ANA’MIN ÖĞRETTİĞİ SIHHAT ÇARELERİ

Bizim buralarda; bir işi becermezsen, yapmaya çalışırken kırıp dökersen sana kızanlar tepkilerini “ayının öğrettiği” diyerek ifade ederler. Yani kusur sen de değil asıl kusur sana bu işi öğretende demek isterler.

İnsan yaşamını tamamlayan okuyarak öğrenilecek pozitif bilimlerin yanında kulaktan kulağa, atadan oğla aktarılarak sürdürülen ilimler de vardır. Günlük yaşamın tüm detayları arasında ruh ve beden sağlığının korunması ve tedavi yöntemleri de bu nesilden nesle intikal eden ilimlerden bir tanesidir.

Bu gün hazır bulduğumuzu tüm olanaklardan istifade ederken dünü unuttuk. Her şeye rağmen büyüklerimiz zaman zaman elimizdekinin kıymetini bilmemiz için geçmişle bu günü mukayese ederek dünü anlatırlar.

Dün de bu gün olduğu gibi şehir merkezinde her ne şekilde olursa olsun bir tabibe ulaşmak mümkündü. Ancak köy yerinde, kırsal alanda bunun için çok ciddi bir şansa ihtiyacınız vardı.

Doktora ulaşmak zor olunca onun yerine sıhhiyeler görev yapardı. Bir şekilde askerde iken sıhhiye sınıfında görev yapma şansı bulup, yanında çalıştığı tabip veya sağlık personelinden tansiyon ölçmeyi, iğne yapmayı, ilaç önermeyi, kırık çıkık atellemeyi öğrenen kişiler, askerden memleketlerine döndüklerinde bulundukları yerlerin diplomasız doktorları olurlardı.

Rahmetli dedem de bu tarife uyanlardan biri olarak; Keles, Harmancık ve Tavşanlı havalisinde “Dağdipli Doktor” veya “Dağdipli Sıhhiye İdris” olarak bilinirdi.

İşin kolay tarafı o zamanın ilaçları birden çok derde deva olurdu. Bu günkü aynı ilaçlardan daha kuvvetli ve daha tesirli olurdu. Bu günkü gibi her hastalık için bir çok markada ilaç çeşitliliği de o dönemde yoktu.

Rahmetli dedemin Bursa’da tanıdığı bir kaç doktor vardı. O dönemin yaygın hastalıkları ve bunların karşılığı olan ilaçları; ya ilgili bu doktorlardan yada devamlı alışveriş yaptığı eczacıdan öğrenip bunlardan yeterli miktarda satın alırdı.

Çantasına doldurduğu her derde deva, çeşitli ilaçlarla atına bindiği gibi kafasından planladığı güzergahtaki köyleri sırası ile ziyaret ederdi. Sıhhiyenin köye geldiğini duyan derdini anlatır, ilacını alır, iğnesini yaptırır şifasını bulurdu.

O dönemin insanları da kendi derdi ne derman olduğu için sıhhiyeye minnettar olurlardı.

Ben de bir metal kutu içerisindeki şırıngalarını ve iğnelerini suyun içine koyarak kaynattığını hatırlarım. Birçok rahatsızlığın çaresi olarak görülen penisilin iğnesini hazırlarken küçük testeresi ile cam ampulün boğazını işaretlediğini, sonra kırıp içindeki sıvıyı şırıngaya çektiğini, sonra bu sıvıyı yine bir cam tüp içindeki beyaz tozun içine zerk ettiğini, sonra karışımı elinde sallayarak çalkalayıp iyice karışmasını sağladığını, tekrar şırınga ile çektiği bu sıvı ilacı kalçadan enjekte ettiğini seyrederdim. Bu iğnenin koyuluğundan olsa gerek vurulduğu yeri yaktığını ve uzun süre hangi tarafa vurulursa o bacağı ağrıttığını da unutamam.

Farmakolojinin hastalıklar için bulduğu çarelerle şifa aramanın ve bulmanın yanı sıra bir de özelikle kadınlar arasında daha yaygın bilinip kullanılan, halk hekimliği ilaçları ve yöntemleri vardır. Bu bilgiler zaman içinde biriktiğinden olsa gerek bu konuda yaşlı kadınlar daha ehil olurlar ve kabul görürlerdi. O nedenle olsa gerek bu türden herhangi bir kimyasal işleme tabi tutulmadan doğadaki orijinal halleri ile kurutulup, karıştırılıp, kaynatılıp kullanılan bitkilere “kocakarı ilaçları” olarak anılır.

