Son Kale “TAHTAKALE”

Geçtiğimiz pazar günü Dağ-Der’in genel kurulu yapıldı.

Uludağ’ın güneyinde kalan, her bakımdan mahzun dört dağ ilçesinin Bursa’daki temsilcisi olan Dağ-Der, hem dağ yöresinin şehirdeki aynası hem de kent merkezinin sosyal ve kültürel yaşantısının en büyük zenginliği.

Köyden gelen “dağlıların” Bursa’da birbirleri ile tanışmak ve yardımlaşmak üzere kurulduğu 1986 yılından bu güne; Dağ-Der’in 6184 kayıtlı üyesi ile geldiği noktayı son genel kurul eşe dosta net olarak gösterdi. Keşke o manzarayı bu gün aramızda olmayan başta kurucu başkanı merhum Sait Uysal ve fedakâr kurucuların tamamı görebilseydi.

Dağlıların şehre indikleri ilk nokta tarih boyunca hep Tahtakale olduğundan derneğin ilk merkezi de haliyle Tahtakale’de idi.

Kurucular derneğin emellerini atıp zemin katı kuvvetlendirdiler. Sonraki her başkan ve yönetim kurulu ekibi öncekinin üzerine bir kat daha eklemek sureti ile görkemli bir bina inşa ettiler.

Dernek yönetimi için, kendi iç dinamikleri ile ve iç disiplinleri çerçevesinde tek liste ile de seçim oldu; farklı listelerin birbirleri yarıştıkları, kapalı spor salonlarına, kültür merkezlerine sığmayan genel kurullar da oldu.

Seçime giren taraflar hasım değil, aynı toprağın çocukları olduklarından hısım olduklarını hiç unutmadılar. Her seçimi müteakip, kazanma hırsı ile geçen çetin mücadele esnasındaki beyanlar da unutuldu; kırgınlık küskünlük olmadan yeni bir dönem başladı. Küçük istisnalar bu gerçeği gölgelemez.

Doğruluğu tartışılırda olsa bir teamül gelişti. Bu yönetim geleneğine göre eski başkan (yeni ekibin rahat çalışması için gerekçesi ile!..) davet edilmedikçe derneğe pek uğramaz. Ancak eski başkan artık “aksakallılar” grubuna dâhil olarak, danışılan bir büyük kimliği ile derneğin ve dağ yöresinin her ortamında itibar görür.

Yeni başkan ve yeni yönetim kendince öncelik verdiği hususları ve genel stratejilerini hayata geçirerek kendine göre bir yönetim tarzı oluşturur. Eğitim, kültür gibi ana konular baki kalmakla birlikte bazı konularda daha fazla gelişmiş hizmetler verir. Bir yönetim tamamen tabanı ile içi içe olur, bir başkası kentin sosyal hayatında etkin olur, bir diğeri de Bursa sınırları dışına çıkıp ulusal organizasyonlara dâhil olur.

Velhasıl Dağ-Derin her dönem inşa edilen katları ayrı ayrı renklerde olur. Her yeni dönem bir önceki döneme ait “alt kat” olmasa kendisinin yeni bir kat yapamayacağını bilir.

Her yönetim farklı ekonomik güçlerde, farklı ilçelerden, farklı dünya görüşünden ve farklı siyasi tercihlerden üyelerden oluşur. Yönetim bütünlüğü içinde bu farklılıklar erir yok olur gider. Ne ilçe, ne siyasi görüş ne de sosyal kesim; yönetim bu farklılıklardan hiç birisine daha fazla öncelik veremez o tarafa kayamaz.

