Yalnızca Ermenilerden özür dilemek yetmez!

Türk milleti olarak uluslararası organizasyonlarından pek azını takip ederiz.

Herhalde birinci sırada futboldaki dünya kupası gelir. Eskiden Eurovision Şarkı yarışması da aynı heyecanla ekran başında takip edilirdi.

Geçen yıla kadar bir husus daha vardı ki her yıl 24 Nisan’da Ermeni soykırımının tanınması ve kınaması ile ilgili olarak Ermeni diasporasının gayretleri ile ABD kongresine getirilmesi, bunun oylanması ve zamanın ABD Başkanın bu hususta söyledikleri heyecanla beklenirdi. Konu günlerce kamuoyunu meşgul eder, bu tür meselelerle ilgili bir lobicilik faaliyetini hakkıyla sürdüremediğimizi bir kez daha altı çizilerek o yıl için noktalanırdı.

Oysa herkes bilirdi ki ABD hiçbir zaman tarihi gerçeklerle ya da adaletle ilgilenmez. Her yıl nisan ayı başında bir sıkıntılı konuyu hazırlar. Türkiye’nin idarecilerinin önüne koyduğu iki kaptan birine bu acılı aşı, diğerine de Ermeni Soykırımı Yasa Tasarısı dedikleri zehirli aşı koyar. Ama haksızlık etmez. “İster siz bu talebimizi kabul edin, isterseniz biz bu yasa tasarısını kabul edelim” seçeneğinden birini seçme hakkını masadakilere bırakır.

Belikli ABD; bu yolla her yıl mühim bir tavizi T.C.den koparmayı başarır.

Bu yıl ABD senatosuna yasa tasarısı yeniden geldi mi gelmedi mi, senato ne karar verdi, Başkan ne dedi, ya da daha gelmedi de gelecek mi kaçırdık.

Ama Türkiye’de bu konuda bir mucize gerçekleşti.

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, 1915 olaylarının 99'uncu yıldönümü vesilesiyle yayınladığı yazılı bir mesajla o dönemde hayatını kaybeden Ermenilerin torunlarına taziye dilekleri iletmek sureti ile hep reddede geldiğimiz soykırımını kerhen de olsa ikrar edip; mağdurlarından(!) özür diledi.

Böylelikle Türk tarihindeki yanlışı yapanları ayıpları ve kusurları ile birlikte karanlıkta bırakırken; kendisini özür dileme erdemi ile temiz ve masum bir halde ismini tarihe yaldızla yazdıran mümtaz kişilik olarak ilan etti.

Oysaki aynı Sayın Başbakan, 21 Aralık 2008 tarihli Akşam gazetesinde Ermenilere karşı herhangi bir suç işlenmediğini ve işlenmeyen suç için de özür dilenmeyeceğini belirtmişti.

Yine Ermenilerden özür dilensin diye çağrıda bulunan aydınlara tepki olarak 5 Mart 2009 da "Herhalde onlar böyle bir soykırımı işlemiş olacaklar ki özür diliyorlar. Türkiye Cumhuriyeti'nin böyle bir sorunu yok" demişti.

Bugün ise bu türden yaklaşımların ve söylemlerin tam aksi istikamette bir radikal eylem ortaya koydu. Yaptığı yazılı açıklamanın birkaç satırı aynen şöyle:

“Ermeni vatandaşlarımız ve dünyadaki tüm Ermeniler için özel bir anlam taşıyan 24 Nisan, tarihi bir meseleye ilişkin düşüncelerin özgürce paylaşılması için değerli bir fırsat sunmaktadır”

"Kadim ve eşsiz bir coğrafyanın benzer gelenek ve göreneklere sahip halklarının, geçmişlerini olgunlukla konuşabileceklerine, kayıplarını kendilerine yakışır yöntemlerle ve birlikte anacaklarına dair umut ve inançla 20'inci yüzyılın başındaki koşullarda hayatlarını kaybeden Ermenilerin huzur içinde yatmalarını diliyor, torunlarına taziyelerimizi iletiyoruz"

"Osmanlı İmparatorluğu vatandaşı herkes gibi Ermenilerin de o dönemde yaşadıkları acıların hatıralarını anmalarını anlamak ve paylaşmak bir insanlık vazifesidir”

"Adil bir insani ve vicdani duruş, din ve etnik köken gözetmeden bu dönemde yaşanmış tüm acıları anlamayı gerekli kılar"

Pekâlâ, Sayın Başbakan, bu dönemde yaşanmış diğer benzer acıları(!) ve olayların taraflarını da bundan mahrum etmeyerek;

Her yıl 8 Ekim de Balkan Savaşlarında kayıplar verdikleri ve savaşın sonunda Çatalca’da durdurulup İstanbul’u işgal edemedikleri için Bulgarları,

Her yıl 18 Mart’ta binlerce kayıp verdikleri ve Çanakkale’yi geçemedikleri için İngilizleri Anzakları,

Her yıl 15 Mayıs’ta Osman Nevres’in (Hasan Tahsin) Kordonboyu’nda İzmir'e çıkartma yapan işgal kuvvetlerine sıktığı kurşunlarla seçkin askerlerinin birkaçını kaybeden Yunan Efzon Alayını,

Her yıl 30 Ağustos’ta, Anadolu işgalleri Sakarya hattında durdurularak gerisin geri püskürtülüp İzmir’de denize dökülen Yunanlıları,

Her yıl bir gün, yeni Türkiye Cumhuriyeti’ne isyan edip başkaldırdıkları, düşmanla iş birliği yaptıkları halde nush ile uslanmadıkları ve tekdirden anlamadıkları için haklarına düşen kötekle cezalandırılan asileri ve hainleri,

Her yıl 20 Temmuz da Enosis heveslerini kursaklarında bıraktığımız Kıbrıs Rumlarını,

Hatta bunlarla dahi yetinmeyip,

Her yıl 28 Nisan da hedeflerine ulaşamadan ortadan kaldırılan ve en sonda kurucu liderleri Agop Agopyan’ı kaybederek kökü kazınan ASALA örgütünü,

Ve her yıl 15 Ağustos da vatanımızı ve milletimizi bölmek için çıktığı yolda gerçekleştirdiği katliamlar ve terör eylemlerinde kayıplar veren PKK’yı da

Anın, anlayın ve gönüllerini alın.

Eminim ki Ermenilerden 1915 dönemi ile ilgili özür dilediğinizdeki elinize geçen her ne ise en az sekiz katını elde edersiniz.

Fahrettin Beşli

25 Mayıs 2014