Örneğin; rahmetli dedem, kafasındaki bir bölgede nükseden cilt kanserinin tedavisi için kükürt, bal ve sihilotu yaprağını birlikte ezip karıştırdıktan sonra nohut büyüklüğünde kapsüller yaparak hap olarak yutardı.

Bu kitabın gayesi, halk hekimliği hakkında genel bilgi vermenin yanında yapılan alan araştırması esnasında ortaya çıkan şifa yönetmelerini içeren bilgileri de sizlere ve gelecek nesillere ulaştırmaktır. Burada bahsi geçen tüm uygulamalar anlatılanların aktarımı olduğundan her biri teker teker denenip teyit edilememiştir. Kaynak kişilerin anlatımlarından kaynaklanan eksik ve hatalı anlatımlar bahsettiği ilaç ya da yöntemin denemesi halinde olumsuz sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle başka bilenlerce teyit ettirmeden yada aklınıza tam olarak yatmayan yöntemleri uygulamamanızı öneririm.

Buna karşın ben de zaman zaman annemin biz ya da çevremizdeki birileri rahatsızlandığında uyguladığı yöntemlerden gözlemlediklerimi ve aklına geldikçe anlattığı birkaç ilaç veya tedavi yöntemini bu kitabın içeriğini zenginleştirmek ve katkı sağlamak üzere paylaşmak isterim.

Kiraz sapı, mısır püskülü, defne yaprağı ve yeşil çay birlikte kaynatılarak demlenip; şekerli ya da şekersiz olarak içildiğinde idrar sökücü etkisinden istifade edilir.

Kiraz çekirdeği bir tavada kavrulur, bir tülbende ya da beze sarılıp ılık halde iken çocukların karnına tutulduğunda özellikle gaz çıkaramadığından sıkıntı yaşayan çocukların bağırsaklarının gevşemesini sağlar. (Burada sanırım çekirdeklerin ılık halini uzun süre muhafaza etmesi ve çabuk soğumaması etkili oluyor.)

“Acıkavun”un ucundan bıçakla bir çentik açılır, içinden çıkan acı su bir çay kaşığı suyun içine damlatılır. Bu karışımdan sağ ve sol burun deliklerinden ayrı ayrı birer damla burna çekilir. Bu yöntemle uzunca süre balgam sökerek hastalıkların atılması ve başta sinüzit olmak üzere solunum yollarındaki rahatsızlıkların, akciğerlerdeki sıkıntıların ve hatta sarılık hastalığının tedavisi sağlanır. Ancak bu yöntem çok hassas olduğundan sadece bilen kişiler tarafından uygulanması önerilir.

Toplanan yabani erikler (ayı eriği) kazanlarda kaynatılır ve süzgeçten geçirilir. Ortaya çıkan marmelat kıvamındaki tortuya “karakurt” derlerdi. Bu hali ile yendiğinde kabızlığa, şeker ve tansiyona sorunlarına iyi gelir.

Tavuğun ayağı kırılınca elle düzeltip iki ucu bir araya getirildikten sonra kavuk pisliği/dışkısı ile kırığın etrafı sıvandıktan sonra bezle sarılıp bırakıldığında ayağı iyileşir.

Yeşil elmayı kabuğunu soymadan; bir çubuk karanfille her tarafını delip, (bu her tarafına çubuk karanfiller saplayıp bırakmak şeklinde de olabilir) üstüne çıkacak seviyedeki suda kaynatılır. Ortaya çıkan su sıcak yada soğuk olarak içildiğinde kişinin boğazında kanser veya benzeri bir rahatsızlık varsa rahatlatır, nefes alışını kolaylaştırır.

Ayva çekirdeğinin üzerine üstü basarak(üstüne çıkacak kadar) gülsuyu dökülür. Bu iki gün bekletildikten sonra ortaya çıkan eriyiği çalkayıp çırparsan merheme dönüşür. Açık ve cerahatli yaranın üzerine sürüldüğünde orayı iyileştirir. Özellikle yeni doğum yapmış kadınların göğüsleri kuruyup, çatlayıp, kanamalı yara olunca çocuklarını da emziremezler. Bu durumlarda kullanılacak en iyi ilaç budur.

Ayva çekirdeğinin üzerine gül suyu ve limon damlatıp biraz şekerle tatlandırıp bekletmeden içilir. Bu uygulamanın bir kaç gün boyunca tekrarlanması sarılık hastalığına iyi gelir. Bu yöntemde diğerinden farklı olarak çekirdeği bekletmemek ve her seferinde yenden yapmak önem arz ediyor. Aksi halde çekirdekler kreme dönüşüp içilmesi mümkün olmuyor.

