HANGİMİZ MÜLTECİ?

21nci yüzyılın insanlık adına başına gelen en kötü şey nedir diye sorsalar iki dünya savaşını da unutturacak kadar vahim ve ürkütücü olan IŞİD diye yanıtlardım.

Her ne gerekçe ve beklentilerle ise Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmeye çalışanların ellerine yüzlerine bulaştırdıkları pislik, bölgeye sınır devletlere de sıçradı.

Sadece kendi hedefleri ve hayalleri doğrultusunda, bölgeye hiçbir hayrı dokunmayacak BOP ile kadim medeniyet ve kültür coğrafyası, Ortadoğu’nun ortasına hakikaten büyükçe pislediler. Suriye, Irak, Mısır’ı bir şeytan üçgenine çevirip cümle komşu ülkelerle birlikte bütün bölgeyi BOM BOP ettiler.

Kendileri ve diğerleri bu pis kokudan burnunu tıkarken; Türkiye, tuvalet fırçası rolüne zorlanıyor. Tüm pisliği temizleyecek ama pislik kendi üzerinde kalacak.

IŞİD gibi bir canavar yaratmak başta olmak üzere ortaya çıkan birçok olumsuz sonuçlarının yanında, mülteciler sorunu da Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve milletinin kucağında patlamak üzere.

Kime acıyacağımızı şaşırdık. Canını kurtarmaya çalışan masum insanlar, çocuklar ve kadınlara mı, onlarla birlikte yaşamaya mahkûm olamaya başlayan kendimize mi?

En taze haber olup görünen; daha doğrusu gözümüze batan hadise Kobani'ye ilerleyişini sürdüren IŞİD'den kaçanlara 19 Eylül'de sınırın açılmasının ardından Suruç' ta yaşananlar oldu.

Sınırı geçip Türkiye devletine sığınanlara devlet doyurma ve barındırma gayretini sürdürürken; terör örgütü yandaşları ve bölücü organizasyonlar sınıra çadırlar kurup propagandaya, mültecilere yönlendirmeye çalıştılar. Güvenlik güçlerini ve gelen devlet yetkilileri taşlamaya kadar vardırdılar işi.

Suriye ve Irak Türkmenlerine aynı ilgi ve yaklaşımın gösterilmediği iddiaları ve sitemleri ayrı bir başlıkta üzerinde durulması gereken mühim bir müstakil konu olduğundan o pencereyi bu değerlendirmede kapalı tutacağım.

Çok büyük endişeler var kamuoyunda. Birileri trolle avlanıyor ya da tavşan kaç tazı tut oynuyor. 2 milyona yaklaşan mülteci bölgedeki demografik yapıyı değiştirir. Kötü niyetli yönlendirmelerle büyük olaylar çıkarılabilir. Yaşananlar bazı art niyetli hamlelere gerekçe olarak kullanılabilir.

Roma İmparatorluğu’nun yıkılması örneğindeki gibi kontrolsüz göçler devletlerin sonu dahi olabilir.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Türkiye Temsilcisi Carol Batchelor, Suriye 'den Türkiye 'ye kaçan göçmenlerin şimdiye kadar görülmemiş bir biçimde arttığını; sadece iki günde 100 bin kişinin sınıra akın edip Urfa Suruç bölgesinden Türkiye'ye girdiğini bildirdi. Türkiye'de bulunan mülteci sayısının 1.6 milyona yaklaştığını bu sayının nerede son bulacağını kestiremediklerini söyledi.

Özellikle 2011 yılı Mart ayında Suriye’de başlayan olaylarla birlikte Türkiye’ye ciddi mülteci hareketleri başladı. 8 ayrı ildeki 17 mülteci kampında 200 binden fazla mülteci kalırken, geri kalanlar da kamplar dışında aramızda yaşıyorlar. Gücü olan kendi imkânlarıyla ev kiralıyor veya akrabalarının yanında kalıyorlar. Serbest ikamet edenler, Türkiye’nin farklı illerinde hatırı sayılır mülteci grupları oluşturmuşlar.

Dillerini bilmedikleri çok iyi tanımadıkları insanların arasında milletin misafirleri konumundalar.

Devletimizin bunların tamamını kontrol altında tutabileceği ve ihtiyaçlarını karşılayabileceği gücü de var her türlü imkânı da var. Eksik kalan kısımlar varsa bunu da uluslararası organizasyonlardan talep etme hakkı var. Buna rağmen bu kontrolü sağlamaması millete alın bunlara bakın demektir.

Geçimlerini sağlayamayan mülteciler bir süre sonra asayiş sorunlarının en üstünde yer almaya başlayacaklar. Zaruret kapıdan girince fazilet bacadan çıkarmış. İnsan yaşama savaşı verirken, var olmaya çalışırken ne kanun, ne düzen, ne de korku dinler.

Sayın Başbakanımız güzel söylüyor. "Milletler zor dönemde aldıkları kararlarla tarihe geçer. Bizim milletimizin zor durumdaki insanlara kapısını kapatması söz konusu değil. Her milletten insan gelebilir. Böyle bir geçmişe sahipsek bunun gereğini yapmak durumundayız. Kapımızı kapatmamız mümkün değil.” Eyvallah, ama dışarıya karşı imajımız kadar önemli olan; içimizde bununla ilgili yeterli tedbir alınması ve ne milletimizin ne de mültecilerin mağdur edilmemeleri ve bu iki kesimin karşı karşıya getirilmemeleridir.

Aksi halde sap saman birbirine karışacak ve kimin mülteci olduğu anlaşılamayacak hale gelecektir.

Fahrettin Beşli

30.9.2014