Biz, “çakma” köşe yazarları…
Eski zamanlarda (bu arada bir ömre birden fazla eski zaman sığar oldu) en etkili haber alma kaynağı basılıp dağıtılan gazeteler idi. Bu gazetelerin, hatta mecmuaların da okunulabilir nitelikli olanların sayısı az olduğundan, köşe yazarlığı itibarlı bir meslek idi.
Gazeteler “bu gün ne haberler var ?” sorusunun cevabını bulma beklentisinden daha çok “bu gün falan köşe yazarı ne yazmış?” saikı ile satın alınırdı. Merak eden raftaki gazetelerin manşetlerine göz attığında zaten olan bitenden haberdar oluyordu.
Ama asıl haberin detayını, konunun derinliğini ve muhakemesini köşe yazarlarının kendi köşelerinde yazdıkları yazılardan bulabiliyorlardı.
Hal böyle olunca da köşe yazarı yazacağı konuyu da içeriğini de çok dikkatli seçiyor ve özenle yazıyordu. Yazdıklarının bir fikir yaratabileceğinden ya da mevcut fikirlerden birine okuyucuyu sevk edebileceğinden elinde bulundurduğu gücün farkında olmakla beraber bunu satmaya ya da tahsis etmeye tevessül etmiyordu. İnanmadığı ve savunmadığı şeyi yazmıyordu.
Haberin dağıtıcısı olunca haliyle toplayıcısı da bu köşe yazarları olurdu. Kişiler ya da kurumlar o köşe yazarı marifeti ile yine kendilerini savunurlar ya da bilgi ve belgelerini bu köşe yazarlarına sunarak onların eliyle kamuoyu ile paylaşırlardı.
Bu gidişat birçok köşe yazarını kendi döneminin kara kutusu yapmıştı. Bu bilgilerden kendine fayda çıkaranlarda zaman zaman kulağımıza çalınmıyor da değildi.
Basılı gazete ve dergi sayısının bu derece artması ile yepyeni köşeleri yeni köşe yazarlarına açtı. Bu yeni model köşe yazarlarının birçoğunu yazılarını bilabedel yazan gönüllüler ile bu işlere hevesli meraklılar oluşturuyor. Bu da yetmedi artık internet gazeteciliği diye bir olgu ortaya çıktı. Dileyen herkes okunurluğunu muhafaza ettiği sürece kolayca bir internet gazetesi yapıp açabilir. Neticede haber ajanslarının servis ettikleri haberleri al “copy + past” işte sana haber sitesi!
Bakarsanız tüm haber siteleri yerelde kendi içinde standart, ulusal da kendi içinde standart hale dönüştüğünü hemen fark edersiniz. Her site farkı sadece magazin haberlerinde yaratmaya, ilgi çekici resim ve bilgilerle bakınırlığını artırmaya çalışıyor.
Bu gün geldiğimiz noktada; yukarıda hatırlatmaya çalıştığımız tarife uygun köşe yazarı, hem ulusal hem de yerel basında çok çok azaldı.
Onun yerine piyasaya bizim gibi çakma köşe yazarları çıktı.
Her ne kadar bizler haberin merkezinde bulunamıyorsak, basın toplantılarına davet edilmiyorsak, habere kaynak olacak kişilerle diyaloglarımız olmasa da, bizler de çevremizde olan bitenden etkilenerek bir fikir sahibi oluyoruz. Şekillenen görüşlerimizi de bu köşelerde “rahatça” yazabiliyoruz, okuyanlarla paylaşabiliyoruz.
Rahatız çünkü gazete patronumuz ve onun görüş ve menfaatlerinin sınırları yok. Rahatız çünkü biz gazete patronu olup reklam alma ya da kaybetme endişemiz yok. Yasal düzenlemeler, toplumsal hassasiyetler ve nezaket kuralları çerçevesinden başkaca sınırlarımız yok.
Belki bazen hakiki köşe yazarlarının sınırlarına giriyoruz ama hiç zarar vermiyoruz.
Bizi toplum içindeki sensörler, anketörler gibi, mobese kameraları ya da depremi önceden tespit etmek için sağa sola serpiştirilmiş hareket ölçerler gibi değerlendirebilirsiniz. Usta gazeteciler kadar bilgi ve derinlikten mahrum da olsa yazdıklarımız belki okuyana “sokaktaki insan böyle görüyor, böyle değerlendiriyor” kanaati uyandırabilir.
Hakiki köşe yazarları “yukarılardaki havadisleri” aşağılara servis ederken bizler de aşağılardaki yankılarını duyulur hale getiriyoruz.
Bizler gerçek köşe yazarlarının değerlerini düşürmeyiz, onları gölgelemeyiz, zarar vermeyiz. Bu kalabalık içerisinde iyi köşe yazarlarının yıldızı parlayacak, daha bir ışıldamaya başlayacaklar ve hiç kuşkusuz değerleri artacaktır. Gri veya siyah olmadan beyazın hikmeti anlaşılamaz ki…
Tabii bu acemiliğimizde zaman zaman hata yaptığımızda oluyor. Bursa’da başucu kaynaklarından sayılan “Bursa’da Yaşam” dergisinde; “Bursa’da Araba Karoser Ve Otobüsçülük” başlıklı yazımda, bir kısım bilgileri saygı duyduğum Bursa tarihi araştırmacısı Raif Kaplanoğlu hocamızın eserlerinden istifade ederek derlemiştim. Sadece bir yerde kaynak kişi kendisini gösterip, diğer alıntılarda göstermeyi ihmal ederek saygısızlık ve haksızlık yaptığımı fark ettim. Kendisinden özür diliyorum ve hatamı telafi edeceğimi beyan ediyorum. Emeğe ve bilgiye saygı, bu gaye uğruna ömrünü tüketenlere toplumun verebileceği en geçerli karşılık olmalıdır.
Büyüklerimiz hoş görsün, düşe kalka, sağa sola çarpa çarpa biz de bu yolda yürümeyi öğreneceğiz.
Fahrettin Beşli
5 Nisan 2013