Dernek yönetimi seçim zamanlarında bütün dağlı aday adaylarının arkasında durduklarını göstermeye çalışır. Bu aday adaylarından seçilebilirlik noktasına kim en yakın sıraya konulursa dağ yöresinin o adayı destekleyeceğini beyan eder. Buraya kadar her tavır kabul görür, ama bu noktadan sonraki duruşlar tartışma yaratır. Çünkü herkesin seçilebilir adayı birbirinden farklılıklar göstermeye başlar. Buna rağmen yönetim; bir dağlı adayı hedefe yakın görür de verdiği beyanat doğrultusunda onun arkasında durursa bu defa da derneği siyasallaştırmak suçundan zihinlerde mahkûm edilir.

Dernek yönetiminin yaptığı yapacağı tek siyasi hareket budur. Bunun dışında Dağ-Der siyasete yakın siyasi partilere uzaktır.

Etkili icraat yapmak isteyen yönetim kaçınılmaz olarak iktidardaki siyasi yapı ile barışık olmak zorundadır. Hizmetlerle ilgili yetki ve iradeyi elinde bulunduran hükümetle, belediyelerle, bürokratlarla siyasi erkle uyumlu çalışmalıdır. Yerinde uygulayıp, ölçü ve kontrol kaçırılmadığı müddetçe; bu doğru strateji ve doğru politika derneğin siyasallaşması olarak değerlendirilmemelidir.

İlk defa bu seçimlerde bir siyasi partinin tesiri fazlaca hissedildi ve desteklediği iddia edilen ekip Dağ-Der’in yeni dönem yönetim kurulunu oluşturacak şekilde seçim kazandı. Seçim sonucundan hoşnut olmayan kesimce bu iddia yüksek sesle duyurulmaya, gazetelerin köşelerinde haber olmaya başladı.

Genel kurul öncesinde de bu türden iddialar yayılmış ancak ilgili siyasi kişiler bu haberlerle ilgileri olmadıklarını söyleyerek haberleri yalanlamıştı. Bu da yöreyi duyumların doğru olmadığına inandırmış ve rahatlatmıştı.

Her bireyin olduğu gibi her kesimin de gönlünden geçirdiği bir başkan adayı listesi olabilir. Bu son derece doğaldır. Hatta bu ekibin kazanması için gayret göstermeleri de anlayışla karşılanabilir. Ama seçimler sonuçlandıktan sonra bu daha ileri gitmemelidir.

Öncelikle siyasi yapı dernek yönetimi üzerine düşen gölgesini (varsa) yok etmelidir. Yönetim sizin dünya görüşünüze paralel, sizin gibi düşünen insanların ağırlıklı olduğu bir ekip ise zaten sizleri rahatsız edecek aykırılıklar olmayacaktır. Bundan sonra benzer tereddütler, şüpheler ve rahatsızlıklar yaratacak, yönetime olan güveni zedeleyecek tavırlar ortaya koymamalıdır.

Ayrıca seçilmiş yeni yönetim de bu konuda dağ yöresini ve dernek üyelerini tatmin edici açıklamalarla aydınlatmalı, gelecek açısından rahatlatmalıdır. Başta başkan olmak üzere yönetim kurulu üyeleri bildiğimiz, sevdiğimiz güvendiğimiz kişilerdir. Bu profillerini korumaları herkesin beklentisidir.

Aksi halde sadece bir kesim tarafından takdir edilen yönetim kurulu geri kalan dağlılar ve dağlı dostlarınca tenkit edilir. Dağ yöresinin bütününü kucaklayan ihtiyacımız olan ve kendilerinin de gönlündeki Dağ-Der yönetimi olamazlar.

Dernek de yönetim kurulundan daha fazla zarar görür. Herkesime eşit mesafedeki, sevilen, saygı duyulan, itibar gören dernek bu imajını kaybeder.

Herkes bu konuda üzerine düşeni doğru olarak yapsın ki, siyasallaşmadan saflığını, temizliğini, masumluğunu sürürden son kale “Tahtakale” de düşüp; sivil toplum örgütlerinin siyasi partilerin vitrinlerinin bir dekoru olmalarının önü açılmasın.

Fahrettin Beşli

27 Kasım 2012