksa Abdullah Gül ekolüne mi dâhil olacağını belirleyecek. Eskiden olsaydı bunlara paralel bir de cemaat ekolü alternatifi olacaktı. Aynı tercih seçenekleri CHP’den seçilenler için ise sağdan gelenler, sosyal demokratlar, Kemalistler, ulusalcılar; MHP’den seçilenler için ise ülkücüler, Devlet Bahçeli’ciler Atsız’cılar olarak yeni mebusların önünde belirecek.

Bu özenle seçilmiş ve tasnifleri yapılmış 550 kişi doğru ve uzun ömürlü kanunlar çıkaracaklar, devleti iç ve dış düşmanlardan koruyacaklar, karşılaştıklarında kriz yönetecekler, hedefler ve stratejiler belirleyecekler, fikir ve çözüm üretecekler. Velhasıl hem bu vatan toprağını hem de üzerinde yaşayan 76 milyon insanın yaşam kalitelerini ve kaderlerini idare edecekler.

Bunu karşılayabilmek için her partinin hemen iktidar olacakmış gibi hazırlıklı olması gerekir. Her partide yedekleri ile birlikte iyi bir Başbakan, üç Dışişleri Bakanı, üç İçişleri Bakanı vb. en az üç hükümet kurabilecek donanımlı ekip olmalı.

Bu da bu günkü şartlarda gerçekleşmez. Siyasi partiler özellikle seçim zamanları dışında özel sektördeki kelle avcıları gibi çalışmalı. Katkısı olacağı değerlendirilen kişiler araştırılıp, en iyileri bulunup partiye davet edilmeli ve siyasete kazandırılmalı. Partiler seçimlerde hazırlıklı olarak bu ekip ve kadrolarla sahneye çıkmalı.

Bizim zaten böle bir derdimiz yok ki diyenlerde az değil elbette. “Bizim derdimiz mebus olmak değil ki. Biz tanınmak, fark edilmek ve keşfedilmek için aday adayı olduk. Siyasetin kapısına yaklaşalım da bizi seçim sonrası iyi bir pozisyonda şimdikinden daha avantajları fazla mevki ve makamlara yerleştirsinler diye bekliyoruz” diyorlar.

Bir de etik, teamül, gelenek, töre tanımayanlar var. Hali hazırda oturduğu koltuktan kalkmadan diğer bir koltuğa talip olanlar... İki tane oturulacak yer olsa da bir tane oturgaç yeri olduğunu bildiğine göre ya birine oturup diğerine ayaklarımı uzatırım ya da kazanırsam bu koltuktan kalkıp daha büyük yenisine oturum hesabı yapıyor olmalı.

Oturduğu koltukta temsil ettiğini zan ve iddia ettiği camia üzerine aday olduğu parti gölgesi düşürdüğünü umursamıyor; sadece kendini değil camiasını, partisini ve kamuoyunu kandırmaya çalışmakla kalmıyor, hepsine haksızlık ve saygısızlık dahası arsızlık yapıyor. Gelecekte anılmak ve tarihe geçmek istiyorlar ya emin olsunlar ki anılacaklar, ama bu çirkin halleri ile.

Tüm bu yakıştırmalara ve değerlendirmelere uzak çok donanımlı, çok değerli, topluma ve siyasete kalite ve katma değer getirecek kıymetli aday adayları var. Üstelik bu büyük adamlar, küçük adamlarında bulunduğu bütün adaylar içinde çoğunluğu teşkil ediyorlar. Bursa milletvekili aday adayları içinde bu vasıfta olan en az üç tanesini ben tanıyorum. Bunları bekleyen tehlike de meclisin giriş kapısından bizim tanıdığımız bu günkü halleri ile girip 4 yıl sonra çıkış kapısından siyasetin tozu kiri pası lekesi üzerine sinmiş olarak çıkmaları.

“Sen suyu ateşe koy, olmadı çay demleriz” mantığından hareket ederek şansını deneyen tombalacıların çay içmeleri şöyle dursun fazla kaynayan suda haşlanmaları işten bile değil.

Fahrettin Beşli

26 Şubat 2015