Sayın Cumhurbaş(ba)kanım;
Devletimizin ve milletimizin başına musallat olmuş bir sorunla ilgili kafalarımız çok karışık, huzursuz ve endişeliyiz.
Derdimizi size arz ediyoruz, çünkü siz sadece Cumhur’un Başkanı değil aynı zamanda yasama ve yürütmenin de son sözü söyleyicisisiniz.
Üstelik bizim “sorunu çözüm süreci” kabul ettiğimiz bu muğlak pazarlık sürecinin neleri içerdiği ve nereye varacağı konusunda kafasında net bir bilgi ve karar olan yegâne kişi de sizsiniz.
Siz, huzur ve güvenle bir arada yaşama iradesi ortaya koymuş, çoğunluğu birbirine yakın akrabalardan oluşan sakinlerin yaşadığı büyük bir apartmanın seçilmiş yöneticisiniz.
Bu dairelerden birinde yaşayanlardan, bir kişi çıkıp ‘daha az hizmet aldığını, dilediği dilde konuşamadığını, bu binada yeterince özgür olamadığını ve mağdur olduğunu(!)’ gerekçe göstererek terör estiriyor. O dairede yaşayan diğerlerini de kendisi ile berabermiş ve onların da haklarının savunucusu imiş kisvesine giriyor.
Binanın duvarlarını yıkıyor, camlarını kırıyor, asansörü bozuyor, binaya gelen konukları korkutuyor. Apartman görevlilerine saldırıyor. Genel gider ödemiyor, kendi kaçak kullandığı elektrik parasını dahi diğer sakinler ödüyor.
Sonra da kalıp diyor ki “sorunu çözmek istiyorsanız; başlangıç olarak benim daireme yakın dairelerin de yönetimini bana bırakacaksınız, benim ihtiyacım olan maddi kaynakları sunacaksınız, güveliğimi sağlayacaksınız. Ben yeterli olgunluğa ulaşınca o dairelerin hepsinin tapusunu alacağım. Yoksa camları kırmaya devam ederim.”
Akıl vermek bize düşmez ama çözüm arayışı için gidilen istikametin doğruluğundan şüpheliyiz. Masaya oturmaya hazırlanan tarafların birbirinin dengi olmadığını düşünüyoruz.
Sizin arkanızda yetmiş milyon apartman sakini ve çağın toplumsal kanseri olmuş terör belasından canı çok yandığından terörist girişimlerin muvaffak olmasını istemeyen diğer komşular var. Karşınıza ise bu apartmanda huzur olmamasını istemeyen mahalle muhtarı ve yukarı mahallenin sakinlerinin cesaret ve destek verdikleri suçlular oturtulmaya çalışılıyor.
Bu şartlar altında çare diye ortaya konulacak çözüm; adaletin temel prensiplerini ve apartman sakinlerinin tamamının beklentilerini karşılayacak şekilde üretilemez.
En başta bu terör estirenlerin, başkalarına hizmet edenlerin, binayı yıkmaya çalışanların tamamını bodruma kapatmalı. Ama dışarıdan hiç kimse ile irtibat kurmalarına izin vermeden… Adaletin tecelli etmesi için apartman yönetmeliğinin izin verdiği çerçevede orada cezalarını çekmeleri sağlanmalı.
Şikâyetin geldiği dairedeki sakinlerden bir samimi ve iyi niyetli heyet oluşturup devletin karşısına sadece muhatap olarak bu heyet oturmalı. Devletimiz o dairede ve apartmanın genel yönetiminde ortaya konulan gerçekçi eksikleri değerlendirmeli ve ihtiyaç duyulan iyileştirmeleri yerine getirmeli.
Buna rağmen hala daha bodrumda kapalı tutulanlar gibi düşünüp davrananlar varsa onların da diğer apartmanlara taşınmaları sağlanmalı. Boşalan odalara da diğer apartmanlardaki mağdur akrabalarımız yerleştirilmeli.
Biz çözüm arayan sorunun; etnik unsurlar, soylar, boylar, aşiretler arasında gelişen anlaşmazlık, geçimsizlik veya çatışma olmadığını biliyoruz. Bunun sadece Osmanlı Köşkünün yerine inşa edilen Türkiye Apartmanını yıkarak yerine gecekondular yapmak üzere, ihale almış müteahhitlerin yüklendikleri Ortadoğu Mahallesinin yeniden inşa edilmesi gayreti olduğunun da bilincindeyiz.
Çok net olarak görünüyor ki, sorunun öznesi; kimi dağda eşkıyalıkla, kimi şehirde terörle, kimisi de mecliste siyasetle arkalarında duran AğaBeylerinDen cesaret alan içimizdeki düşmanlardır. Onların bu aşamadaki tek muhatabı köklü ve güçlü Türkiye Cumhuriyeti devletidir.
Tüm unsurları ile bütün Türk milletine ve devletine düşmanlık edenlerin; ısrarla ve inatla özerk, yarı bağımsız, tam bağımsız devlet sevdasında olanların adresi bellidir: Adına da Kürdistan dedikleri tam tarif ettikleri gibi bir yer zaten sınırlarımızın dışında mevcut… Herkes tercihini yapar. Ya Misak-ı Milli sınırlarımızın içinde ay yıldızlı bayrağımızın altında hür, mutlu, huzurlu ve barışık bir arada yaşarız, geleceğimizi planlarız. Ya da geçerler sınırın ötesine, kaderlerini yaşarlar. Gidenlerin yeri boş kalmaz, o topraklardaki Türk Boylarının nesli Türkmen kardeşlerimiz gelirler. Tarihte mübadele olarak bilinen örneklerdeki gibi değişim herkesi muradına kavuşturur.
İnanıyoruz ki bu sorunun en büyük mağduru başta Kürt kardeşlerimiz olmak üzere o bölgenin masum insanlarıdır. Fırat ve Çoruh nehirleri ile sınırlandırılmış o coğrafya sadece Kürtlerin yaşadığı tek renkli bir bölge değildir. O bölge Türkmen’i, Kürt’ü, Zaza’sı, Süryani’si, azınlığı-çoğunluğu ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının bir arada yaşadıkları vatan tuttuğumuz Anadolu’nun bölünmez bir parçasıdır. Her ne şekilde sonuçlanırsa sonuçlansın o coğrafyada kimse istemeden yerini yurdunu terk etmek zorunda kalmayacak ve diğerlerinin baskılarına maruz kalmayacak şekilde tedbirler alınmalıdır.
Aman Sayın Cumhurbaş(ba)kanım; dikkat edin,
Tüm kalleşlerimizi içimizden ayıklayın ama
Kürt kardeşlerimize kaş yaparken,
Türk kandeşlerimizin gözünü çıkarmayın.
Fahrettin Beşli
25 Kasım 2014