TÜRK, türkü söyler; çünkü türkü TÜRK’ü söyler.
Türk milletinin röntgenini çekmek istiyorsanız iyi organize edilmiş bir Türk Halk Müziği konserine gitmenizi öneririm. Müziğini, renklerini, duygularını, destanlarını, coşkularını velhasıl Türk’e ait ne varsa orada sergilendiğine şahit olursunuz.
Geçen gün Bursa Büyükşehir Belediye Konservatuarı Türk Halk Müziği bölümünün Tayyare Kültür Merkezindeki konserine gittim. Bu türden konserlerin sezon boyunca belirli periyotlarda icra edildiğini biliyorum. Bölümün şan ve saz heyetinde çok dostumuz olmasına rağmen
Bir yandan müzik dinleyip eğlenirken diğer taraftan da düşünme şansım oldu. Güzel ve özenli bir repertuar hazırlanmış. Yalnızca Anadolu’da değil Türklerin yaşadığı diğer coğrafyalar da türkü turuna dahil edilmiş. Türküler, kendi yörelerine ait halk oyunları gösterisi ile renklendirilmiş. Her yörenin sözünü, sazını dinleyerek duygularını anlarken; halk oyunlarındaki figürlerle karakterini, kıyafetindeki renk ve aksesuarları ile de kültürünü tanıyabiliyorsunuz.
“Ümmüm” türküsünde muhtemelen gerçekleşmiş bir dramın destansı hikâyesini, türküyü yakanın acısını hissederek dinledik. Karadeniz’in hırçın dalgaları gibi sürekli titreyerek horon tepenleri seyrederek, tempolu Karadeniz türküsü dinledik. Ayak hareketleri fark edilmeden kuğu zarafetindeki bir Azeri gelininin süzülerek dans edişini, koltuk davulunun Azeri icra üstadının elinde şahlanışını gördük.
Özetle Türk’ün; zeybekle efelendiğine, İç Anadolu deyişleri ile hüzünlendiğine, Doğu Anadolu halayları ile coştuğuna, Balkan türküleri ile iç çektiğine o konserde şahit olduk.
Sol anahtarını çevirip ezgileri çalıştırdık, nota vagonlarına ruhlarımızı bindirip porte raylarının üzerinde memleketin her köşesini gezdik. Yetmedi sınırlarımız dışına çıkıp Kafkasları ve Balkanlara uğradık, Kerkük’ü andık.
Dolaştıkça nasıl bir bütünün parçaları olduğumuzu anladık. Dışarıda kalan namelerimize hayıflandık. Birbirini siyaseten anlayamayan kesimlerin, ayrı sazlarla ayrı lehçelerle ayrı renklerle aynı dili konuşmalarına kulak verdik.
Çekilmiş tellerden, gerilmiş deriden, delinmiş sopalardan bu melodik sesler nasıl çıkabiliyor, dinleyenleri duygulu seli ile oradan oraya sürükleyebiliyor anlamak ve şaşmamak elde değil.
Bölüm başkanı şefleri başta olmak üzere koro üyeleri, sazlar ve solistler, birçok ün yapmış sanatkârdan aşağı kalmayacak şekilde işlerinin erbabı, hepsi birer üstat. Hepsi Bursa’daki keşfedilmemiş zenginliklerimizden…
Hayranlığımı ve memnuniyetimi ifade etmek, kutlamak ve teşekkür etmek için tek tek ellerini sıkmak yetersiz kalacaktı. O nedenle bu ifadeleri yazıyı okuyan herkesle paylaşmayı, bu vesileyle THM ekibini bilmeyenlere tanıtmayı istedim.
Onlar bizi mesut etti, Allah da onları bahtiyar etsin.
Fahrettin Beşli
28 Nisan 2012