Medine’de iftar sofrası…

Hiç bu yüzünü görmemiştik.

Medine de Peygamberimiz Hazreti Muhammed’in (S.A.) kabrinin de bulunduğu Mescid-i Nebi de bir iftar saatinin ne derece etkileyici olabileceğini düşünemezdik.

Mescid-i Nebi; Peygamberimiz Hazreti Muhammed’in (S.A.) Yesrib’e (Medine) M.S. 622 de hicret ettiğinde sahabeleri ile birlikte yaptığı ilk mescitlerden birisi olması özelliğinden ötürü hem tarihi hem de manevi derinliği olan bir kutsal alan.

İlk yapıldığında sadece 924 m2 olan mescit; geçen 1392 yılda yapılan toplam dokuz büyütme işlemi ile yarısı kapalı ve diğer yarısı da açık olmak üzere toplam 275.250 m2 alan üzerinde aynı anda 698.000 kişi namaz kılabilecek hale getirilmiş.

Dördü eski on görkemli minaresi ile resimlerde zaman zaman Mescid-i Haram ile karıştırılan Mescid-i Nebi hac ve umre ziyaretindeki tüm Müslümanların Mekke’deki Kâbe’den sonra ikinci uğrak yeri.

İlgi çekici olan mescidin manevi kimliği ve büyüklüğü değil; aynı anda tüm mescitte 500 bin kişinin iftar yapabilmesi. Üstelik de bunu başkalarının ikramları ile yapması.

İftar saatine 3 saat kala açık alan ve kapalı alanda boş yer kalmayacak şekilde, hatta buraları dahi yetmediğinden dışarıdaki yol kenarlarına da dahil olmak üzere her yere bir metre eninde uzun naylon örtüler serilir.

Üzerine sofra sahibinin gücü ölçüsünde yiyecekler serpilir. En zayıf sofrada mutlaka kişi başı 5-6 yaş hurma, bir küçük kap yoğurt, evsafını hala çözemediğim yoğurta dökülerek karıştırılan bir kaşık baharat, el büyüklüğünde bir ekmek ve bir bardak da zemzem suyu bulunur.

Daha zengin olanlarda bu menüye bazılarında birer muz ya da elma veya meyve suyu eklenir. Nadiren de olsa alüminyum folyo kaplar içinde pilav üstü tavuk da eklenince bu sofralar daha bir zengin görünür.

Birkaç kez oturduğunuzda (size tebliğ edilmese de) sofra muhteviyatının bu mütevazı içerik sınırlarının fazlaca dışına çıkılamayacağını anlıyorsunuz. Görürsünüz ki sofrayı kuranların büyük çoğunluğunun ekonomik durumları çok daha mükellef sofralar kurabilmelerine olanak tanır. Ama bunu yapmazlar. Çünkü sizin bilemediğiniz o genel kuralı bilirler ve uyarlar. Siz çantanızdan çeşit çeşit yiyecekleri önünüze serip o kadar bakışın altında afiyetle yiyemezsiniz. Çıkarmanız halinde dahi yadırganacağınızı hissedersiniz. Çeşitlilik bu ortalamanın dışına çıkmaz.

Siz mescidin içine girdiğiniz andan itibaren sizin önünüzü kesmeye başlarlar. Tıpkı kapalı çarşıdaki esnafın benden alışveriş yap dediği gibi talepleri kendi sofralarında iftar yapmanızdır. Bazıları ise sofra kurmaya imkân bulamadıklarından olabilir, ikramlarını yolda dağıtırlar.

Çünkü herkes yaptığı hayrın mümkün oldukça çok kişiye ulaşmasını ve azami ölçüde de sevap kazanmayı murat eder. Siz beğendiniz bir sofraya oturursunuz.

İftar saatine 10 dakika kala birçok kişi ayağa kalkar ve avuçlarını açarak ayakta uzun süren dualarını ederler. Bizim “top patlayınca” yaptığımız kısa şükür ve oruç duasının uzun olanını ederler.

Mescit içinde okunan ezanla birlikte oruçlar açılır. Sofraya son dakikada eklenen bir “yaprak peynir” ya da birkaç adet badem ve fıstıktan oluşan bir avuç çerez sürpriz bir çeşni olarak yemeğe tat katar. Her 5 metrede bir konuşlandırılmış zemzem suyu sebilleri ise size elinizi uzattığınız her anda suya ulaşma imkânı verir.

Yaklaşık 5 dakika içinde bu birkaç hurma, bir küçük kâse yoğurt, el kadar ekmek ve bir bardak zemzem suyu ile tıka basa doyarsınız. Yediklerinize bakar, oruç bile açmaya yetmeyecek bu kadarcık şey ile nasıl doyduğunuza anlamaya çalışırsınız ama bir cevap bulamazsınız.

Eğer önünüzdekileri zamanında yememişseniz ondan da mahrum kalırsınız.

Çünkü bir dakikayı geçmeyen bir süre içinde önce elinde poşetle birisi sofra için serili naylonunun üzerinde çıplak ayakları ile basarak hızlıca kalan ekmek parçalarını toplar. Hemen ardındaki ikinci bir kişi elindeki kutuya artan hurmaları toparlar. Bu telaşlı toplayıcılar önünüzden geçer geçmez, sofrada bulunan herkes önündeki naylonun kenarından tutup kaldırarak önce naylondan bir oluk, ardından da artanları içinde toparlayan bir boruya dönüştürecek şekilde kenarları birleştirilir. İçindekilerle havada tuttuğunuz naylondan boruyu, bir görevli ucundan başlayıp elinde tuttuğu çöp poşetinin içine toplayarak hızlıca ilerler. Hepsi hepsi bir dakika içinde sofradan tek bir iz kalmaz. Yedinci dakikaya girildiğinde herkes ayağa kalmış akşam namazına başlamıştır bile…

Birkaç iftar geçince detayları da öğrenirsiniz. Örneğin mescit içindeki sütunları dipleri gibi güzel yerler, belirli liyakatli ailelere tahsislidir. Hatta babadan oğla nesiller boyu bu yerler bir hak olarak devredilerek bu bir onurlu imtiyaz olarak süregelir. Diğerleri ise boşta kalan girişe yakın bölgelere, geçiş yollarına, kıyılara veya dışarıya sofra kurabilirler.

İftara; akşam namazını cemaatle kılma şansını kaçırmak istemeyenlerle, manevi atmosferde bir lokma ekmeği din kardeşleri ile paylaşmanın, birlikte oruç açmanın hazzını yakalamış inananlar katılır.

Ama bu bedava ve düzenli iftar imkânı bazılarını buraya daha fazla çeker. Sadece buraya gelmeye yetecek kadar gücü olup, kapağı bu kutsal mekâna attıktan sonra bir ramazan boyu yeme, içme ve barınma (yumuşak halıların üzerinde uyuyan binlerce insanı günün her saatinde görmeniz mümkündür) ihtiyacını bedelsiz karşılama imkânını yakalamış insanlar için bu fırsat bulunmaz nimettir. Ramazan boyunca her vakit dolu mescidin yüzde doksanını da bu kesim oluşturur.

Bu duruma ister inanç, isterse de kültür, hangi pencereden bakarsanız bakın; dünya üzerindeki başka renklerdeki, başka vasıflardaki ve başka statülerdeki yüz binlerce insanın bir lokmayı gönül rahatlığı ile paylaşabildiklerini görürsünüz. Hal böyle iken birbirleri ile didişen ve savaşan insanların neyi paylaşamadıklarına anlam veremezsiniz.

Fahrettin Beşli

21 Temmuz 2014