DERSİM’İZ İSYAN

Üç nesil önce vuku bulmuş olayları ülke gündeminde tartışmaya çalışanlar; başlangıcına, gelişmelerine ve sonucuna bakarak tarihin “DERS” kısmını “İM” inden ayırabilirlerse hadiseleri daha doğru değerlendirebilirler.

Bir gündemi hakkı ile ele alıp bir mutabakata varamadan üzerine yeni gündem eklenmesine artık şerbetlendik. Bundan 76 yıl önce meydana gelmiş Dersim vakası yeniden ısıtılıp; ‘Aksaray’ ile ‘Osmanlıca öğrenimi’ konuları arasında gündeme yerleştirildi.

Herkesin şapkasını önüne koyup düşünmesi ve kendine göre dersler çıkarması gereken bu ibret dolu hadiseden, Yeni Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Osmanlıdan devraldığı “Dersim Müşkilesi” olarak farklı pencerelerden bakılıp farklı sonuçlar çıkarılageldi.

Dersim; sadece Tunceli vilayetinin eski adı değil, bu günkü Tunceli, Elâzığ ve Bingöl illerini de kapsayan bölgenin Osmanlı dönemindeki adı. Vakıa da o bölgenin adı ile tarihe not düşüldü.

Dersimliler ise aslen has Türk’tür. Bölgedeki Kürt nüfusu buraya ilkin 1515'te, Osmanlı ordusunun içinde paralı asker olarak geldiler. Aşiretlerinin büyük bölümü 15. yüzyılın ikinci yarısında bölgeye hâkim aşiret beyi Şeyh Hasan soyundan gelmektedir. Onun torunu olan Hacı Rüstem; Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail arasındaki mücadelede Şah İsmail’den yana taraf olmuş, Çaldıran Savaşı sonunda da cezalandırılmıştır. Bölgenin Osmanlı ile sıkıntılı sürecinin 400 yıllık bir geçmişi var belli ki.

Dersim’in içinde yaşayan aşiretlerin çoğunluğu Türk olduğu halde, bölgedeki egemen bazı derebeyleri; düzenlerini sürdürebilmek için Kürt görünüp Kürdistan adına isyan etmeleri ve Seyit Rıza’nın, yakalandıktan sonra atalarının Horasan'dan gelen Türkmenler olduğunu söylediği iddiaları kafaları karıştırıyor.

Dersim’de tek lider yoktur. Aşiretlerde aşiret önde gelenleri, Ocakzadelerde ise Pir, Rayberler lider konumundadırlar. Ocaklar Dersim Kızılbaş inanç merkezleridir. Hadiselerin öne çıkardığı isim olan Seyit Rıza’da Batı Dersim Aşiret Konfederasyonuna bağlı Avasu aşiretine mensuptur. Pir ocağına mensup değildir ‘tikme’dir. Kızılbaşlık dininde Ocakzade olmayan biri Pir ve Rayver olamaz. Ancak Pir kendisine el verirse ‘tikme’ olabilir. Seyit Rıza da Abbasan (Avasu) pirlerinden el almıştır. Kendi aşireti içinde Kızılbaş inancına göre Pir gelmediği zaman dini aşiret içindeki iç meseleleri çözme yetkisine sahiptir.

İkinci karışıklık da tam buradaki mezhepsel ayrımlardan meydana gelmekte. Sanki isyan bir Alevi isyanı ya da devletin Alevilere karşı bir hareketi gibi algılanmakta ya da servis edilmekte.

Muhtelif kaynaklara dayandırılan farklı ve çelişkili hadisenin detayları da keskin bir kanaat ortaya koymayı zorlaştırıyor.

Türkiye Cumhuriyeti ile ideolojik mücadele içinde olanlar; Dersim’de isyan olmadığını, devletin sebepsiz biçimde 100 bin insanı katlettiğini ileri sürerler.

Dersimlilerin; Osmanlı hükumeti ile bir anlaşma yaparak devletten aldıkları silah-mühimmatla Rus işgaline karşı savaştıkları için özerklik hakkı elde ettiğini, Seyit Rıza’nın 1915 tehcirinde Dersim’e sığınan Ermenilere sahip çıkıp, onları Osmanlı devletine vermediğinden bu haklarını kullanamadıklarını iddia ederler.

Seyit Rıza’nın isyan etmediğini aksine önlemeye çabaladığını, hatta yetkililere yazdığı mektupta "Kan dursun yeter ki! Beni ve aşiretimi, Erzurum'a yollayın. Ya da hükümet benden şüphe ediyorsa Halep'e gideyim. Veyahut Türkistan'a geri gönderin" diye yalvardığını, bu yaklaşımını teyit için de 10 Eylül günü saat 22.00 de, silahsız olarak iki arkadaşı ile birlikte Erzincan Jandarmasına teslim olduğunu savunurlar.

Oysa olanların kayıtlarla desteklenen resmi tarifi “askere gitmek ve vergi vermek istemeyen diğer aşiretlerce de desteklenen Abasan Aşireti reisi Seyit Rıza önderliğinde yaklaşık 6.000 kişilik bir grubun toprak reformuna ve cumhuriyetinin yeniliklerine karşı çıkıp silahlı isyanıdır” şeklindedir.

