Sivil Toplum Kuruluşlarında “HANIMELİ”
Sivil toplum örgütleri, yenidünya düzende demokrasiyi önemseyen kesimlerinin en etkin organizasyonları oldular. Kamuoyu oluşturması, kararlara katılımın sağlanması, özellikle son günlerde ülkemizde popüler hale gelen bir konunun kamuoyunda tartışılması hep bu STK’lar marifeti ile gerçekleştiriliyor.
Buda STK’larda görev almayı, hele hele başkan olmayı fena halde çekici hale getiriyor.
Siyasiler STK’larla temaslarını sıcak ve yakın mesafeden sürdürüyorlar. Kendi konuları ile ilgili görüşlerine başvuruyorlar. Eğer derneğin üye sayısı fazla ve dolayısı ile de oy potansiyelleri yüksekse de içlerinden ya siyasi örgütlerine ya da daha seçkin mevkilere adaylar istiyorlar.
Siyasi bir pozisyon verip karşılığında destek ve oy almak gibi bu kolay alışverişin o derneğe pek bir faydası olamıyor. Asıl hedefi siyaset olanlar, gönüllerinden geçen siyasi partiye şirin görünmek, beğenilmek ve kabul görmek çabasına kendilerini kaptırdıkları için bulundukları pozisyonun gerekliliklerini de, yakışanını da, ekseriyetin beklentilerini de ihmal edecek karar ve uygulamalara imza atıyorlar. Bu da asıl söylenmesi gerekenin yerine duyulmak istenenin söylenmesini, yeri geldiğinde tenkit etmek yerine sürekli takdirle alkışlayan suni bir ilişki yaratıyor. Bu ilişki içinde gönlünden geçen kişi belki hedefine ulaşıyor ama çoğu zaman temsil ettiği organizasyon taraf olmak sureti ile güç ve itibar kaybediyor.
Bu durum sivil toplum örgütlerini siyasi hedefleri olan başkan ve başkan adaylarına karşı ihtiyatlı olmaya mecbur ediyor.
İşte tam burada kadın ve erkek başkanlar arasındaki en önemli fark ortaya çıkıyor.
Çoğunlukla erkek adaylar için STK başkanlığı bir ara hedef, asıl amaç için araç iken; kadın adaylar için bir nihai hedef, amacın kendisi olarak karşımıza çıkıyor.
Hemcinslerim bana kızmakta acele etmesinler. Çevrelerini dikkatle gözlemlediklerinde, kendilerini hakkaniyetle sorguladıklarında bu sonuca varacaklardır. Elbette ki tamamı değil, ama ekseriyetle bu böyle.
İş yapmak konusunda bizlerden daha heyecanlı ve daha azimli oluyorlar. Bizler başka meşgalelerimizle birlikte aldığımız sorumluluğun altında ezilirken onlar bir şeyler yapmak, mesafe kazanmak ve ilerlemek konusunda hiç gevşemiyorlar.
Bizlerin hanımlara gösterdiği nezaket ve saygıdan kaynaklansa gerek; çoğu kapı onlara kolayca açılıyor. İster randevu, isterse bir konu için ilgi ve destek talebi olsun bizden daha kısa sürede kabul görüyor.
Bizlerin sert ve inatçı duruşlarımızın yanında onların yumuşak ve esneyebilen tavırları içerde ve dışarıda kabul görmelerini kolaylaştırıyor.
Bizlerin sadece akli melekelerimize dayalı kararlarımıza nazaran onların duygusal zekâlarını devreye sokarak aldıkları kararlar daha isabetli sonuçlar doğuruyor. Biz haber toplarken onlar sezgilerine güvenip kanaat ve görüşlerini geliştirebiliyorlar.
“Kadın şefkat perisidir. Erkek kesesinden verir, kadın ona kalbini de katar. Bir fakire, kadın eliyle verilen para, o paranın erkek eliyle verilen on mislinden daha çok teselli verir.” Mme de STAEL
Bunlara kadınsı titizliklerini, bütüne bakarken detayları görebilmelerini, estetiği ihmal etmemelerini, sevgi merkezli duyguyu hep hâkim kılmalarını ekleyerek bu tezi savunmayı uzatmak mümkün.
Son zamanlarda bu gerçekler birçok etkili sivil toplum örgütünce de kabul görmüş olmalı ki kendilerine bir kadın başkan seçtiler. İş dünyasını temsil eden “SİAD”lardan TÜSİAD iki dönemdir öyle. Bursa da BUSİAD ve BURSAGİAD Başkanları öyle.
Birçok sivil toplum kuruluşunda aktif görev aldım. Bu benim mukayese edebilirliğimi sağladı. Kendileri ile çalışma şansı bulduğum BOYKOOP’da Sayın Sena Kaleli’nin, BURSAGİAD’da Sayın Nilüfer Çevikel’in HMGB Platformunda Sayın Handan Askeran Ton’un fark yaratarak organizasyona ve onun etki alanına ne ölçüde katma değer sağladığına tanık oldum.
Bu tespitleri ve kanaatimi tazeleyen geçen hafta tesadüfen tanıma imkânı yakaladığım TÜGİAD Başkan Adayı Begüm Özdoğularlı oldu. Kendisinde de benzer özelliklerin fazlası mevcut olduğunu gördüm ve dâhil olduğu seçim yarışında şansının diğer adaylara oranla yüksek olduğuna inandım.
Kişisel gelişimini, projelerini ve hedeflerini dinlediğimde etkilendim. TÜGİAD üyesi olmamakla birlikte böyle üye ve başkan adayına sahip olmasından ötürü TÜGİAD’ı kıskanmadım değil.
Asıl amacının ne olduğunu anlatırken bana samimi ve inandırıcı geldi. “TÜGİAD için yapmak istediğim o kadar çok şey var ki… Bir an önce bunları hayata geçirmek üzere çalışmaya başlamak için sabırsızlanıyorum. Nihai hedefim kesinlikle başkanlık koltuğuna oturmak değil. Başkan olmak herkes gibi benim içinde bir araç. Ama benim farkım bu aracı kullanacağım amaçta. Ben; sadece TÜGİAD’ı yükseltmeyi ve hak ettiği yere taşımayı amaç edindim. Benim bu yetkiye ve bu güce sadece bu hedefimi gerçekleştirmek için ihtiyacım var.”
Bugünün teknolojik imkânlarından, yazılı ve görsel medya, elektronik iletişim yöntemleri vs. olanaklarından azami istifade etmek dururken üyelerle birebir görüşmesi, üşenemeden kendisini kabul eden herkesin ayağına gidip üyeyi tanımaya ve kendini tanıtmaya çalışması işte o anlatmaya çalıştığım duygu merkezli çalışma tarzının ürünü.
Nihayetinde herkesin oyunu alabilir mi, bunu öngörmek mümkün değil ama görüştüğü herkesin ilgisini, sevgisini, güvenini aldığından şüphem yok.
Fahrettin Beşli
12 Mayıs 2012