KİMİ “HACK”LADILAR, KİM HAKLANDI?

Gündemden düşmeye yüz tutsa da global kamuoyunda hedeflediği tesiri yaratan “wikileaks” kaynaklı haberler üzerinde, son bir kez daha düşünme ihtiyacı duydum.

Önceleri bir ispiyonaj mekanizması mı, yoksa planlı bir suyu bulandırma çabası mı olduğu anlaşılamadı. Çoğu bilindik havadisler; sürpriz yaratacağı, şaşkınlıkla karşılanacağı beklentisi ile sözde belgelerle desteklendiği ifade edilerek dünyaya servis edildi. Oysa belge denen evraklar; ABD’nin muhtelif ülkelerdeki büyükelçilerinin, o ülkedeki haber kaynaklarından aldığı bilgilere kendi kanaatleri de eklenmek sureti ile kendi hükümetlerine sundukları pusulalardan başka bir şey değildi. İçinde bulunulan bu durumu en iyi şu fıkra anlatır herhalde:

“Gelecek kışın şiddeti ile ilgili endişeleri olan Kızılderili kabilesi toplanmış. Kabile reisinden ne yapacaklarını, nasıl tedbir alacaklarını sormuşlar. O da bilemediğini söyleyince ‘o zaman sen de ulu manitu ya sor’ demişler.

Reis girmiş çadırına, hesapta ulu manitu ile görüşecek. Çıkarmış cep telefonunu aramış NASA’yı. Sormuş bu yıl kış nasıl olacak diye. ‘Her zamanki gibi’ diye cevap almış. Kabileye bildirmiş, kabile dağılmış. Biraz çalı çırpı toplayıp tedbir almış ama ne gelen bilgiden ne de aldıkları tedbirden tatmin olmamışlar. Yeniden çıkmışlar reisin karşısına, yine aynı talep, aynı yöntem. NASA bu defa ‘bu yıl sanki biraz soğuk olacak, tedbirlerini artırsanız iyi olacak’ demiş. Reis cevabı bildirmiş, daha çok odun toplanmış. Yine tereddütleri gitmemiş. Yeniden reis, yeniden NASA derken, beşinci arayışında NASA ‘valla bu yıl çok kış olacak. Hatta buzul çağı yeniden yaşanabilir’ demiş.

Reis de her halde bu önemli haberi teyit ettirmek için olsa gerek ‘nerden biliyorsunuz?’ demiş. NASA’nın cevabı çok bilimsel: ‘Gözlemliyoruz ve tespitlerimizden sonuç çıkarıyoruz. Görüyoruz ki bu yıl Kızılderililer haldır haldır odun topluyorlar.’

Büyük kıtada bu işler hep böyle yürüyor galiba. Burada da ortalığı ayağa kaldıran tüm haberlerin haber kaynakları zaten o ülkenin insanları. Oradan öğrendiğimiz, bize “vay bee” dedirtecek, şaşkına çevirecek bir bilgi yok. Siyasetçilerin çok kullandığı ifade de olduğu gibi hepsi “malumun ilanı.”

Burada içirdiği bilgilerden çok, vuku bulan gelişmelerin kendisi daha anlamlı geliyor bana. Asıl cevabı aranması gereken sorunun da neden bu bilgilerin, küçük sırların servis edildiğidir.

Hemen ilk akla gelen cevap tabii ki “hacker”ın tabiatından gelen tehdit unsuru olabilir. “Ben senin için tehlikeliyim, ele geçiririm, bozarım, yayarım seni sıkıntıya sokarım. Üzülmek istemiyorsan beni memnun et.” Mesajı hedef kitle üzerinde yeterince tesir ederse iyi getirisi olabilir. Hele “elimde bu belgelerde binlerce var, daha sıkı olanları elimde tutuyorum. Bunlar tattırma cinsinden. Ona göre…” söylemleri bu süreci ne kadar hızlandırır bir düşünsenize. “Aman geri kalanları yayınlama ya da yayınlarken seçici ol ve beni kolla” geri dönüşünün mutlaka yüksek bedelleri vardır.

Bu kanaate sahip olanlar, bu amacın daha şimdiden meyvesini verdiğini, Türk hükümetinin sonraki aşamalarda çok vahim olanların yayımlanmaması karşılığında İsrail ile ilişkileri iyileştirmeye başladığını iddia ediyorlar.

İlk bakışta bu gelişmelerin en büyük mağdurunun ABiDevlet olduğu izlenimi var. ABD’li yetkililerin görüşleri, tespitleri ve bakış açıları ortaya konulmuş. Bu da onların birçok devlet ve kişi ile aralarını bozacak cinsten. ‘Bu bilgilerin sızmasını istemezdik, istem dışı yayımlandı’ havası esiyor.

ABD’nin 11 Eylül saldırısını kendisinin organize ettiği iddiaları da dâhil olmak üzere, ‘dünyanın hiçbir yerinde o koca devletin kendi iradesi dışında bir şeyin gerçekleşemeyeceği, her şeyin onun kontrolü altında olduğu’ öğrenilmiş çaresizliğimizin penceresinden baktığımızda gördüğümüz; ortaya çıkan sonuçların, hedeflenen sonuçlar olabileceği ihtimalini zihnimizde mahfuz tutalım.

Eğer bu kanaat doğru değilse; işte o zaman ABD’nin istihbarata karşı koyma açısından, son derece yetersiz olduğu gibi çok vahim bir gerçek ortaya çıkıyor. Hani biz kendi ülkemizde özellikle askeri sırların, mahrem ve gizli görüşmelerin pazara çıkarıldığından; cosmic odaların açılıp, cosmic evrakların işportaya düştüğünden hicap duymuştuk ya; hiç üzülmeyelim daha kötüsü varmış bakın. ABiDevletimiz kendi silahı ile vuruldu. Türk milletinin TSK başta olmak üzere, tüm güçlü organizmalarını çürüttüğü virüs şimdi kendisine bulaştı. Gerçi bu işlerde eldiven, maşa gibi aletler de kullanıyor ama nasıl olduysa boş bulundu demek ki…

Sonuçta bir şekilde arşivler doğal zamanlamasından daha erken açıldı. Bilip, düşünüp, ifade edemediğimiz yahut dillendirmeye cesaret edemediğimiz birçok tespit yeniden gündeme geldi. Bildiğimiz gerçekleri başkasından duymak daha bir inandırıcı geliyor. Bilmeyip yeni duyduklarımız da akıl süzgecine takılmadan geçiyor. İç meselelerimize dışarıdan bir gözle bakabilmek açısından da mühim.

Özellikle mevcut iktidar üzerinde bizi yeniden düşünmeye ve konuşmaya sevk etti. iç kamuoyunda siyasi iktidarı ve genel başkanını sıkıntıya sokacak bir içerik göremedim. Hatta azıcık yukardan bakıldığında hükümetin tamamen dış güdümlü olmadığı, zaman zaman kendi politikalarını da uyguladığı intibası vererek sempati ve güven kazandırıyor.

Her şeye rağmen Sayın Devlet Bahçeli’nin bu gelişmeler karşısındaki (aykırı gibi görünen) tavrına da gönülden katılıyorum ve destekliyorum. Bu bizim iç meselemiz ve sadece bizi ilgilendirir. Elin Amerika’sı ile bizim başbakanımız arasında bir taraf tutacak isek, elbette başbakanımızdan yana taraf oluruz. Biz Irak’lı mıyız?...

Fahrettin BEŞLİ

12 Ocak 2013