Resmi tarihe göre Seyit Rıza 1896 yılında Abdülhamit e karşı, 1921 de yine Osmanlıya karşı çıkan Dersim Başkomutanıydı. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ve kanunlarını tanımayarak, devleti bölgeye sokmamaya çalışmıştır. Böylelikle binlerce kişinin canına mal olan Dersim hareketinin başlamasına neden olmakla kalmamış; Uluslar Kurumu'na bir mektupla başvurarak Dersim'in bağımsız olması için BM'den yardım istemiştir.

Seyit Rıza, teslim olmamış, Erzincan köprüsünden geçerken yakalanmıştır. Hüviyetini saklamasına rağmen, yanında bulunan dürbünün üzerinde yazılı isminden şüpheye düşen ‘vazifeşinas nöbetçi’ süngüsünü çekip kendisini karakola davet etmiştir.

Bir taraftan bölgedeki derebeyleri; oranın yoksul ve çaresiz halkını “eğer asker buraya gelirse, Dersim’deki kadınlar gündüz kocalarının gece askerin olacak” diye kandırırken, diğer taraftan da Seyit Rıza'nın akıl hocalarından Nuri Dersimi "intikam. Kürt diyarında uluyan sırtlan ve çakallar ırkının (Türklerin) pis vücutlarından Kürt vatanını temizlemek için intikam. Kürdistan denilen yıkık anayurdun kurtarılması için”(!) şeklinde Kürt gençlerine yemin ettirmiş, ‘Dersim’e sefer olur, zafer olmaz!’ sloganları attırmıştır.

Bunca kışkırtmaya karşın isyana bölgedeki 40'ı aşkın aşiretten ancak 7'si katılmıştır. Kurtuluş savaşı yıllarında Dersimli Meço Ağa ile Diyap Ağa, Ankara hükümetinin yanında yer aldı. Gizli Bakanlar Kurulu Kararında açıkça yazıldığı üzere, isyan bastırılırken devlet de sadece bu cumhuriyete karşı olan aşiret reisleri ve derebeyleri ile 2 bin kadarlık bir silahlı isyancı kesimi hedef almıştır.

Devlet, Dersim bölgesinde yaşayanların Türkmenler olduğunu bildiğinden 15 yıl boyunca sabretti. Bölgeyi barış yoluyla ülke bütünlüğüne katabilmek için gönderdiği arabulucular aşiret reisleri ile aylarca görüştü, onlara sözler verdi; bölgeye Alevilik eğitimi verecek okullar açılmasını bile teklif etti.

Devlet 1936'da haber yollayıp silahlarını teslim etmelerini istediğinde onlar şöyle şartlar ileri sürmüşlerdi: “İçimize karakollar yapmayacaksınız, köprü-yol yapmayacaksınız, yeniden nahiye ve ilçe merkezleri oluşturmayacaksınız, silahlarımıza dokunmayacaksınız, vergimizi de pazarlık usulüyle vereceğiz.”

Sadece Türkiye’nin resmi belgelerinde de değil, 1937 tarihli gizli İngiliz belgesinde “sayılarının 1500'ün üstünde olduğu söylenen Kürt asilerinin Türk kuvvetlerine ciddi kayıplar verdirmeye devam ettiği ve ellerine düşen subayların vücutlarını vahşice parçaladıkları” ifadeleri yer almaktadır.

1937 yılında Singeç Köprüsü'nün bir ucunda güvenliği sağlamak amacıyla bulunan karakola isyancılar tarafından saldırılıp, karakol yakıldı ve 33 askerin tümü şehit edilmesi ile asıl büyük hadiseler patlak verdi. Tunceli-Erzincan yolundaki bir köprü yakıldı. Mazgirt Köprüsü tahrip edildi. Diğer Türk Birlikleri ile bağlantı kurulmasın diye bölgenin telefon hatları kesildi. Jandarma birliklerine pusu kuruldu. Pax Bucağı Karakolu ve 9. Seyyar Jandarma Taburu dâhil birçok askeri birlik basılarak askerler öldürüldü veya yaralandı.

Bunun üzerine iki yıl içinde üç harekât düzenlendi. İlkinin sonunda Seyit Rıza asıldı. 17 gün süren üçüncüsü 23 Eylül 1938 de isyanın bastırılması ile sonuçlandı.

1937-38'deki Dersim isyanları; Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı Kürdistan isimli bir devlet kurmak hayaliyle 1920-21'de Koçkırı, 1925'te Şeyh Sait, 1930'da Ağrı isyanlarının devamı niteliğindedir. Şartlar, talepler, süreç, yöntemler ve dış bağlantılarda ortaya çıkan benzerlikler son 30 yıldır da coğrafya isim ve aktör değiştirip aynı heveslerin güncellendiğini göstermektedir.

Üç nesil önce vuku bulmuş olayları ülke gündeminde tartışmaya çalışanlar; başlangıcına, gelişmelerine ve sonucuna bakarak tarihin “DERS” kısmını “İM” inden ayırabilirlerse hadiseleri daha doğru değerlendirebilirler.

Fahrettin Beşli

7 Aralık 2014