‘BATI’dan iyi göremediğimiz güney’DOĞU’…

(Cizre ikinci Kobani!)

Geçen gün Alternatif Politikalar Merkezinin düzenlediği 10ncu yıl kutlamasında Türkiye Yörük Türkmen Birliğine de bir ödül verildi. Ödül töreninin teması da birlik olunca Türk birliğinin tesisi ile ilgili birçok taraf bu buluşmada Dr Mahmut Koçak’ın konuğu olarak bir araya geldiler.

Şehit aileleri, gaziler, korucular, çocukları dağa çıkmış gözü yaşlı anneler… Dışardan bakıldığında yan yana gelmesi zor kesimler gibi algılanabilir. Ancak yapılan konuşmaları dinleyince duyguların ve düşüncelerin hepsinin aynı noktada buluştuğunu anlıyorsunuz ve sorunun derinliğini fark ediyorsunuz

Sönmek üzere iken esen rüzgârların yeniden alevlendirdiği terör yangını doğu ve güneydoğuda bu defa daha büyük bir alanı sardı. 30 yıldan fazla süredir devlete ve millete pahalıya mal olan terör belası, renk ve boyut değiştirerek daha fazla palazlandı. Şimdilerde genel stratejilerine uygun seçim sürecinde geliştirdikleri birbirine alternatif taktiklerle nihai hedeflerine ulaşmaya çalışıyorlar.

Biz Fırat’ın batısında, olanı biteni sadece televizyonlardan, gazetelerden ve o bölgede görev yapmışların askerlik hatıralarından dinleyerek öğrenebiliyoruz. Bu bilgilerin ne kadar doğru ne kadarı eksik olduğundan habersiziz.

Türkiye Yörük Türkmen Birliği çalışmaları için bu yıl zaman zaman doğu ve güneydoğuya gittiğimizde veya doğu-batı buluşması diye isimlendirdiğimiz organizasyonlarda o bölgede yaşayanlarla konuşma fırsatı bulduk.

Genellikle vatan bütünlüğünden koparılmak istenen o coğrafyayı bin yıl önce yurt tutmuş Türkmen Aşiretleri ve Türk Boyları temsilcilerini dinlerken, onların yaşadıklarını duydukça buradaki rahatımdan ve huzurumdan utandım.

Geçtiğimiz günlerde Mersin’deki toplantıda doğu ve güneydoğudan gelen katılımcıların bir kısmının fotoğraf çekilmemesi talebi ile karşılaşmıştık. Nedenini sorduğumuzda; sanal ortamda paylaşılması sonrasında bu fotoğrafların bölücü bir kesim tarafından incelendiğini ve tespit etikleri bölge insanlarına baskı ve tacizi artırdıklarını öğrendik.

Aynı toplantıda bir temsilcinin “batıya gidiyoruz Kürt’sünüz, doğuya dönüyoruz Türk’sünüz” diye hor görüyorlar” ifadesi bizim de dâhil olduğumuz yanlışı ortaya koymak açısından çok şey anlatıyor zaten. Batıda milliyetçilik yapmak ve vatan-millet-bayrak sevgisini ortaya koymak çok kolay. Ama doğuda yakasına astığı ay yıldızın hesabını vermek zorunda kalanların milliyetçi duruşları çok daha değerli.

Yine bir Türkmen Beyi, “30 yıldır bizim bölgede güvenlik güçlerimiz tarafından yolda durdurulup; ellerimizi duvara dayayıp da üstümüzün aranmasından dahi zerre kadar üzülmezdim. Şimdi dağdaki eşkıyanın şehirde yol kesip kimlik kontrolü yapması ve üst araması yapması çok canımı acıtıyor” demişti. Duyunca bizimde çok canımız acıdı.

Bu süreçlerde o bölgedeki başta Türkmenler olmak üzere, Kürtler dışındaki diğer kesimlerle temas etmiştik. Kürtlerin tamamının bölücü terör örgütünü ve uzantılarını desteklemediklerini, bu nedenle de taciz edildiklerini duyuyor ve inanıyordum. Ancak Kürtlerin ne düşündüğünü ne hissettiğini ne beklediğini birinci ağızdan dinleyememiştim. Dün gece bu kovaladığım şansı yakaladım.

