Yeni Türkiye’ye eski bela…
Ne olacak doğu ve güneydoğudaki Türklerin, Türkmenlerin, ayrılıkçı olmayan Kürtlerin, azınlıkların hali? Ne olacak Yeni Türkiye’de bu memleketin hali?
Türkiye yeniden inşa ediliyor. Yeni paranın piyasaya sürülüp de tedavülden kaldırılan eski paraların aşamalı olarak toplandığı sürece benzer günler yaşıyoruz.
Eski Türkiye’nin modern mimarisini Yeni Türkiye’nin nostaljik Osmanlı Konağına çevrileceği restorasyon çok oldu başlayalı. Geldiğimiz noktada korkuyoruz ki; “içerdeki dağınıklığı derleyip toparlayamayacağız, yıkık duvarlarını onaramayacağız” korkusu ile bir kattan vaz geçiliyor.
Vaz geçiliyor çünkü o katın giriş kapısının anahtarı başkalarına kaptırıldı. Cana mala zarar gelmesin(!) diye katı onlara kiraya vermeye rıza gösterilmişken bu defa da “yetmez, tapusunu da istiyoruz” yanıtı ile karşılaşılıyor.
Artık aşikâr oldu ki; zamanında İstanbul’dan Ankara’ya gidiş biletinin bedelini ödemek üzere verilmiş olan senedin vadesi geldi çattı.
Verilen senedi ödemeye niyetin baştan beri olmayışı, Ankara’ya vardıktan sonra bir şekilde halledilir rahatlığı sadece günü kurtarmaya yarıyor.
Senedin hamili; uluslararası icra dairelerinde kendisine ipotek gösterilen bölgeye ihtiyati haciz koydurmakla kalmamış, aynı zamanda terör örgütlerine tahsili için senedi ciro etmiş. Çek senet mafyası gibi çalışan örgüt sık sık adamlarını gönderip mahallede gözdağı veriyor.
Bu arada bir alacaklı daha çıktı. Meğer Ankara’ya gelirken yan yana koltuklarda oturdukları biri ile de güç, mevki, yetki bölüşümü anlaşması yapılmış. Ona da evraksız borçlar yapılmış. Şimdi Ankara’ya varınca otobüsten yaka paça birbirlerini indirme mücadelesini kaybeden taraf dışardan otobüsü taşa tutup alacaklarını istiyor.
Senedin hamili olan diğer alacaklı araya girmeyip kenardan kavganın bitip sıranın kendisine gelmesini bekliyor.
Bir şekilde verilen o senet ya geri alınacak ya da tahsil edilecek. Vadeyi uzatarak süre kazanmaya çalışma alternatifi de defaten kullanıldı. Yerel seçimler dendi, referandum dendi, Cumhurbaşkanlığı seçimi dendi ertelendi. Şimdi de genel seçimler gerekçe gösterilerek altı ay sonraya bırakılıyor.
Bu demektir ki önümüzdeki genel seçimlere kadar sık sık karşılıklı stratejik hamlelere tanık olacağız. Senaryolarda seçim barajı hususu üzerinden kurgulanıyor.
Müteahhit örgüt; “biz seçime geçtiğimiz zamanlardaki gibi bağımsız adaylar olarak girmeyeceğiz. Kendi partimiz altında kendi markamızla gireceğiz. Biz artık tahsilatçı örgüt olmaktan çıkıp rüştünü ispatlamış tüzel kişilik kazanmış resmi bir “factoring” olmak istiyoruz. Öyle olursa tahsilatı gene yasal yollar, diploması ağırlıklı olarak yapmaya gayret edeceğiz. Bunu sağlayamazsanız, biz meclise girip resmi bir şirket olamazsak kapının dışında kalacağız. Ama dışarda eski illegal yöntemlerle tahsil yoluna gideceğiz. Sonrasını sen düşün” diyor.
İktidarı elinde tutanların en büyük hedefi mecliste anayasa değişikliği sağlayacak nispette bir siyasi gücü elde etmek.
Şansı enteresan bir şekilde her olumsuzlukta yüzüne gülen borçlu; yine bu avantajına güvenip “ben bir Yeni Türkiye’yi yeni siyasi sistemi inşa edip tüm yetkilerle güçleneyim sonra da sizinle olan hesabı görürüz” diyebilir.
Bu kaotik ortamda düşünülecek birçok detayın içinde bir mühim mesele ihmal ediliyor. O da ellere vaat edilen topraklarda bölücü örgüt ve taraftarları dışında kalan bin yıldır o topraklarda yaşayan kadim Türkler, Türkmenler, devletine ve milletine sadık Kürtler ve diğer azınlıkların halinin ne olacağı. Özelikle bu güne kadar terörle mücadelede Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yanında aktif yer alan kesimlerin güvenliği nasıl tesis edileceği.
Bu insanlar; bin yıldır var oldukları ve atalarının gömülü olduğu topraklarda yaşama devam edebilecekler mi?
O topraklarda kalacaklarsa onların garantörleri kimler olacak? Onların sesini duyuracak, haklarını savunacak kimse çıkacak mı? Bu güne kadar devletimiz var diye ihtiyaç duymadıklarından örgütlenemedikleri ve güçlenemedikleri için pişman olamaya fırsatları kalabilecek mi?
Yarın her şey kontrolden çıkarsa (Allah esirgesin) atomun parçalanmasından çok daha büyük enerji ortaya çıkacaktır. Değerli büyüğümüzün kendisine ‘Çin Seddi’nden daha korunaklı saray yaptırıp güvenliğini sağlaması; o çetin koşullar altında devletimizin başını korumak ve selametini düşünmek vazifemizi hafifletti. Ama dışarda kalanların selametini kim düşünüyor?
“Sen de her şey olmuş bitmiş, ülke bölünmüş gibi konuşuyorsun” diyebilirsiniz. Ben de sizin gibi aksinin olması için dua ediyorum ama kaçınılmaz olarak terör, Yeni Türkiye’nin eskimeyen belası olacak.
Uzakdoğu’da bu koşulları tarif etmek için kaplan benzetmesi kullanır. Ama bizimkisi onu aştı “sırtlana binmek” e dönüştü.
Üstünde dursan bir türlü insen bir türlü…
Fahrettin BEŞLİ
10 Ocak 2015