Adaçayı, defneyaprağı, beyin süpürgesi (karabaş otu) karıştırılıp çay gibi demlenerek içilirse damar sertliğini azaltır.

Tay kuyruğu (kırk kilit otu) ve yeşil elma yaprağı çay gibi demlenip içildiğinde idrar sökücü etkisi vardır.

Tabiatın lütfettiği şifa bitkileri keşfedip, ilaç gibi kullanmanın yanında tedavi edici bir takım yöntemleri de bilmek halk hekimliğinin maharetleri arasındadır. Bu maharetlerde de bir takım malzeme ve bitki kullanılır. Bunlardan bana en ilginç geleni bazı yerlerde “gelincik taşı”, bazı yerlerde de “yılancık taşı” dedikleri bir taş ile aynı adla anılan bir tür hastalığın iyileştirilmesidir.

Anlatımlarla nakledilen inanışa göre çok eski zamanlarda bu taş özellikli, maneviyatı yüksek camilere gökten düşermiş. Anlayanlar gidip bu taşları alırlar kullanırlarmış. Şimdilerde ise artık her yere değil sadece Kâbe’ye düşer olmuş. Bilenler ve ihtiyaç duyanlar bu taşı hacca gidenlere ısmarlayıp oradan getirtiyorlar.

Vücudun belirli bölgelerinde gözle de görülür halde ortaya çıkan ve acı veren; bazılarınca (kızardığı için gelincik tarlasını andırdığından olsa gerek) gelincik hastalığı, bazılarınca da (yılan soktuğunda verdiği acıya benzeterek olabilir) yılancık hastalığı olarak bilinen rahatsızlığı gidermek için bu taş kullanılır. Yılancık hastalığı özellikle geceleri sülük tutulmuş da emiyor hissi vererek ağrır. Genellikle nazardan olduğuna inanılır.

Gelincik ya da yılancık taşı, cumartesi günü öğleden önce herhangi bir dua okunur ve vücudun hasta olan yerine bastırılır. Hasta olan ve ağrıyan uzva bu taş tutulduğunda hastalık gerçekten yılancık hastalığı ise taş ete yapışır ve gömülür. Üstüne tutturulan taşlarla beraber o uzuv sarılır. Üç saat bekletilir. Sonra açılıp taşlar toplanır. Bu uygulama üç hafta üç cumartesi günleri tekrarlanır. Yara iyileşir ağrısı sona erer.

Açık yaraların üzeri akışkanlığı korumuş yeni toplanmış çam sakızı sürüldüğünde açık yarayı dış etkenlerden korur ve iyileşmesini hızlandırır.

Benzer şekilde yanık tıbbi müdahale yapılana kadar vücuttaki açık yara meydana getirmiş yanık bölgesinin üzeri yumurta akı ile kapatıldığında yine hava, mikro ve diğer dış etkenlere karşı koruduğu gibi kimyasın özelliklerinden yaralı vücudu beleyerek iyileşmesini destekler.

Uzun süreli yanık tedavisinde yanan bölgenin çabuk iyileşmesi ve derinin beslenmesi, böylelilikle de iz kalmaması için domuz yağı kremi kullanılır.

Son olarak özellikle boyun ve eklemlerde ki kireçlenmenin ortaya çıkardığı rahatsızlıkları bertaraf etmek ve kireçlenmeyi azaltmak için kristal çamaşır sodası kullanılır. Kaynatılarak, dayanabilecek en üst sıcaklığa kadar soğutulan suyun içinde bu kristal soda eritilir. Suyun içinde bir havlu batırılıp fazla su süzüldükten sonra kireçlenmiş bölgenin üzerine konularak kompres yapılır. Havlu soğuyana kadar orada bekletilir. Soğuyan havlu yeniden suya batırılıp aynı şekilde vücuda serilir. Bu işlem yarım saat süre ile tekrarlanır. Üç – dört gün tekrarlandığında kireçlenmenin çok azaldığı hissedilir.

Hastalık, en büyük zenginliğimiz olan sağlığın hikmetini anlayabilmemiz için hayatımızın eksilmez bir parçasıdır. Esas olan bu hastalıkların üstesinden gelebilmek, tesirlerinin derinleşmesine ve kalıcı harsalar vermesine fırsat vermemektir. Bunun için tıp ve farmakolojinin üçüncü kardeşi bu alternatif tıp ya da halk hekimliği konusun temel sayılabilecek hususları bilmek ve haberdar olmak her insan için ihtiyaçtır.

Sağlıcakla kalınız.

Fahrettin BEŞLİ

15 Ağustos 2013