Töreninde ödül alan Köy Korucuları Konfederasyonu başkanları ve temsilcilerinden oluşan kalabalık bir grup vardı. Bunlardan Şırnak’tan gelen bir grup köy korucusu ve başkanları ile tören sonrası yaptığımızı uzun sohbetten merak ettiğim sorulara cevap aldım.

“PKK ve BDP Kürtleri temsil etmiyor. BDP de, PKK da iyi niyetli ve samimi değildir.

Başlangıçta PKK, dağda gezen gariban bir eşkıya grubu idi. Köylere gelirler bir dilim ekmek dilenirler, yiyecek için yalvarırlardı. Sonraları palazlanmaya başladılar ve verdiklerimizi beğenmemeye başladılar. Tencerenin kapağını kaldırıp baktı demeye başladılar. Daha da güçlenince yiyeceğimize el koymakla kalmayıp ırzımıza ve çocuklarımıza göz koydular. Bu defa onurlu ve haysiyetli Kürt aşiretleri diye itiraz edip tepki gösterdi.

İşte o 1980’lerin başında Şırnak’taki ilk köy ve mezra katliamları; hem itiraz eden aşiretleri cezalandırmak hem de diğerlerine gözdağı verilmek için yapıldı.

Ben o zaman küçüktüm. Amcamı evin içinde diri diri yaktılar. Ben kömürleşmiş kemiklerini gördüm. Yengem hamile idi. Öldürülmüş karnındaki bebeğin elleri karnından dışarı çıkmış vaziyette gördük.

Şimdi PKK bölgenin kontrolünü tamamen ele geçirmeye çalışıyor. Biz orada 6 bin korucuyuz. İstersek gereken cevabı veririz ama devlete olan saygımızdan ve bağlılığımızdan büyüklerimizin bir bildiği vardır diye ses çıkarmıyoruz. Biz de olmasak PKK kontrolü ele alacak ve ikinci Kobani, Cizre olacak.

Bizim bölgede AKP ve BDP’nin dışındaki diğer siyasi partiler varlık göstermiyorlar. CHP ve MHP bu bölgeyi boş bırakmakla çok yanlış yapıyorlar. Meclisteki diğer Kürt milletvekilleri sinmiş susmuş. Hasip Kaplan’ın dilinden ben anlarım ve gereken cevapları meclis kürsüsünden en etkili ben verebilirim.

Ben kürdüm. Ben bu vatanda yaşamaktan bu bayrak altında olmaktan memnunum.”

Gelişmeler koşulları bölücülerin lehine çevirdikçe; bölgede yaşayan devletine sadık, üstelikte fiilen terörle mücadeleye katılmış Türklerin ve Kürtlerin riskleri daha fazla artıyor.

Yine merak ettiğim devletin bu kesimlere yaklaşımının ne olduğu sorusuna hep müspet cevap alınca rahatladım. Bölgede bulunan valiler ve güvenlik güçleri ile çok sıkı ilişkiler geliştirmişler. Tüm siyasi partilerdeki etkili insanlarla direk telefonla görüşebiliyorlarmış. Devletimiz de sürekli yanlarında olduğu duygusunu veriyormuş. Hatta sayın eski Cumhurbaşkanımız Şırnak gezisinde bu korucu federasyon başkanı ile tanışmış. Korucu başkanı bir keresinde Ankara’ya gittiğinde randevusuz olduğu halde köşkün kapısına gidip Cumhurbaşkanımız ile görüşmek istemiş. Cumhurbaşkanımız yoğunluğuna rağmen hemen huzura kabul etmiş. Bunlar da yüreğimize su serpen ümit veren detaylar.

Şimdi konuya dair doğru zannettiğimiz tüm bilgilerimizi bir kez daha gözden geçirelim.

Fahrettin BEŞLİ

22 Şubat 2015