“Aslanlara çoban tuttuk çakaldan!”
Yörük ve Türkmen kültürünü ve tarihini araştırırken bu konuda en güzel kaynaklardan birisi elime geçti. Bu kitap bana; bu gün bizim özellikle Uludağ yöresindeki (kültürel miras olarak isimlendirdiğimiz) değerlerimizi toplamaya, hatırlatmaya ve canlandırmaya dönük yaptığımız çalışmanın Toroslar’da 40- 50 yıl evvel yapılıp da kaleme alınmış çok değerli bir eser oluşundan ötürü ayrıca heyecan veriyor.
Şiir, mani, ninni, destan ve türkü sıradan insanların meramlarını en güzel şekilde ifade edebildikleri halk edebiyatının çok etkili birer kolunu teşkil ederler. Okumuş birçoğumuz kafamızın içinden geçenleri gerçek manası ile karşımızdakine ifade etmekten dahi aciz olduğumuz halde; bu cahil(!) insanların sadece birkaç kelime kullanarak, çok geniş manaları anlatabilmelerini, bunun yanında bir de söylemek istediklerine duygu yükleyebilmelerini kıskanmamak zordur.
Ali Rıza Yalman’ın “Cenupta Türkmen Oymakları” (Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1997) isimli kitabının 119’uncu sayfasında aşağıdaki şiirle karşılaştım. Sert ifadelere rağmen endişelerini ve memnuniyetsizliğini öylesine usturuplu ortaya koymuş ve ustaca hayıflanmış ki, başkaları ile paylaşmamak haksızlık olur diye değerlendirdim.
İmkânların adil dağılmadığı, gücü elinde tutanın zayıfı ezdiği ve üzdüğü, asıllarla asillerin(!) ayrıştığı, “başların ayak, ayakların baş” olduğu insanların hak etmediklerini düşündükleri yaşam koşullarının sürdüğü zaman dilimlerini ne kadar da iyi anlatmış.
Aksine dünya düzeninin, herkesin kurmayı hayal ettiği bir ütopyadan öteye gidemeyeceğini bilmek, ümitsizlik ve teslimiyete sürüklüyor bizleri. Öyle bir dünyanın bu âlemde değil, ancak diğer âlemde olduğunu, onun adının da cennet olduğunu; onun da bu dünyada kurallara uyanların mükâfatı olarak taahhüt edildiğini düşünüp avunarak tüketiriz ömrümüzü.
Kitabın o bölümünü harfiyen paylaşarak, bizlerin ifade etmeyi beceremediğimizi geçmiş zamandaki bir garip köylünün nasıl güzel anlattığını görmenizi isterim.
“Bu türküyü Türkmen Deliağa oğlu Mustafa Efendi, seferberlik için söyleyerek o günkü hayatı tarife çalışmıştır.
Buğday diye satılıyor kepekler,
Bütün saten oldu canım ipekler,
Hep sedire geçti itler köpekler,
Hanedan ayakta hizmet ediyor.
Çarşıda gezilmez oldu bakkaldan,
Koltuk kılı fark olmuyor sakaldan,
Aslanlara çoban tuttuk çakaldan,
Şimdi de davarımız kurtlar güdüyor.
Baklavadan öne geçti sucuklar,
Babasına akıl verir çocuklar,
Yumurtadan yeni çıkan cücükler*,
Horoz oldum diye cik cik ötüyor.”
*cücük: civciv.
Fahrettin Beşli
11 Ekim 2012