34 PLAKA AYRICALIĞI
Artık trafikte çoğumuz araba kullanır durumdayız. Bütünleşik olarak trafik sisteminin sağlıklı yürümesi, diğer konumundaki sürücülerin araç kullanma haklarını kullanabilmeleri, asıl önemlisi de trafikteki her şeyin güvenliğinin temini açısından bir takım kurallardan oluşan bir düzen vardır.
Aracın nasıl kullanılacağını öğrenme ile eş zamanlı bu kurallar öğrenilir. Bu kuralları bildiğinden emin olunduktan sonra ancak araç kullanmaya ehliyetli olunduğu belgelenir.
Bu kuralları ezberlemek de yetmezse nerede hangi kurala riayet edileceğini sürücülere hatırlatan bir takım işaretler trafik alanında görülebilir yerlerde levhalar halinde bulundurulur.
Medeni toplumlarda bu uyarıcı işaretlerin ya da görevli memurların bulunmadığı halde kaza bela olmadan düzenli bir trafik akışının sağlanabildiğini duyuyoruz.
Bu eğitimi ve esasları özümsemiş, kural ve kısıtlamalara harfiyen uyarak trafikte ilerlerken sola döneceğiniz bir kırmızı ışığa geldiniz. En az üç defa yeşil ışığın yanmasından sonra geçebileceğinizi açıkça hesaplayabiliyorsunuz olmanıza rağmen tereddüt etmeden uzunca bir sıranın sonuna ekleniyorsunuz. Birden sağ taraftan bir araç tüm araçların yanından geçer, aracın burnu diğer şeride taşacak şekilde sıranın en önüne gelir kurulur. Trafik lambasının bulunduğu hizayı da geçtiğinden ne sarı ne de yeşil ışığı görür. Ancak arkadaki araçların korna çalmaları ile uyanır ve birkaç arabanın geçebileceği zamanı ziyan ettikten sonra hareket eder. Siz de üçüncüye değil dördüncü yanışı beklemeye başlarsınız sabırla.
Hız tahditlerine uyarak ardı ardına sıralanmış araç konvoyunu sollarsınız. Birden dikiz aynasında sürekli selektör yaparak hızla bir aracın yaklaştığını görürsün. O farlarının uzunlarından istifade ederek “ne hakla yoluma çıkarsın sefil, görmüyor musun koskoca ben geliyorum çekil yolumdan sefil” der; ama sen ona “görmüyor musun sağ tarafım dolu nereye çekileyim, üstelik buradaki hız sınırının en üstünde ilerliyorum” diyebilmenin bir yolunu bulamazsınız. O gelir arka tamponunuzla aranızda bir parmak kalıncaya kadar yanaşır. Arkanızda hissettiğiniz bu tazyikin etkisi ile huzursuzlanır ve telaşa kapılırsınız hemen ilerleyen sağdaki araçların arasına riske girerek kendinizi zor atarsınız. O ise aynı şeyi ilerideki araçlara da tekrarlamak için yoluna devam eder.
Biraz daha gittiğinizde artık anayoldan çıkmak üzere sağa doğru sinyal vererek yaklaşma başlarsınız. Birden sağdaki aynadan bir aracın hızla yaklaştığını, aynı hızla sağından geçip öne fırladığını, kimi arabanın sağından kiminin solundan geçerek labirent faresi gibi görenlerin yüreklerini ağızlarına getirecek şekilde basar gider. Ne kendini nede sizi ne derece büyük bir riske sürüklediğini umursamaz.
Bu örnekleri uzatmaya ya da bir günde buna benzer durumla kaç defa karşılaştığımızdan bahsetmeye lüzum yok.
Dikkat edebilirseniz o umursamaz trafik eşkıyasının plakasının genellikle 34 olduğunu görürüsünüz. Bu, İstanbul örneğinde çok yoğun kabul gören, yavaş yavaş büyük şehirlerden başlayarak tüm ülkeye hızla yayılan bir mantığın trafikte hayat bulmasıdır aslında.
Bu mantığı ve yaşam felsefesini şöyle ifade edebiliriz: “Kaza yapıp yahut polise yakalanıp zarar görmediğin sürece kurallara uymak zorunda değilsin. Her kurala uyacak olursan başkalarının gerisinde kalırsın. Hedefine daha geç varırısın. Hayatta başarılı olmak için tüm kanun, kural, etik, gelenek, ahlak, vb her türden kısıtlama ve engelin etrafından dolaşarak ona takılmadan geçmelisin. İlerdekilerin arasında olmak istiyorsan tüm boşluklardan istifade edeceksin, yoksa etrafındakileri sıkıştırarak boşluğu kendin yaratacaksın. Bu tek prensibe uymak yerine birçok lüzumsuz kurala uyan mıymıntılar senin arakanda kalacak, kaldırdığın tozu dumanı soluyacaklar. Ama sen daha ilerilerde yeni hedeflere göz dikmişken, onlar hala kırmızı ışıkta bekliyor olacaklar”
Bu bakış açısı şu anda ticarette, siyasette, sosyal yaşantı da hâkim olan ve geçeli olan bakış açısı değil mi? Herkes için, hele hele gücü elinde bulunduranlar için “tüm kural ve kanunlar benim menfaatimin selameti için başkaları uysun diye konulmuştur” inancı olaylara yaklaşımda belirleyici olmamış mıdır?
Düzeni, sistemi ve sosyal disiplinin parçalanmaya başladığının ilk emareleri bunlar. Önlenememesi, tedbir alınamaması halinde dağılmaya ve kaosa sürükleyecek ilk hareketler. Artan cezalar, tehditler, teknik alternatifler yahut görevlilerin çoğaltılması buna çözüm olamayacaktır.
İleride kendisini bekleyen sanal ya da gerçek hedefin ışıltısı cezbettiği sürece bu böyle sürüp gidecektir. Ta ki toplumsal otokontrol sistemimiz yeniden devreye girene kadar.
Fahrettin Beşli
24 Ocak 2011