Önce “YURTTA SULH” sonra Cihanda Sulh”

Atatürk’ün söylediği “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” ifadesinin sıradan bir vecizenin ötesinde derin manalar içerdiğinin pek üzerinde durmuyoruz. Yaşadığımız zaman dilimi tam da bunun üzerinde iyice düşünmemiz gereken hadiseler ihtiva ediyor.

Milli mücadele sürecinde; yabacı işgal kuvvetleri ile cephelerdeki muharebeler kadar, yeni Türkiye fikrine direnç gösteren kesimlerle siyasi ve sosyal alanlardaki mücadeleler de çetin geçti.

Bir tarafta Mustafa Kemal ve “kuvvacılar” için fetva çıkaran, “Heyet-i Nasihalar” görevlendirerek milli müdafaa hareketleri aleyhine milleti kışkırtan Payitaht ve İstanbul hükümeti,

Diğer tarafta Osmanlı İmparatorluğunun ömrünü tamamladığına inanmak istemeyip “padişahım çok yaşa” diyerek payitahtı ayakta tutacağına inanlar,

Bir tarafta fırsattan yararlanmak isteyen ve kışkırtmalara uyan Dersim, Şeyh Sait, gibi Kürt isyanları;

Diğer tarafta din elden gidiyor, diyerek Menemen, Kubilay Olayı gibi hadiseler çıkaran aşırı gerici hareketler,

Bir tarafta düşman ordusunu kendi topraklarını işgal ederken görünce ümitlenen; düne kadar havasını suyunu ekmeğini paylaştıkları komşularını sırtından vurmaya kalkan, azınlıklar.

Diğer tarafta yorgunluktan, bezginlikten, korkaklıktan, menfaatperestlikten düşmana hizmet eden, milletine ve bu davaya ihanet edenler,

Bir tarafta birlikte düşmanla çarpıştıktan sonra kafası karışıp yolunu şaşıran Çerkez Ethem ve benzerleri,

Diğer tarafta beraber yola çıkıp da kendisine suikast düzenleyecek kadar fikir ayrılığında ileri giden Mustafa Kemal’in yakın çevresindeki dava arkadaşları…

Her biri ile ayrı ayrı yaşanmış ve neticede kazanılmış, bastırılmış ya da ertelenmiş bir sürü mücadele çatışma ve ayrışmalar…

İşte Mustafa Kemal Atatürk tüm bu mücadeleler sona erdikten sonra yeni Türkiye’nin temellerini atarken diyor ki: “Geçtiğimiz süreçte birçok anlaşmazlıklar ve kavgalar yaşandı ve bitti. Yeni Türkiye’yi bu ayırımlardan ve çatışmalardan arındırılmış olarak inşa etmeliyiz. Ben bütün bunları unutmaya, geçmişe bir sünger çekerek yeni bir sayfa açmaya hazırım. Bu meselelere dair bir hesaplaşmaya girmeyeceğim. Sizler de aynı şeyi yapın. Bütün zamanımızı ve enerjimizi el ele vererek daha güzel bir ülke yaratmak için harcayalım. Gelin önce YURTTA SULH tesis edelim”

Yani “önce memlekette gerçek manada barış ortamını kuralım, daha sonra da dünyadaki barışın muhafazası ile ilgilenelim. Dünya barışı için de bir tehdit unsuru oluşturmayalım” demiş.

1923 Türkiye’si bu felsefe ile ülkenin ve milletin tüm paydaşları birbirleri ile sulh yaptıktan sonra gerçek barış ortamında kurulup yeşerdi.

2013 Türkiye’sinin de hedefleri büyük ve samimi ise olması gereken aynı şekilde öncelikle sağlanması gereken esas YURTTA SULH tur.

Birbirine ihtiyatla yaklaşan, aynı fikirde olmayan, aynı inanç ve değerlere sahip olmayan, birbiri ile anlaşamayan, birbiri ile kavga edenlerin barışması sağlanmadan ortaya çıkacak muhteşem 2013 Türkiye’si kumdan kale ya da buzdan şatolar gibi olacak ufacık bir dalgalanmada veya ortam ısınmasında eriyip gidecektir.

Önce bireyler birbiri ile barışmalı. Sokakta, kahvede trafik de günlük hayatta fertler birbiri ile barışık olmalılar.

Sonra aile içi sorunlar aşılmalı, toplumun temel taşı aile büyükleri, ebeveynleri ile çocukları bir barış ve huzur ortamı olmalı. Sokakta yaşadığımız sosyal hadiselerin tamamının temelinde ailenin en etkili faktörü olduğunu biliyoruz.

Sonra, kendi yöremizde veya ilçemiz de çatışan taraflar arasında barışın sağlanması için girişim başlatılmalı.

Sonra bulunduğumuz ilde seferberlik başlatılmalı. Birbiri ile anlaşmazlıkları süren Siyasi, idari, ticari, sosyal, sanayi tüm kesimler birbiri ile sulh yapmalı.

Ardından da tüm yurttaki;

Alevi ile Sünni,

Türk ile Kürt

Sağcı ile solcu,

Güçlü ile zayıf

Zengin ile fakir

Okumuş ile cahil

Çoğunluk ile azınlık

Laik ile şeriatçı

Devlet ile Millet

İktidarla muhalefet

AKP’li ile diğerleri,

Onlar ile bunlar

Velhasıl herkes birbiri ile barışmalı, sulh yapmalı.

Bu süreç; bu millete baş olmuş, hep gözümüzün önünde duran, yaptıkları ile toplumun her kesimini etkileyen, kimi kesime örnek olan kimi kesimi de huzursuz eden, devleti yönetip millete yön veren, geleceğimizi ve kaderimizi elinde tutan Sayın Başbakanımızdan başlamalı.

Önce kendisi; benimsemediği, hazmetmediği, beğenmediği, güvenmediği, sevmediği kavga ettiği başta muhalefet partilerinin genel başkanları olmak üzere tüm kişi ve kurumlarla sulh yapmak sureti ile örnek model olmalı.

Ne zaman ki Sayın Başbakanımız, milli meselelerde bir tarafında ana muhalefet partisi genel başkanını diğer tarafında diğer parti genel başkanlarını alıp da milletin karşısına çıkıp; “bu mesele ile ilgili olarak devletimizin ve milletimizin ortak görüşü ve duruşu şudur” dediğinde işte gerçek milat budur.

Bunun içinde öncelikle Sayın Başbakanımızın kendisi ile barışık olması gerekir. Bunu da en başta kendisi sonra da yakınındakiler temin edebilir.

Velhasıl, öncelikle hepimizin istediği, hayal ettiği, arzu ettiği, özlediği ve beklediği gibi YURTTA SULH, ancak ondan sonra da CİHANDA Sulh…

Fahrettin Beşli

8 Temmuz 2013