PATLAK EKSOZ KÜLTÜRÜ
Bursa’da başka şehirlerde görünmeyen kötü bir uygulama var; patlak egzoz ile yollarda ciyak ciyak fiyaka(!) yapmak.
Bursa; hızlı şehirleşmeye aynı hızla intibak etmeye çalışan; ister kent kırsalından, ister başka diyarlardan gelen insanların ekseriyette oldukları sosyal yapıya haiz bir şehir.
Kırsalda hiçbir statü göstergesinin karşılığı yokken, kent yaşamında her şey bir sosyal pozisyon simgesi.
Kılık kıyafetten, saç–sakal modeline; oturduğun semtten, çocuğun okuluna; kullandığın cep telefonundan, bindiğin arabanın markasına kadar…
Bu sembollerle girdiğimiz toplumlarda; göstergelerimizin ortaya koyduğu statümüz paralelinde ilgi ve saygı gördüğümüzü reddedilir misiniz?
Diğerlerini kenara koyalım, bindiğimiz arabanın modeli yolun hangi şeridinde, hangi hızla gideceğimizi dahi belirler.
Sol şeritte makul hızla gidiyorken birden arkadan selektör yaparak “çekil önümden, bana yol ver” mesajı veren seninkinden daha pahalı, daha sükseli otomobilleri hep anlayışla karşılamışızdır.
Varlıklı ve güçlü kesim ile var olma gayretindeki mütevazı kesim arasındaki geniş mesafeyi kapatmanın bir tek yolu var; özgüvenle dikkat çekmek ve meydan okumak.
İşte bunu bu şehirde 20 yaş üstü arabaların patlak egzozları ile trafikte gürültü ve sürat yaparak gerçekleştiren bir kültür var.
Her zaman bulunduğunuz yolda; şoför koltuğuna yan oturmuş, sol dirseğini cama dayayıp cıgarasını dışarıda tutmuş, sağ eli ile direksiyon çevirirken; vites değiştirecek üçüncü bir kolu olmadığı için bulunduğu viteste azami ölçüde gaza basıp, patlak egzozu ile kulakları tırmalayarak geçen bir araç görebilirsiniz.
Ekseriyetle de “doğan” görünümlü “şahin”, “kartal” görünümlü “serçe” benzeri araçlarla ortaya konulan bu duruş ile “benim sizden neyim eksik” mesajı verilmeye çalışılır.
Yapılan; ceketi omuza atıp, ayakkabının arkasına basarak nara atmanın dört teker üzerinde olanından başka bir şey değildir aslında.
Bu harekete hayranlık duyan, saygı gösteren ya da bu arabalardaki gençlere ilgi duyan kızlar var mıdır bilmem ama rahatsızlık duyan çok fazla insan varlığını biliyorum.
Bilinçlendiremiyoruz ve öğretemiyoruz ama hiç olmazsa sıkı denetimlerle bunu men edebiliriz. Peki bunun içinde hangi kurumun kapısını çalacağız?
Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi Ve Yönetimi Yönetmeliğinde İlgili kurumların görev, yetki ve sorumluluklarını;
“Çevre ve Orman Bakanlığı; kişilerin huzur ve sükûnunu beden ve ruh sağlığını gürültü ile bozmayacak bir çevrenin geliştirilmesi gayesiyle, çevresel gürültüyü azaltacak program ve politikaları belirlemek, buna yönelik mevzuat ve mevzuatın uygulanmasını kolaylaştırıcı her türlü dokümanı hazırlamak, bu Yönetmeliğin uygulanmasında işbirliği ve koordinasyonu sağlamakla,
Büyükşehir Belediye Başkanlıkları, Büyükşehir Belediye sınırları ve mücavir alan içinde belirlenen yerleşim alanı veya alanlarında yer alan; karayolu, ... gibi gürültü kaynaklarının bulunduğu alanlar için ayrı ayrı gürültü haritalarını ve eylem planlarını ilgili belediyelerle koordinasyon ve iş birliği içinde hazırlamakla,
Ulaştırma Bakanlığı; yerleşim alanları içindeki devlet yolları ve otobanlar için gürültü haritası hazırlanmasında gerekli olacak verileri belediyeye iletmekle ve gürültü haritalarının nihai hali hakkında kamuoyuna bilgi vermekle ve Bakanlığa göndermekle”
şeklinde ifade ediyor.
İlgili çizelgelerde Kara Yolu Çevresel Gürültü Sınır Değerleri yollarda gündüz 60(dBA) gece 50(dBA) olarak sınırlandırılmış. Bu sınırların aşılması kural ihlali anlamına geliyor.
Bunu sağlamak için araçların üretimlerinde ve sonrasındaki trafik muayeneleri esnasındaki kontrol edilmesini yeterli görmeyip yollarda da sık sık kontrol edilerek ciddi yaptırımlar uygulanmasına, şikâyet beklemeden önleyici tedbirler alınmasına ihtiyaç var.
Sonuç olarak; yeşilin, kültürün, huzurun ve medeniyetin başkenti Bursa’ya bu çirkin kültür(!) hiç yakışmıyor.
Yetkiyi ve gücü elinde bulunduran tüm kurum ve kuruluşlara ricamız olsun.
Fahrettin Beşli
25 Mayıs 2014