APO’YA APOLET…

(AKİL ADAMLAR BURSA ZİYARETİ İZLENİMLERİM)

Adı net konulamayan, kimi zaman milli birlik ve beraberlik, kimi zaman açılım, kimi zaman da barış süreci dedikleri gidişatı; yenilir yutulur hale getirmek ve buna karşı potansiyel reaksiyonları pasifleştirmek üzere heyetler teşekkül edildi.

Tayin olundukları bölgelerde millete, projenin servis edilmesi ile görevlendirildikleri kanaati yaygın olduğundan; akiller heyeti her gittikleri yerde protestolarla, şiddetli tepkilerle karşılandılar. Öyle ki bu heyetlere gösterilen tepkinin şiddeti, aynı zamanda vatanseverliğin ne ölçüde güçlü olduğu göstergesi olacakmış gibi algılanmaya başladı ve iller bu hususta birbirleri ile yarışır hale geldiler. İzmir’i Kayseri, Kayseri’yi Kocaeli, Kocaeli’yi Bursa daha etkili tepki göstererek geçmeye çalıştı.

Durum bu noktaya gelince alınan güvenlik tedbirleri heyetin çalışmalarının üzerine daha fazla gölde düşürdü. Zaten heyetlerin diğer merkezlerde yaptığı çalışmaların ne içeriği nede çıktıları hakkında kamuoyu bilgilendirilmemişti. Böylelikle akil adamlar çalışmaları ile ilgili maksat ve gelişmeler daha fazla karanlıkta kaldı.

Marmara Bölgesi akil insanlar heyetinin Bursa ziyaretlerinde de aynı şeyler oldu. Aman başlarına bir şey gelmesin endişesi ile geliş zamanları, toplantı mekânları, görüşecekleri kişiler hep son ana kadar saklı tutuldu.

Merinos AKM de akşam yapılacak olan küçük millet meclisi ile akil adamların buluşması, önce büyük salonda herkese açık bir toplantı olarak algılandı. Öyle olmadığı anlaşılmış da olsa ilerleyen zamanda bu defa Bursa’nın memleket meselelerine duyarlı kesimleri süreçle ilgili endişe ve tepkilerini ortaya koymak üzere Merinos AKM kapısında toplandı.

Yaklaşık 2000 kişinin üzerindeki gruplar içeriye girip oturuma katılmak istediklerini duyurdular. Ancak bunun mümkün olamayacağı anlaşılınca Türkiye Kamusen Bursa Bölge Temsilcisi Selçuk Türkoğlu ve Ülkü Ocakları Başkanı Mustafa Biçkici’ninde dâhil olduğu üç kişilik bir temsilci heyeti akil adamlar toplantınsa katıldı. Dışarıdaki tepkileri içeride de sergileyerek bu süreçle ilgili yaklaşımlarını ortaya koyup çıktılar. Toplantıya terör malulü bir gazinin protez bacağını fırlatması damga vurdu.

Bu esnada dışarıda bekleyen gruplarda her açıdan alkışlanacak, az görülür bir gelişme yaşandı. Ülkü Ocakları’nın gençleri ile TGB (Türkiye Gençlik Birliği) gençleri yan yana gelip ortak duruş sergilediler ve aynı maksatla slogan attılar. Öncelikle grup liderlerini samimiyetle kutlamak isterim. Akil adamlar heyetine de buna vesile olarak bize bu şansı verdikleri için teşekkür borcumuz var. Bizi birbirimize yaklaştırıyorlar.

Seçilmiş Akil İnsanlar gruplara bölünerek, fabrikalar da dâhil birçok mekânda süreci savunduktan sonra iki günün yorgunluğu ile 26 Nisan 2013 Cuma akşamı saat 18.30 da Hilton Otelin nezih salonlarından birinde Bursa programının finalini yaptılar. Ben de o oturuma katılacak 40 STK temsilcisinden birisi idim. Hepimiz konunun ve konukların ehemmiyetine binaen resmi kıyafetlerimizle tam saatinde salonda idik. Dış kapıdan başlayarak; valilik, emniyet ve otel görevlilerinden oluşan ellerinde davetli listesi bulunan 3 filtreden kimliklerimizi göstererek geçebildik. Salon dışında beklerken katılımcı listesinin bulunduğu kâğıda “sürece evet platformu” notu düşüldüğünü görünce tepki gösterdik. Ancak bunun görevlilerden birisinin kişisel notu olduğunu açıklayınca fazla büyütmedik.

19.00 gibi akil adamlar heyeti yerlerini aldı. Heyet başkanı Deniz Ülke Arıboğan ile Ahmet Gündoğdu mazeretleri nedeni ile toplantıya gelememişler. Mithat Sancar, Yücel Sayman, Mustafa Armağan, Hülya Koçyiğit, Hayrettin Karaman ve Ali Bayramoğlu, yerlerine oturduktan sonra heyetin genel sekreteri Levent Korkut, hoş geldiniz konuşması ile birlikte oturumu başlattı.

