OY vermemek SUÇ mu?
Gerek genel ve gerekse yerel yöneticileri belirlemek üzere seçimler yapıyoruz.
Bu seçimlerde müstakil ve bağımsız adayların pek fazla şansları olmadığı için göreve talip olan tüm adaylar; kendilerini dâhil hissettikleri, yakın hissettikleri ya da kendilerine göre uygun buldukları bir siyasi partiden seçimlere girerler.
Siyasi partiler de herkesin bildiği gibi devleti ve mahalli idareleri yönetmek, bu yönetimlerle ilgili politikalar üretmek üzere kurulmuş sadece birer sivil toplum örgütü, yani hepsi sadece birer dernektirler. Herkesin bunlardan birini tercih etme hakkı anayasal güvence altındadır.
Birçok siyasi parti ve onların adayları da toplum içindeki bir rolü üstlenebilmek için, seçim sürecinde yarışa girerler. Her birinin taraftarları, gönül verenleri ve kafasına yattığı seçmenleri de doğal olarak, yasal bir hak olarak ve seçme / seçilmenin ruhuna uygun olarak bu adaylara oy verirler.
Ne kendisine oy veren ekstra takdiri ve imtiyazı; ne de başkasına oy veren tenkidi ve cezayı hak eder.
Kazananın taraftarları ve seçmenleri ile birlikte kazanmasına(!) alıştık. Ancak, oy vermeyen kesimlerin cezalandırılması hala daha kabul edilemez uygulamaların başında gelmektedir.
Seçim sonuçları artık sandık sandık incelenebiliyor. Sandığın bulunduğu yerde oy kullananların da az çok profilleri belirli olunca, mahallerle birlikte sosyal kesimlerin de seçme tercihlerini hangi yönde kullandıkları az çok belirlenebiliyor.
Sorun bu noktadan itibaren başlıyor. Kendilerine oy vermeyen mahalleler, semtler, köyler ve sokaklar hizmetlerden tamamen ya da kısmen mahrum kalabiliyorlar. Seçilenler, elde ettikleri yetki ve güçleri; kendilerine oy vermeyenleri cezalandırmak, onlara haddini bildirmek ve sonraki seçimlerde kendilerine oy vermeleri konusunda motive (!) etmek üzere kullanıyorlar.
Başka kentlerdeki çok vahim örnekler; diğer seçim sonrası olduğu gibi bu yerel seçimler sonrasında da kulağımıza geldi.
Özellikle belirli kesimlerin ve onların sivil toplum örgütlerinin kamu desteklerinden mahrum bırakılması, ellerinde olanların geri alınması, hatta o dernekleri bitirecek şekilde alternatif dernekler kurdurup destekleyerek büyütmeye çalışmaları gibi uygulamalar hatıralarda olumsuz iz bırakıyor.
Kentimizde de benzer örnekler geçmişte yaşanmıştı.
İlginç ve farklı olan şu ki; Bursa’daki “Dağlılar” kendi adaylarından dahi sakındıkları oylarını her daim AKP ye vermişler ve kazanmalarına çok mühim katkı sağlamışlardır.
Hal böyle iken iktidara gelişlerinden bu yana Dağlılar, bu sadakatlerinin karşılığını almak şöyle dursun, ellerinde olanlarını da aşama aşama kaybettiler.
Eskiden Bakan’ları bile varken 13 yılda bir tane milletvekili gördüler. O da tamamen şahsi girişimleri neticesi gerçekleşti ve sadece bir dönem kalabildi.
Eskiden devlet daireleri ve belediyelerde sayısız bürokratları varken bu gün “YOK” denecek noktaya geldi.
Bildiğimiz son ikisi de görevlerinden ay(ı)rıldılar. Kulaktan kulağa; dağlıların başka partilerden aday çıkarmalarının faturasının bu iki bürokrata kesildiği fısıltısı naklediliyor.
Hadi diyelim ki seçim kazanan başkanların böyle bir mecburiyetleri yok ve çalışma ekiplerini kendi tercihleri doğrultusunda oluşturmak üzere irade ortaya koyabilirler. Saygı duyalım çaresizlikten…
Peki, seçim sürecinde partilerine oy isteyen AKP de aktif siyaset yapan Dağlılar neredeler şimdi?
Siyasette ve bürokraside az ve yalnız kaldıkça vazgeçilmez ve daha güçlü olacaklarını mı düşünüyorlar?
Yoksa parti içinde bir hikmeti olmayan siyasi figüranlar da; forsları sadece Dağlılara geçen başrol oyuncusu edası ile poz veriyorlar ve hak ettiklerinden daha mı değerli görünüyorlar.
Hadi bakalım; yetkinizi, siyasi gücünüzü, nazınızı, sözünüzü birleştirin de şu içinden çıktığınız ve hala daha her bakımdan oradan beslendiğiniz Dağlılar için harekete geçin.
Ay(ı)rılanları geri döndürmeye; eğer buna imkân yoksa hem Bursa’ya hem de yörenize birkaç bürokrat kazandırmaya gayret edin. Muvaffak olamasanız dahi bu gayretiniz mutlaka görülecek ve takdir edilecektir.
Aksi takdirde Dağlıların organizasyonlarında, şenliklerinde, şölenlerinde, etkinliklerinde protokol koltukları sizlere sıcak gelecektir. İsminiz ve unvanınız anons edilip de kalabalığı selamlarken üzeriniz de bir gölge olacak, siz göremeseniz de size bakanlar bu gölgeyi göreceklerdir.
Fahrettin Beşli
13 Mayıs 2014