ÂKİL ÂDEMLERDEN MÜTEŞEKKİL HEYET-İ NASİHA
Tarih tekerrür ediyor.
1910’larda Balkanların Osmanlı topraklarından ayrılması misali, Güneydoğu Anadolu Türk topraklarından ayrılıyor.
Senaryo aynı. Bulgar çeteleri Balkanlardaki Türkleri katletti, zayıf karşılık bulunca azgınlığını artırdılar. Arkalarına büyük akrabalarını alıp, bağımsızlıklarını ilan edip Bulgaristan devletini kurdular. Bundan cesaret alan hemen yanındaki Yunanistan da devlet oldu.
Yol yordam aynı olacak şekilde aynı yol haritası ile bu defa büyük Ermenistan ve Kürdistan devletlerinin kuruluşlarına doğru emin adımlarla ilerliyoruz.
Bu çok önceden 1920’lerde gerçekleşecekti ama ne şans ki Mustafa Kemal bu oyunu bozdu. Ne diyor büyük patronumuz David Rockefeller; “Atatürk yüzünden planlarımızı yarım yüzyıl ertelemek zorunda kaldır. Şu an yine uyguluyoruz.”
O zaman da dağlarda Bulgar çeteleri ile silahlı mücadele eden Rezneli Niyazi gibi kahramanlar “Ne şettir ne gazi, yok yoluna gitti Niyazi” özdeyişine konu olacak şekilde ya öldürüldüler ya da Malta sürgünlüğünde kaybolup gittiler. Bu günküler ise topluca Silivri’deler.
O gün de milleti ikna etmek, uslu durmaları, olanları sükûnetle seyretmeleri, itiraz ve şikâyet etmemeleri doğrultusunda “Heyet-i Nasiha”lar görevlendirilmiş; Anadolu ve Rumeli’ye ayrı ayrı iki heyet ikna gezisi gerçekleştirmiş. Bugün de aynı senaryonun bu bölümünün karşılığı olacak şekilde akil adamlar 7 ayrı bölgeye (şimdilik coğrafi bölgeler esas alınmış, aksi halde 36 heyet oluşturulurdu) memur edilmişler.
Bu benzetmeyi başkaları yaptı, merak edip inceleyenler de karşılaştırma yaptıklarında aynı kanaate vardırlar.
Heyet-i Nasiha, 1919 yılında Osmanlı hükümetinin, Sadrazam Damat Ferit Paşa’nın talimatıyla kuruldu. Bugün de Apo’nun talebi ile mi yoksa ihtiyaca cevap vereceği öz değerlendirmesi ile mi bilemiyoruz heyet hükümetimizce organize edildi. Heyet başkanlarının direkt olarak başbakana bağlı oldukları haberleri de bunu destekliyor.
Tek farkla. O zaman kurulan Anadolu Heyet-i Nasiha başkanı olarak; payitahtın da tek vücut görüntüsü vermek üzere eski padişah II. Abdülhamit’in oğlu Şehzade Abdürrahim Efendi de vardı. Bugün için bunun karşılığı eksik kaldı.
1919 yılının işgal günlerinde ortaya çıkan direnişi önlemek üzere kurulan heyet ilk ziyaretini yaptığı Bursa’da 18 Nisan 1919 günü tarihi belediye binasında padişah adına okuduğu beyanname de aynen şöyle diyordu: “Umum teb’a-yı şahanelerinin bundan böyle Osmanlı tarihinin temizliğine yakışacak biçimde ağırbaşlılık ve dinginlik göstereceklerini, hükümetin yapacağı işleri içtenlikle kolaylaştıracaklarını beklemektedir… Memleketin imarı gerek milletin refaha kavuşması (terfi-i ahval-i millet) her şeyden önce güvenliğin sağlanmasına ve sürdürülmesine bağlı olduğundan ve bu önemli buyruk ise ancak ahalinin hükümet çalışmalarına yardımıyla sağlanabileceğinden bu yolla göstereceğiniz akıllıca davranışın çıkarınız gereği (sarf-ı muktezayı menfaat) olduğunu kuşkusuz takdir edersiniz”.*
Bu günkü heyetin oluşma maksadının ve görevinin ise; “barış ve milli birlik ve kardeşlik” sürecine milletin desteğini sağlamak olarak gösteriliyor.
Asıl çelişki de bu değil mi? Barış, savaşın karşıtı ve sonucu olarak kabul edilebilecek bir haldir. Savaş varsa dahi bu Irak’ta ya da Suriye’de olduğu gibi milletin kendi içinde yaptığı savaş değildir. Söz konusu olan devletin silahlı güçlerinin ve organlarının bölücü terör örgütü ile yaptığı bir yasal bir mücadeledir. Bunun adı savaş ise savaşın iki tarafının birinin başı T.C. Başbakanı, diğerininki de çete elebaşı Apo’dur. İkisinin anlaşması savaşı sonlandırmaya yeterlidir. Her ikisinin de silahlar üzerinde tasarrufu vardır. Emir vermeleri yeterlidir. Bunun için milletin ikna edilmesine niye ihtiyaç olsun?
Ama gizli amaç ABiDevletin ve Apo’nun talepleri doğrultusundaki açılım sürecinin son noktası olan özerk Kürt Devletinin kurulması ve Apo’ya özgürlük konuları hayata geçirildiğinde millettin itiraz etmemesinin temin edilmesidir.
O zaman kurulan Heyet-i Nasiha (öğütçü kurul) Türkleri öğütüp un haline getirdikten sonra diğer unsurlarla karıştırıp “İngiliz Keki” yapmayı planlıyordu, bu gün ise hamurun üstüne Kürt kreması dökülüp “American Pie” yapılmaya çalışılıyor.
Geçmişe yeniden dönecek olursak; Müslüman ve gayrimüslimlerden oluşarak Osmanlı tebaası profili görüntüsü veren Anadolu Heyet-i Nasiha’sının içinde daha sonra TBMM kararıyla “150’likler” listesinde yer alacak olan Bursa Müftüsü Ömer Fevzi Efendi de vardı. Heyetin muhteviyatını ve niyetini bu üyesi de bir ölçüde ortaya koymuş olur.
Heyet 17 Nisan’dan 17 Mayıs’a kadar Bursa, Balıkesir, İzmir, Aydın, Muğla, Uşak, Denizli, Antalya, Isparta ve Konya’yı ziyaret etti. 16 Mayıs 1919 da İzmir işgal edilince heyet İstanbul’a geri döndü.
Bu arada Aydın’da Müslüman din adamlarının heyeti karşılamaması üzerine huzura çağırılan Hoca Sait Efendi, Şehzade’ye “Efendim bize nasihat için bize teşrif ettiğini işittik. Halbuki asıl nasihate ihtiyacı olanlar Rumlardır. Nasihati bize değil, bizi iktisaden öldürmeye çalışan zümreye vermeniz lazımdır” diyerek gerçekleri ortaya koymuştur.
Bugün kurulan heyet, üzerinde daha söylenecek çok söz var. Kim ne derse desin dünle bugün arasında fark yok. Umalım ki sonuçlarında da bir fark olmaz.
“Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
Tarih'i 'tekerrür' diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi.
(Mehmet Akif Ersoy)
Fahrettin Beşli
20 Nisan 2013