Daha oturum başlamadan Mithat Sancar, Yücel Sayman, Hülya Koçyiğit ve Ali Bayramoğlu başka randevuları oldukları gerekçesi ile selamlamayı müteakip ayrılmak istediklerini söyleyince heyet daha fazla azalmadan ilk sözü ben aldım.

Kendimi tanıtıp; HÜDAVENDİGAR Yörük Türkmen Dernekleri Federasyonu Başkanı kimliğim ile toplantıya katıldığımı ama dünkü Merinos’ta tepkili davranan kesim adına da konuşacağımı belirttim.

Her şeyden önce Bursa’da misafir oldukları için başımızın üstünde yerleri olduklarını söyledim. Kendilerinin her birinin ayrı ayrı kendi branşlarında kabul görmüş kişiler olduklarını ve bu açıdan bizler için muteber olduklarını ifade ettim. İçlerinde kendilerini herhangi bir başka ortamda gördüğümüzde ayağa kalkıp önünde ceket ilikleyeceğimiz hürmet ettiğimiz insanlar olduğunu beyan ettim. Ancak şu anda burada bizleri ürküten bir süreci temsilen karşımızda olduklarını hatırlattım. Ardından şu minvalde bir konuştum:

“Biz sizi anlamaya çalışıyoruz, lütfen siz de bizi doğru anlamaya çalışın. Endişe ettiğimiz korktuğumuz sürecin temsilcileri olduğunuza inanıldığı için sizler tepki görüyorsunuz. Dün karşılaştığınız ve şu an dışarıda size tepki gösterenler endişelerinin ne derece güçlü olduğunu gösterdikleri tepkinin şiddeti ile ortaya koyuyorlar. Bir yerimize diken batsa “ıhh” deriz, ama bir yerimiz kesilirse, kırılırsa feryat figan ederiz. Şu anda bir yerlerimiz çok acıyor ve o nedenle feryat ediyoruz.

Millet olarak hiçbirimiz ne sürecin ne olduğunu tam olarak öğrenebildik ne de sizlerin bu süreçteki rolünü doğru anlayabildik. Terör bitmeli, şiddet ortadan kalkmalı ve kan durmalı ortak söylemlerimizle kandırılmaktan çekiniyoruz.

Bizde yıllar önce terör şehitlerinin naaşları Bursa’ya geldiklerine Hepimiz Mehmediz platformunu kurduk ve “terör bitsin, kan dursun” diyerek tepki gösterdik. Büyük mitingler yaptık. Buraya kadar hep sizlerle aynı noktayız. Elbette hepimizin aradığı ülkemizin her yerinde barış ve huzurun hâkim olması. Sorun buradan sonrasındaki bilinmezlikte. Bu süreç bir pazarlık ise burada bir alışveriş söz konusu demektir. Terör örgütüne ne verildi ne alındı? Bununla ilgili şüpheler herkeste merak konusu ve huzursuzluk konusu. Umarız sizde bunların cevapları vardır.”

Sıra ile katılımcı dernek başkanları görüşlerini ifade ettiler. Bir konuşmacı akil heyetinin bu akşama başka randevu alarak ayrılmasını ve 9 kişilik heyetten sadece 3 kişinin kalmasını tekit etti. Doğu illeri hemşeri dernek başkanları kendi şehirlerinde huzurlu olmak istediklerini bunun için ne gerekirse yapılmasını; dolayısı ile süreci desteklediklerini söylediler. Bayan katılımcılardan Neslihan Çelik Alkoçlar; özellikle annelik duygularından hareketle terörün bitmesini istediklerini; ancak bunun sonunda bölünmeye varacak bir gidişatı hoş karşılamayacaklarını, gerekli açıklamaların devletimizden çok terör örgütü tarafından yapılmasının endişeleri pekiştirdiğini söyledi.

Ahısta Türkleri Dernek Başkanı, vatan denen olgunun ne Mühim bir ihtiyaç olduğunu, o nedenle de kıymetinin bilinmesi gerektiğini; Göçtürk Federasyonu Başkanı ise Yugoslavya’nın dağılma sürecini örnek göstererek terör örgütünün değil Kürt insanının ne istediği ve düşündüğü önemlidir tespitini ortaya koydu.

Tüm konuşmaların sonunda; akil insanlar heyetinden kalan iki konuşmacıdan Hayrettin Karaman, bu sürecinin mahiyetinin, “devlet ve terör örgütü arasındaki sorunun silahla değil de müzakereler ve diyalog yolu ile çözülmesi ve bundan sonra kimsenin çözümü şiddette değil siyasi zeminde aramasını sağlayacak yeni bir yapının oluşması ihtiyacını ortaya koymak” olduğunu söyledi. Sorduğumuz yarın ne olacak sorusuna; sadece kendilerinin değil başbakanın da, terör örgütü liderinin de cevap veremeyeceğini, yola çıkarken amacın iyi niyetli olduğunu hiç bir şey yapılmasa bu terörün artarak devam edeceğini söyledi.

