KENTSEL DÖNÜŞÜMÜN DUYGUSAL BOYUTU

Artık sığamaz olduğumuz şehir merkezine yeni alanlar kazandırmak için kentsel dönüşüm bir çözüm alternatifi olarak ortaya çıktı.

Başlangıçta herkesin dönüşümden anladığı “Eski yapı yıkılacak. Devlet, gücünü kullanarak yerine yeni bina yapacak. Ortaya çıkacak makul ölçülerdeki maliyet farkını da mülk sahibi devlete kolay imkânlar çerçevesinde ödeyecek” şeklinde idi. Birçokları böyle bir imkândan istifade etmek için heveslenmeye, kendi binalarını kapsayacak şekilde sıranın kendilerine de gelmesi için umutla beklemeye başladı.

Hayal kurulmayacak gibi değil, öyle ya öncelikle eski ve sürekli masraf çıkaran binadan kurtulunacak. Sonra büyük çoğunluğu 40 – 50 metrekarelik kutu gibi evlerden 70 – 90 – 120 metrelik kocaman “apartman daireleri” ne terfi edilecek. Bu gün satmaya kalksa 20-30 bin lira arsa parasından fazla etmeyen binalar verilip, yerine elini tutana 70 – 90 bin liraya verilebilecek mülkün sahibi olunacaktı. Ortaya çıkacak fark da çok küçük taksitlerle devlete ödenecek idi. O evde oturulmasa da kiraya verilse, kira geliri bu taksitleri öder de üstüne harçlık bile bırakırdı.

Bu beklentiler Bursa’daki olumsuz bir örnekle hayal kırıklığına dönüştü. Ortaya çıkan yüksek yapılar mülk sahipleri kadar tüm Bursa’yı da rahatsız etti. Kentin ortalama bina yüksekliğinin üzerindeki bu konutlar genel kent estetiğini bozdu. Şehir güzelliklerini gölgeledi.

Dikey binalar daha az alanda daha fazla insanın / hanenin iskân edilmesi mantığına uygun düşüyor. Bursa için de çok göz ardı edilebilecek bir gerekçe sayılmaz. Yeşil alanları taş binalara dönüştürme hızını biraz olsun yavaşlatıyor bu yöntem.

Tüm bunlar, kentsel dönüşümün maddi boyutlu çerçevesini teşkil ediyor. Bir de bu projenin duygusal boyutu var ki, o taraf sanki biraz göz ardı ediliyor.

Bursa; tarihi ve kültürel derinliği olan bir şehir. Bu derinliğini içinde insanların yaşadığı bina ve kent mimarisinde de dışa vuruyor.

Eski Bursa evleri bir ya da iki katlı, geniş cumbalı, büyükçe bir sofası ve içinde en az bir nar ağacının bulunduğu bahçesi olan yaşanası yerler idi. Orta yaşları aşmış birçoğumuz bu huzur dolu evlerde doğdu büyüdü. Günlük hayatımızın merkezinde ellerinde büyüdüğümüz komşularımız ile onların çocukları vardı. Yazılı olmasa dahi harfiyen uyulan bir mahalle kültürü vardı. Şimdilerde eski Bursalılar “ben Muradiye çocuğuyum, ben Emirsultan çocuğuyum, ben Arapşükrü çocuğuyum” derken, buralarda büyüdüğünü ve bu kültürle geliştiğini ifade ediyorlar.

İşte kentsel dönüşüm tüm bu güzellikleri ortadan kaldırıyor.

Dikey binalardan oluşan apartman yaşantısının bizleri kapı karşı komşumuza yabancılaştırdığından hepimiz şikâyetçiyiz zaten. Komşuluk ilişkileri olmayınca mahalle kültürü zaten söz konusu olmuyor.

Bu aralar afet riski taşıyan binalar ve bölgeleri kapsayacak şekilde geniş kapsamalı bir dönüşümden bahsediliyor. Depreme önlem almak fikri kabul görmekle beraber bahse konu bölgelerde yaşayanlar derin bir endişe ve huzursuzluk içindeler.

Eski Bursa’nın hemen yanda Uludağ’ın kuzey eteklerine doğru zamanla gelişen Alacahırka, Mollafenari, Kireçocakları civarının da bu kentsel dönüşümden nasibini alacağı, oralardaki evlerin boşaltılacağı yerlerine villalar yapılacağı kulaktan kulağa yayılıyor. Bu villaların yüksek fiyatlarla zenginlere satılacağı söylentisi daha bir iç yakıyor.

Burada eski, ulaşımı zor, küçük, bakımsız evleri ile birlikte sahip oldukları çocukluk anılarının, komşularının, şehre yukarıdan bakabilme imtiyazlarının, temiz ve serin havalarının, birbirine sokulmuş evlerin komşulara yakınlıklarının sıcaklığının ellerinden alınacağından korkuyorlar.

Durum bu derece vahim olmayabilir, ancak bu defa da ilgili mahalle sakinlerinin yeterli bilgilendirilmedikleri ortaya çıkıyor. Öncelikle işin doğrusu o civarda oturanlara anlatılmalı. Endişe edecek bir şey yoksa bölge sakinleri huzura kavuşturulmalı.

Her halükarda kentsel dönüşüm planlanırken şehir düzenine paralel olacak şekilde toplum sağlığı da korunmalı.

Kentsel dönüşümün sadece eski binanın yeni bina ile değişimi olmadığı hatırda tutulmalı. Hepimiz biliyoruz ki evler barınma ihtiyacının ötesinde çok daha önemli fonksiyonlara sahipler.

Yıkılarak yerine yapılacak yapıların mutlaka karakterleri olmalı. Mümkün mertebe eski Bursa evlerinin mimarisinden izler taşımalı. Hiç olmazsa “bir köpek bağlayacak kadar” bahçesi olmalı. Bir de mülk sahiplerinin komşularından uzaklaşmama ve imkân varsa komşusunu seçme şansı yaratılmalı.

Yeni binaların daha iyi olarak kabul edilebilmeleri için bu hususların eksik olmaması gerekir. Böylelikle kent kimliğini ve sağlığını kaybetmeden dönüşümü gerçekleştirebilecektir.

Fahrettin Beşli

11 Ağustos 2012