Geçmişe Tutunarak Geleceğe Uzanmak

Geçen günler den birinde gece aniden elektrikler kesildi. Ortalık birdenbire zifiri karanlık oldu. Yanımızda bununla ilgili hiçbir tedbir olamadığından öylece kalakaldık. O kadar çaresizdik ki, elimizdeki cep telefonların ışığı da olmasa, elimizdeki nesneleri bile seçemeyecektik.

Hani derlerdi ya eskiden, ortalık “zindan gibi” oldu.

Mazeretimiz hazır ama tedbirlerimiz hazır değil.

—Efendim bu devirde cebimizde mum taşıyacak değiliz ya!

—Yok artık gemici fenerleri ile gezelim bari!

Bir olumsuz hayal kurup; her şeyimizi tamamen onlara endekslediğimiz, hayatımıza sonradan eklenenlerin aniden ortadan yok oluverdiğini varsayalım.

Bilgisayarlar çalışmıyor. Bataryalarının ömrü de 1 saati geçmez zaten. Lüzumlu tüm kayıtlarınız ortadan kalkıveriyor. İrtibat bilgileriniz, ticari verileriniz, not düştükleriniz hayatınıza dair ne varsa geri dönmemecesine uçtu gitti. Allahtan “flash” belleğe yedeklemiştim diye gevşeyemezsiniz; çünkü o yedekleri okuyacak bir bilgisayar da bulamayacaksınız.

Keşke gerekli olanları “print” edip dosyaya muhafaza etseydiniz. Keşke kalem kâğıtla not alma alışkanlığımızdan vazgeçmeseydik.

Birden elinizdeki cep telefonu çekmez oluyor. Neyse ki başka operatörlerden de hattınız var, hemen değiştiriyorsunuz. Ancak bakıyorsunuz ki ne mümkün, onlar da susmuş. Sanki tüm GSM operatörlerinin fişi çekilmiş. Ne büyük kriz! Ne yazık ki son zamanlarda hayatımızı ‘derhal iletişim kuracak’ şekilde yaşar olduk. Hemen hayata geçirilmesi gerekenler, son dakikaya bırakılan haber vermeler, kalan siparişler…

Keşke hayatımızı bu kadar hızlanmış iletişimin üzerine kurgulamasaydık. Mektubun, ulak’ın, habercinin, posta güvercinin haber ulaştırma süresi kadar toleransımız olsaydı.

Aracınızın yakıt göstergesinin, deponun boşaldığını haber veren lambası yanıyor. Hemen en yakın akaryakıt istasyonuna giriyorsunuz. Pompacı yerine meydancı karşılıyor sizi. Benzin mazot, LPG benzeri hiçbir ürün olmadığını, bundan sonrada olmayacağını haber veriyor. Kala kalıyorsunuz oracıkta. Gideceğiniz yer de döneceğiniz yer de o kadar uzak ki bulunduğunuz yere.

Keşke hayatımızı, bu hızlı ulaşım araçlarına güvenip uzak mesafelerdeki noktalar arasına yerleştirmeseydik. Evimizle işimiz, alışveriş yapacağımız yerler ve tüm yaşam alanımız yürüyüş mesafesinde kalsaydı. Yâda kim bilir at, katır eşek öküz, manda gibi yükümüzü çeken hayvanların neslini tüketme noktasına getirmeseydik.

Bunlar kıyamet senaryoları gibi abartılı, saçma ve lüzumsuz gelebilir. Sadece hayatımızı ne kadar başkalarının lütfüne ve vicdanına terk ettiğimizi fark ettirmek için abarttığım öngörüler.

Kendi kıyametimizi kendimizin kurgulandırdığımız gerçeğini sezdirmek.

Hayatımız tamamen zindan olmadan halimizi bir gözden geçirelim. Kontrolü elimizde olmayan ne varsa yedeğini, ikamesini, yok olması halinde işimizi görecek alternatif çözümünü hazır edelim.

Bireysel ya da kolektif, alınması gereken tedbirler nelerse alalım. Yukarıdaki sanal krizlerdeki “keşke”lere de baktığımızda göreceğiz ki, geleceğin risklerinin alternatif çözümleri hep geçmişte.

O sebeple aman geleceğe uzanırken geçmişten tamamen kopmayalım.

Fahrettin Beşli

12 Ocak 2013