Müslümanların kadim düşmanı Yahudiler (!)
Müslümanlara; İslam dininin doğuş zamanından itibaren en büyük ve en tehlikeli düşmanları hep Yahudiler olarak gösterildi. Peygamberimizin yeni dini duyurmasının ve yaygınlaştırmasının önünde engel olarak hep Yahudiler ve diğer inanmayanların durduğu anlatıldı. Hıristiyanlarla fazla sorun yaşanmamış, gelecek için de fazlaca tehdit ve tehlike oluşturmuyor mesajı verildi. Oysa tarihte bolca Haçlı Seferleri adı altında Müslüman Hıristiyan savaşları yer almışken bir Müslüman Yahudi savaşı kaydedilmemesi bu bilgilerle çelişti.
Her şeye rağmen yakın zamana kadar Müslümanlar ve Yahudiler aynı coğrafyalarda iç içe ve birlikte yaşadılar. Batı dünyasının dışladığı ve sevmediği Yahudiler doğuda sorunsuz yaşadılar. Hatta bu gün en büyük düşmanları görünen İran’da bile…
Biz Bursa’daki “Yahudilik” diye isimlendirilmiş mahallede büyüdük. Cumartesi Havra’nın içindeki kalabalığın ne yaptığını merak ettik. Tatlı su içmek istediğimizde yaşlı “Maria”nın evinin önündeki “terkos”tan kabımızı doldurduk. Sonraları öğrendim ki Yahudilik semti, Bursa surlarının dibinde, sur içi kentin çöplüğü imiş. Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler sur içine alınmadıklarından burada yaşarlar çöplerdeki atıklarla yaşarlarmış. Mahalle yüzyıllarca bu şekilde varlığını sürdürmüş. Kulaktan dolma bilgi ama akla aykırı değil. İlginç olan ise o günlerin muhtaç kesimlerinin bu gün herkesten daha müreffeh yaşamaları.
Yahudiler; tarih boyunca kendi evinde kendi vatanında yaşayamadı. Hep oraların azınlığı, yerlilerine göre yabancısı oldular. Özellikle Avrupa’da Yahudi düşmanlığı zaman geçtikçe iyice kök saldı. Sadece üçüncü sınıf insan muamelesi görmekle kalmayıp baskı ve tacizler artınca, din değiştirip kalan hayatlarını “dönme” olarak geçirmeyi denediler. Bunun için siyasi siyonizmin önderi olan Thedor Herzl, Papa’ya Yahudileri Hıristiyan yapma teklifinde bulundu. Karşılık göremeyince topluca göç, çözüm olarak önlerinde kalan tek alternatif oldu.
Ama göç ettikleri yer de yine bir başka gurbet idi, kendi evi değildi. Yahudilerin bir vatana ihtiyaçları vardı.
Tarih Yahudilerin anavatanını bu günkü Filistin toprakları olarak gösteriyor. Bu nedenle Avrupalı Yahudi önderlerinden Haham Yahuda Hai Alkalai; Sultan II. Abdülhamit’e hükmü altındaki Filistin topraklarında kendilerinin kiracı olarak oturtmalarına izin vermesinin istenmesi fikrini ortaya attı. Yine Herzl sahneye çıkıp II. Abdülhamit ile görüştü, o bölgeden toprak satın almayı önerdi. Ancak II. Abdülhamit bu teklife karşılık kendilerine Urfa’yı önerdi. Bu plan işlemeyince umutsuzluğa kapılan Yahudiler başta Uganda olmak üzere farklı bölgelerde yerleşmek üzere toprak satın almaya başladılar.
İngiltere bu aşamada devreye girip büyük Yahudi bankerleri vasıtası ile Yahudileri “vaat edilmiş kutsal topraklara” dönülmesi fikrinde yeniden birleştirdi. Gerekçe de sihirli kelime olan yenidünyanın enerji kaynağı petrol idi. Çünkü en büyük petrol rezervlerinin bu bölgede olduğu anlaşılmıştı. Hal böyle olunca da Yahudilerin Filistin’e dönüş fikrini en büyük destekleyen geleceğin petrol imparatoru Rothshild ailesi oldu.
İkinci Dünya Savaşı şartları içinde 1917 de İngiltere Kudüs’ü işgal etti. Bu açılan kapıdan giren Yahudiler hızlıca Filistin’de ev, çiftlik almaya; küçük gruplar halinde bu topraklara yerleşmeye başladılar. Eş zamanlı olarak Rothshild ailesi de bölgedeki petrolün işletilmesinde ve taşınmasında etkin bir güç haline geldiler.
