Ah be KOMUTAN’ım!
Her Türk gibi asker doğdun.
Erlik, mertlik, yiğitlik, kahramanlık hikâyeleri ile büyüdün.
Üniformanın asaletine ve saygınlığına vuruldun.
Tarihe damga vuran kişilerin önce asker olduklarını fark ettin ve
Subay olmaya karar verdin.
Önce zorlu bir sınava girdin.
Binlerce iyilerin içinden sıyrılıp, en iyilerin arasına katıldın.
Aileni, arkadaşlarını, sevdiklerini yaşadığın toprağı arkanda bırakıp
Yeni bir istikbale doğru yürümeye başladın.
Askeri okullarda zamanının en iyi eğitimini aldın.
Cıvık bir çamur olarak yerleştirildin askerlik çarkına
Ustaların elinde yumruklarla yoğruldun, tokatlarla biçimlendirildin.
Şiddeti iyi ayarlanmış her şaplak seni darmadağın etmeden
Biraz daha sıkılaştırdı, biraz daha şekil verdi.
Eğitimin sonunda tunç gibi, mermer gibi bir asker olup çıktın.
Emirlere koşulsuz riayet eden, duygularını kontrol altına alabilen,
Hem itaatkâr bir ast, hem de lider bir üst oldun.
Süper güçle, donanımla, hayallerle ve birikimle çıktığın kıtada
Sandığını ve umduğunu bulamadın.
Sadece askerlik sanatında değil; güzel sanatlarda, edebiyatta,
Yabancı dilde, fen bilimlerinde tarihte öğrendiğin hiçbir şeyi meslek hayatında kullanamadın.
Okuldan mezun olurken verilen mestres ve rugan ayakkabıyı bir kere giymek kısmet olmadı. Sürekli eskiyen postallarından ve eğitim elbisenden başka bir giysin de olamadı.
Şarkıların da dediği gibi “ömrünüzün baharı birlikte geçti.”
Herkes 2 çocuğuna zor bakarken sen en 200 çocuğunla ilgilendin.
Karınları tok mu, sırtı pek mi, sen dert edindin.
20 yıldır öğrenemediklerini sen öğrettin.
Yatağını yapmasını, yemek yemesini, kendine bakmasını, tuvalet terbiyesini sen öğrettin.
Çocuk gelenleri adam olarak evlerine yolladın.
Memleketin her tarafını gezdin.
Daha bavulunu açamadan, yakınındakilerle bile tanışamadan tayin oldun.
Türkiye’nin Anadolu’dan ibaret olduğunu en önce sen fark ettin.
Sivil hayattın risklerinden, konforundan, rahatlığından etkilenmemen için
Lojmanla kışla arasında geçen tecrit bir yaşantından sen hoşnut değilken,
Dışarıdan görenlerin kıskançlık kaynaklı sefahat yorumlarına maruz kaldın.
“Askerin parasının pul, karısının dul” olduğunu yaşayarak öğrendin.
Bayram ve hafta sonu tatillerinin varlığından haberdar dahi olamadın.
Herkes uyurken, tatil yaparken, bayram ederken,
Sen törendeydin, nöbetteydin, gece eğitiminde, tatbikatta, denetlemede, operasyonda idin.
En büyük ibadetin vatana hizmet olduğuna inanarak,
Ömrünü peygamber ocağında geçirdin.
Buna rağmen imansız ve din düşmanı olarak gösterildin.
Her erkeğin 18 ay için gösterdiği fedakârlığı sen bir ömür boyu gösterdin.
Köprü imha etmekten konserve açmaya kadar her türlü eğitimi aldın, verdin ama,
Sen “Gözün düşmanda, kulağın komutanda,
Vatan ve millet uğruna seve seve can vermeye hazır”ken
Hayati birçok detayı gözden kaçırdın.
Matematiğin; yüzde otuz beşin yüzde altmış beşten büyük olduğu kısmını,
Tarihin, senin kahramanlarına tepki ve kinle yazılan kısmını,
Hukukun, gücü elinde tutanın haklı olduğu kısmını,
Coğrafyanın, stratejik değerinden çok ekonomik değerinin önem kazandığı kısmını,
Sosyolojinin milletin küçük parçalarının, bütününden daha büyük olduğu kısmını,
Ekonominin, paraya hükmedenin her şeye hükmettiği kısmını
Göremedin.
Yeni bir dünya düzeni kurulduğunu,
Bu yenidünyada sana yer olmadığını,
Topyekûn Harbin yerini Psikolojik Harbin aldığını,
Bedene nişan alan senin elindeki silahların yerine
Zihinlere ve kalplere nişan alan yeni tür silahların kullanıldığını,
İstihbarata karşı koyma tedbirlerindeki zafiyetini,
İnsanların haklıdan ve doğrudan yana değil güçlüden yana olabildiğini,
Askerliğin ruhunun alındığını
Bilmedin.
Ah be komutanım,
Şimdi kafesteki aslan gibisin.
Sessiz, uysal, itaatkâr, çaresiz,
Ama üzülme, umudunu yitirme.
Ne diyor Namık Kemal, Vatan Kasidesi’nde;
“Yere düşmekle cevher sakıt olmaz kadr-ü kıymetten"
Biz gelecekte de daha nice yeni zaferlerini
Bayram coşkusu ile kutlamaya devam edeceğiz.
30 Ağustos Zafer Bayramı’n kutlu olsun.
Fahrettin Beşli
28 Ağustos 2011