Dün ve bugün Bursa’daki gurupların gösterdikleri agresif tepkileri hoş karşılamak gerektiğini, kendisine zarar vermedikleri sürece bayrak için vatan için eylem yapanların alınlarından öpmek gerektiğini söyledi. Bu süreç korkulduğu gibi bölünme ile sonuçlanacaksa ilk karşı çıkanlardan birisinin kendisi olacağını söyledi.

Bu ortak söylemler ve mutedil konuşmalar herkesi olumlu etkiledi, kısmen ikna etti ve tepkileri azalttı. Hatta Hayrettin Karaman’dan fikirlerimizi savunmaya çalışırken kendisine bir saygısızlık yaptı isek hoş görmesini rica ettik. Her şey iyi bir noktaya gelmişti ve iyi gidiyordu.

Ta ki Mustafa Armağan konuşana kadar… Kürtler şöyle ezildi böyle mağdur edildi ile başladı konuşmasına. Terörden mağdur olan ne asker, ne millet, ne de devletten hiç söz etmeden sürekli o bölgedeki insanların çektiklerini örneklemesini, devletin terörle mücadele adına yaptığı uygulamaların o coğrafyada yaşayanları mağdur ettiğini, yaşanların o pencereden bakıldığında haklıymış görüntü veren uzun ve ajite edici konuşması akortları bozdu. Arkasında asılı olan bayrağın Türk Bayrağı değil, Osmanlı Bayrağı olduğunu, o zamanlar belirlendiğini, cumhuriyet döneminde de kullanılmaya devam ettiğini söyledi. Bir de “Osmanlı döneminde bu günküne benzer şekilde bir kesim isyan ederse hemen ona paşa rütbesi verilip bir bölgeye vali tayin edilerek sorun çözülürdü, tarihimiz böyle örneklerle doludur” deyince artık rengini ve tarafını çok aşikâr ortaya koymuş oldu.

Bunun üzerine kendisine tepki gösterdim. Hayrettin Hoca’nın konuşması ile bir ölçüde ikna olmak üzere iken kendisini dinleyince endişelerimizde ne kadar haklı olduğumuzu gördüğümü söyledim. Buradaki konuşulanların herkesin ulaşabileceği bir ortamda yayımlanmasını önerdim. Heyet sekreteri her tepki ile karşılaştıklarındaki standart hal tarzını uyguladı üzerinde hiç durmayıp konuyu değiştirdi. Bir iki son sözle toplan 23.00 gibi sona erdi.

Sonuç olarak; anlaşılıyor ki özenli seçilerek oluşturulmuş akil insanlar heyetleri; kamuoyunun gelecekte karşılaşacağımız olumsuz gelişmelere karşı tepkisiz olmasının sağlanması için görevlendirilmişler. Millet ikna edilmeye çalışılmadığı belli. Çünkü bu konu da ne verecek bir bilgi var nede söylenecek bir söz. Gezen misyoner akil adam heyetlerinin de heybeleri boş.

Milletin ne düşündüğünün araştırılması da değil hedeflenen. Konuşanlar can kulağı ile dinlenip notlar alınmadı. Zaten milletin her kademesindeki her kesimindeki endişe aynı. Ne tavizler verildi, terörün sona ermesini sınır ötesine geçiş ne ölçüde garanti eder? Bölünmeye doğru gitmediğimizin güvencesi ne?

Fark ettim ki Hülya Koçyiğit gibi zararsız, gönülleri yumuşatacak artistlerle, Hayrettin Karaman gibi zihinleri gevşetecek âlimler; bu kategorideki bezer nerede olduklarını ve nereye doğru gittiğimizi bilmeden sürece hizmet eden diğer gafillerle her komisyonun sevimli ve güvenilir vitrinini oluşturuyorlar.

Bunların arkasında pusuya yatmış hainlerle; sürecin sonunda hükümettin şefaatine nail olacağını uman sefiller kendilerine verilen rolleri oynuyorlar. Tüm bu insanlar milletin elini kolunu tutarken sahneye son olarak çıkan Mustafa Armağan gibi “sefir”ler de verilmek istenen zehirli mesajı toplumun bilinçaltına enjekte ediyor, uyuşturmaya çalışıyorlar.

Barış süreci denilen şey bizlerin korktuğu ama kurgulayanların ise umduğu üzere Apo’ya bir apolet verilerek bölünmüş bir bölgenin valisi yapılması gayesinden başka bir şey değildir. Bunu anlamak için ne milleti ne heyeti değil, bu işe memur edilmiş Mümtazer Türköne ya da Mustafa Armağan gibi memurları dikkatle dinlemek yeterlidir.

Fahrettin Beşli

29 Nisan 2013