Yirminci yüzyılın sonlarında Avrupa’da iki güç kutbundan biri İngiltere 1. Dünya Savaşı sonunda hedeflerine ulaşmışken; ikincisi olan Almanya birlikte girdiği Osmanlı İmparatorluğu ile yenilmiş, Ortadoğu ve İran üzerindeki hayalleri suya düşmüştü.
Bu hayal kırıklığını Avrupa topraklarını ele geçirme şeklinde revize eden Almanya bu defa II. Dünya Savaşını başlatıp geniş toprakları kontrol altına almaya başladı. Ezelden beri nefret ettikleri Yahudilerin; bir de düşmanları İngiltere ile işbirliği yapıp kendilerine ihanet ettiğini düşünen Hitler’in, ülkeyi terk etmeleri için verdiği sürede sadece 400 bin kadar Yahudi kendilerini kurtarabildi. Kalan 5 milyon Yahudi o malum yöntemlerle yok edildiler.
II. Dünya Savaşı da Almaya için yenilgi, hatta hezimetle sonuçlanınca; Yahudi katliamlarını gerçekleştiren Alman subayları, dünyanın çeşitli ülkelerine kaçtı. Bunlardan bir kısmı da Mısır’a yerleşti. Burada, Yahudi düşmanlığının İslam coğrafyasında yayılmasına ve kök salmasına öncülük ettiler. Müslüman kimliğine bürünen bu Nazi subayları kendilerine yeni isimler aldılar: Alfred Zingler-Muhammed Salih, Dr Johannes Von Leers- Ömer Amin, Hans Appler- Salih Sefer, Gestapo’nun Yahudi bölümü şefi Erich Altern – Ali Bela örnek olarak gösterilebilir. 1957 yılında iki bin kadar kaçak Nazi subayı Filistin kamplarının kurulup Filistinli militanların eğitiminde etkin rol aldılar.
Alman Askeri İstihbarat Başkanı Gehlen; savaşın gidişatını ön görüp 1944 yılında Amerikalılara teslim oldu. Donanımlı istihbaratçı Amerikan askeri istihbaratını yeniden yapılandırdı ve CIA’yi kurdu. Bir yandan başta Amerika olmak üzere, Türkiye gibi NATO ülkelerinin ve Suriye, Irak gibi Arap ülkelerinin istihbarat teşkilatlarını reorganize ederken; diğer yandan da Ortadoğu’ya yayılmış Nazi subaylarının kurduğu organizasyonun deşifre edilmesini önledi.
1948 de İsrail Devleti kurulunca çabalar yeni bir boyut devlet kimliği altında savaşlara dönüştü.
Bir taraftan Gehlen ekollü CIA vasıtası ile Amerika, diğer taraftan da Nazi kalıntısı subayları vasıtası ile Almanya; Ortadoğu’da İslamcı hareketlerin radikalleşmesine daima öncülük ettiler.
Bu güne geldiğimizde aşikâr olan şu ki bölgedeki savaşlar Arap – İsrail ya da Yahudi-Müslüman savaşları değil; İngiltere’nin bölgesel çıkarları ile Almanya’nın tarihsel hedeflerinin çatışmalarının zuhur etmesidir.
Bölgede kendisine müttefik bir Kürdistan devletinin kurulmasını destekleyen İsrail de, Yahudilerin genişlemesini önlemek gayesi ile oluşturulmuş Radikal İslamcı Örgütlerde hem bölge hem de bizim için gerçek birer tehdittir.
Sık sık yaptığı gibi kutsal yer ve zaman tanımayan İsrail kendisine saldırılacağı iddiasını bahane edip Gazze’ye saldırdı. Üstelik yine Ramazan ayında... Maksadı özellikle Golan Tepeleri’ne ve Şam’a doğru işgal ettiği toprakları genişletmek.
Bir dünya Müslüman kendi topraklarında iki Hıristiyan devletin çıkar savaşlarına ve “hangimiz daha güçlü” mücadelesine seyirci kalırken; bir avuç Yahudi’nin meydan getirdiği İsrail yine bölge devletlerine meydan okuyarak can yakamaya devam edecek.
Bellikli bu bayramı da İslam âlemine zehir edecek.
24 Temmuz 2014
Fahrettin BEŞLİ