Ne istiyorsunuz ATAM’dan?
Her toplumun liderlere, kahramanlara, tarihi kimliklere ihtiyacı vardır. Olmayan toplumlar bunu efsanelerle uydururlar ve sürdürürler.
Biz bu konuda oldukça avantajlıyız. Türk tarihi geçmişten bu yana gerçek kahramanlarla dolu.
Yakın tarihimizin en büyük kahramanı, kuşkusuz Mustafa Kemal Atatürk.
Çok kısa bir zaman dilimine sığdırdığı askeri ve siyasi başarılarla Türk Milletini yeniden düze çıkarttı, yenidünya düzenine adapte edecek şekilde devleti ve milleti revize etti, bu günkü demokratik sistemin de temellerini attı.
Bu hafta yıldönümünü kutladığımız 30 Ağustos zaferi ile Türk Ulusuna egemenlik kazandı. 30 Ağustos 1924 tarihinde, Dumlupınar’da “Meçhul Asker Âbidesi”nin açılış töreninde M. Kemal Atatürk bu zaferinin önemini şöyle ifade etmiş: “...Gelen raporları tetkik edince kat’iyyetle hükmettik ki, Türk’ün hakikî halâs güneşi 30 Ağustos sabahı ufuktan bütün şa’şaasiyle tulû edecekti(doğacaktı).”
İyi-kötü tartışmaları uzayabilir. Ancak kişi otoritesine dayalı, sınır tanımayan hırsları ile yanlış politikaların ısrarları neticesi yaşanan arda arda felaketlerle uçurumun kenarındaki bir Türk Devletinin tarihte kaybolmasına izin vermedi. Kurumaya yüz tutmuş ulu çınarı yeni bir milli devlet olarak yeşertti.
Ülkeyi yönetenlerin Asya, Afrika ve Avrupa’ya egemen olmaya uğraşırken “kendi ülkesini ve milletini” ihmal etmesinin olumsuz sonuçlarını doğru değerlendirdi; ihtiyaçları ve yapılacakları doğru tespit edip aşama aşama hayata geçirdi.
Hangi birini sayayım? Birkaç dilin karmaşasından Türkçeyi yeninden hâkim dil haline getirmesi başta olmak üzere; eğitimde, tarımda, iktisatta, sanayide, siyasette, insanların kılık kıyafet ve sosyal yaşantısı da dâhil birçok konuya baştan aşağı çekidüzen verdi.
Tüm bunların doğal sonucu olarak da bu milletin lideri, önderi ve sembolü oldu.
Sadece Türk Milletinin de değil, özgürlük mücadelesine soyunan tüm milletlerin örnek aldığı ve gıpta ettiği bir devlet adamı oldu.
Kendine ait her şeyden feragat ederek kendisini bu millete vakfetmiş bir kişi de her türlü saygıyı, övgüyü hak eder.
Takdiri hak ederken kısık sesle yapılan tenkitler; bu dünyadan göç edişinin üzerinden geçen 76 yılda belli ki kaybolmamış. Bunun kin, nefret ve hınç olarak son zamanlarda patlak vermeye başlaması sevenlerini üzüyor.
Hiç kusuru yok denemez. Güncellenmesi gereken, değişmesi gereken reformlarının olabileceği, üzerinde konuşulması ve çalışılması gereken hususlar olabileceği reddedilemez. Bunu kendisi de ısrarla söylemiş durmuş:
“Ben, manevi miras olarak hiçbir nass-ı katı, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım, ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü müşkülat önünde, belki gayelere tamamen eremediğimizi, fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Zaman süratle dönüyor, milletlerin, cemiyetlerin, fertlerin saadet ve bedbahtlık telakkileri bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur.”
Bırakın iyi tarafları ile hayırlı işleri ile faydaları ile anılsın. Türk milletine mal olmuş bir tarihi kimlik olarak hep saygı ile anılsın. Sevenleri ve takipçileri de, sevmeyenleri de O’nu doğru anlasın ve doğru ansın. Yine kendisi doğru anlaşılsın diye geleceğe not düşmüş:
“İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!”
Türk tarihini ayakta tutan binanın son katının mimarı da, mühendisi de Mustafa Kemal’dir. O’nun kurduğu katın içine bu günün odaları inşa edilmiş ve yarının katları da o katın üzerine inşa edilmeye çalışılıyor. Mustafa Kemal’i reddetmek, o katı reddetmek, yok saymaktır. Aradan çıkarırsanız, yeni liderlerinize de yeni katlarınıza da yer bulamazsınız.
“Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerini inkâr edenler ve beni yerenler çıkabilir. Hatta bunlar, benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir. Fakat ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidirler ki bu fikirler, Hint'ten, Mısır'dan döner dolaşır gene gelir, verimli neticeleri kalpleri doldurur.”
Unutmayın Mustafa Kemal olmasaydı Milletin İradesinden söz edilemezdi. Zirve sadece sultanların soyundan gelenlerin makamı olarak kalırdı.
Fahrettin Beşli
30 Ağustos 2014