Öküz öldü, ortaklık bozuldu.

Çok amiyane bir halk deyimi bu…

Teoride muhtelif tarifleri ve açıklamaları olsa da “iki veya daha fazla tarafın çıkarları / beklentileri doğrultusunda etrafında toplandıkları şartların / imkânların / sebeplerin / hedeflerin ortadan kalkması ile birlikteliğin ya da ortaklığında sona ererek herkesin kendi yoluna gittiği” durumu izah etmek istendiğinde bu deyim tercih edilir.

Her deyimin bir hikâyesi olduğu gibi bunun da içinden çıktığı bir hadise öyküsü vardır. Bu öykü şöyle anlatıla gelir:

Fukara bir köylünün hepsi hepsi bir öküzü vardır. Köylü tarlasını onunla sürer, yükünü onunla taşır; her işini, bu cefakâr öküz ile görür. Gün gelir, öküz ölür. Çaresiz köylü, elleri koynunda kalakalınca, istemeye istemeye Ağa’nın kapısını çalar. Ağa, zengin fakat pek zalimdir. Kaşıkla verdiğini, kepçe ile geri alır.

“Buyur ne vardı sabah sabah!”

“Ağam bizim öküz…”

“Ne olmuş ki?”

“Bizim öküz öldü ağam”

“Ee başın sağ olsun”

“Ağam işler hep yarı kaldı. Bana bir öküz gerek. Hani diyom biraz borç versen…”

Ağa bir süre düşünür ya da öyle yapıyormuş gibi görünür.

“Veririm amma bir anlaşma şart” der.

“Olur ağam nasıl istersen, ben senin ocağına düşmüş bir kimseyim!”

“Öküzün parasını ödeyene kadar, benim tarlalarımı da süreceksin, yağımı, sütümü, peynirimi de eksik etmeyeceksin. Ahırıma, hayvanlarıma bakım işlerime yardım edeceksin!”

“Olur ağam, baş üstüne.”

Bu anlaşmadan sonra öküz alınır. Zavallı köylü hem kendi işlerinde çalışır hem de ağanın işlerine yardım eder. Ağa, çarşıda pazarda köylüyü etrafındakilere “benim öküz ortağım” diye gösterir, tanıtır.

Bütün bu işler, Ağa’nın aşağılamaları, sırtına yüklediği angaryalar, köylüye pek bir zor gelse de çaresiz katlanır. Çünkü Ağa’ya borcu vardır ve yaptıkları anlaşma böyle zalim bir anlaşmadır. Aradan bir kaç sene geçer. Ne köylü de ne de öküz de dayanacak hal kalmaz. Bunca işin altından kalkmak, her ikisi için de zordur. Köylü dayanır, fakat öküz dayanamaz. Günlerden bir gün tarlanın ortasında öküz ölüverir. Köylü acıdan buruşmuş yüzü ile öküzün etrafında dolaşır, sağından, solundan hayvanın iri vücudunu iteler, kuyruğundan çeker, boynuzundan iter. Fakat tarlanın ortasında yığılı kalan bu dağ gibi beden, yerinden milim kımıldamaz. Öküzün dünyayı son kez gören iki iri gözünden, iki iri ve yorgun damla akıp gider. Köylü ise dayanamaz hıçkıra hıçkıra ağlar. Ertesi gün, çarşıya inen köylü yine Ağa ile karşılaşır.

“Bana bak öküz ortağı! Bizim aşağı tarlayı halen sürmemişsin.” diyen Ağa’ya köylü acı acı gülüp şu meşhur cevabı verir:

“Ağa ağa! Öküz öldü, ortaklık bitti!”

Şimdi bu sözün marka değeri pek fazla arttı. Çünkü siyaset platformunda yaşanan güncel hadiseler; birçok taraflar arasında bu sözün hakkını verecek çözülmelere ve reaksiyonlara sebep oldu.

“Uzlaşma kültürünün” güzel bir örnek başlangıcını ortaya koymak üzere bir ortak aday üzerinde mutabakat sağlayan 14 +1 siyasi parti ya da siyasi yapı seçimin kaybedilmesi ile ölen öküzü meydanın ortasına bırakıp dağıldılar. Herkes kendi mecrasına dönerken böyle bir ortaklığın kar getireceğine pek inanarak yola çıkmadıkları aşikâr ortaya çıktı.

Baş aktör olan partilerin kendi içlerinde de kiminde kısık sesle kiminde de çok yüksek sesle öküzün ölümüne kimin sebep olduğu tartışmaları başladı. Tartışmalar şiddetleneceğe ve partilerin kendi öküzlerinin de öldürülerek mevcut ortaklıklar da biteceğe, yeni ortaklıklar için yapılan görüşmeler hayata geçirileceğe benziyor.

En önemlisi de iktidar partisinde yaşanıyor. Bu güne kadar sütünden, gücünden, gübresinden, yününden yararlanılan iktidar gücünün, Türkiye Cumhuriyeti devlet imkânlarının kontrolünün elden çıkma riski eldeki öküzün öleceği telaşı başlattı. Ölürse etinin iyi yerini, derisini, boynuzunu kemiğini kimlerin “üleşeceği” çekişmesi şimdiden başladı.

Burada öküz kelimesi kişi, kurum ya da kesim gibi somut bir varlığı değil, en başta da açıklandığı üzere ortak fayda ya da şartlar gibi soyut gerçekleri ifade ediyor.

Hayali bu kasap dükkânının içinde olanları dışarıdan seyredenler ise yine ciğerci kedisi gibi vitrin camını yalamaya devam edecekler.

Fahrettin Beşli

16 Ağustos 2014