Kendin Söyle Kendin IŞİD…

Nereden çıktı bu örgüt?

Deccal gibi…

Ne Müslüman’a benziyorlar ne insana.

Yoksa cehennemin kapıları açık kaldı da firariler bu örgütte mi toplandı?

Nasıl olurda bir cinayet örgütü isminde “devlet” ibaresini kullanır?

Nasıl olur da yaptıkları canice cinayetleri “Allah’ü Ekber” nidalarıyla gerçekleştirir, en kutsalımızı bu çirkinliğe dahil eder ve tüm dünyaya Müslüman imajını bu hali ile servis eder?

Kim yetiştirdi, kim sahaya sürdü kim kontrol altında tutuyor?

Hedefleri ne, nereye kadar ilerleyecekler, nerede duracaklar?

Bir komşunun başına musallat olmuş musibetten daha fazla önem arz ediyor. O nedenle bizler için bu soruların doğru cevapları hayati değer taşıyor.

Ayak izlerini dikkatle takip edelim bakalım bizi nereye çıkaracak.

Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD), Irak ve Suriye’de faaliyet gösteren Selefi ideolojiye sahip; Irak, Suriye, Filistin ve Ürdün topraklarını içine alan bölgede Şeriat'a dayalı bir devlet kurmak isteyen, Ebu Bekir Bağdadi liderliğindeki silahlı bir örgüt.

2004 yılında Irak’ta kuruldu ve Usame Bin Ladin liderliğindeki El Kaide’ye katıldı. 2006 da “Irak İslam Devleti”ni kurduklarını açıkladı. 2010 Nisan’ında, ABD ve Irak güçleri düzenledikleri bir operasyonla örgüt lider kadrosunu öldürünce Ebu Bekir El Bağdadi örgütün yeni lideri oldu.

Günümüze geldiğimizde başta Irak ve Suriye olmak üzere tüm Ortadoğu’yu şekillendirmeye görevlendirilmiş bir taşeron örgüt olarak algılanıyor.

IŞİD’in çoğunluğu yabancılardan oluşan Suriye’de 6-7 bin, Irak’ta ise 10 binin üzerinde silahlı gücü olduğu tahmin ediliyor. Bu silah gücün de sıradan olmadığı; bir subayın “Onları yenemiyoruz. Çok iyi sokak savaşı eğitimi almışlar, bizse almadık.  Hayalet gibiler: Aniden vurup kayboluyorlar’’ sözlerinden anlaşılıyor.

Güçlerinin bir başka göstergesi de Irak’ın ikinci büyük kenti Musul’u bir gecede ele geçirip; bir ay içinde hakimiyet alanını başkent Bağdat’a kadar genişletmesi ve Irak ile Suriye arasındaki sınır bölgesinde ana geçiş noktalarını da kontrol altına almasıdır.

Örgütün mali kaynaklarının büyük kısmını Körfez bölgesinden aldığı maddi yardımlar oluşturuyor. Bu kaynağın üzerine ciddi haraç ağı ile gelirleri, kontrolünde bulunan petrol kuyularının getirileri, ele geçirdiği yerlerde el koydukları bankalardaki paralarla belli varlıklardan oluşan savaş ganimeti (!) eklendiğinde kontrolü zor bir ekonomik güç ortaya çıkıyor.

Arkasındakilerle birlikte bu silahlı ve ekonomik gücün verdiği cesaretle kafa kesmekle kalmıyor, camileri havaya uçuruyor, Kabe’yi yıkmaktan söz ediyor, dünya kupasının bu bölgede yapılmasına izin vermiyor.

İçinde yüzlerce soru barındıran bu durumun yenidünya düzenin oluşumunun sınır komşularımızın içinde olduğu orta doğu coğrafyasının payına düşen iz düşümü.

Her kimin kurgusu ise bu örgüt taşı ile birden çok kuş vuruyor.

Öncelikle çirkin suratlı, pis paçavra kıyafetli, cani ruhlu, katil, sapık bir görünümle dünya ya “Müslümanların karanlık yüzü(!)” servis ediliyor. Böylelikle Müslüman kesimler kendilerini sorgularken diğerleri bu tehlikeye karşı gardını alıyorlar.

Böylelikle sık sık dünya kamuoyuna servis edilen “Ilımlı İslam” modeli bu tehlikenin ve tehdidin panzehiri olarak insanlık için en iyi alternatifi olarak daha hızlı kabul görecek.

Örgüt liderini Halife ilan etmeleri hala örgütün rolünü kavramakta güçlük çekenler için kolaylaştırıcı bir hamle.

Ortadoğu coğrafyasında bu yağmacılar marifeti ile kaotik ortam şiddeti aratarak devam edecek. Bölgeye müdahale kaçınılmaz bir zarurete dönüşecek ve birileri bunu insaniyet namına gerçekleştirip enerji kaynaklarının başına çöreklenecek.

Bu müdahale gerçekleşene kadar da bölgede çok büyük temizlik yapılarak küçük çakıl taşlarına kadar yollar temizleneceğinden bölgeye müdahale silahlı değil sadece törenle olacak.

Tüm bunlar master bölme planının aşamalı parçaları. Sadece coğrafi bir bölme değil; din temelli, mezhep esaslı geri kalmış doğu ile modern batının (!) derin uçurumlarla bölünmesinin safhaları.

Kendimiz söylüyoruz, kendimiz işitiyoruz. Kimse kendi söylediklerinden başkasının kine kulak vermiyor. Herkes aynı şeyi ayrı ayrı söylüyor. Kimsede bir reaksiyon yok. Herkes aynı anda aynı şeyi haykırması, bu müşterek coğrafyadaki müşterek dini ve müşterek kaderi olan kitlelerin uyandırılması ve silkelenip ayağa kaldırılması gerekiyor.

Aksi halde kuru otların ortasındaki yangını kontrol edilemeyeceği gibi tüm bölge ile birlikte Türkiye de bu ateşle yanacak. Küllerinden de yeni yeni devletler milletler doğacak.

Fahrettin Beşli

8 Temmuz 2014