Dağlılarda Siyaset, Siyasete Dağlılar…
DAĞ-DER Gençlik Komisyonun bir organizasyonu hem amaç olarak hem de içerik olarak son derece yerinde bir konu seçmişti kendine: Dağ yöresi ve siyaset.
Özellikle gelişmeleri yakından takip ettiğinden, siyasete aşina birikimli bir gazeteci; yöremizin değeri Ahmet Emin Yılmaz’ın moderatörlüğündeki Dağ-Der Siyaset Paneline iki önemli isim panelist olarak katıldı. Her ikisi de dağ yöresinden çıkmış, yerel siyasetin iki farklı kulvarında kendilerini ispat etmiş, tecrübeli siyasi kimlik; birisi eski Milletvekili Sayın Faruk Ambarcıoğlu, diğeri de eski Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Erdoğan Bilenser idi.
Her ikisi de eski, çünkü yenilerini bulamadılar, çünkü yok. Panelin gizli konusu da buydu zaten. Neden yeni siyasetçimiz yok? Efendim mevcut iktidar zaten ihtiyaçlarımızı görüyor, siyasetten alacağımızı alıyorsak neden gayret sarf edelim ki? Siyaset sadece hizmet almak, işimizi gördürmek için mi yapılır? Bu sorular irdelenecek, görüşler alınıp cevaplar bulunacaktı. Kısıtlı sürede hepimiz panelistlerin tecrübeleri üzerine odaklanınca bu hususlara zaman kalmadı.
En baştan siyasetten ne anladığımızın üzerinde durmaya ihtiyaç var. Nedir siyaset? Arapça Seyis(At Bakıcısı) kelimesinden türeyen siyaset, “devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayış” yada “topluma veya devlete ait etkinlikler” olarak tanımlanıyor. Aynı anlamda kullandığımız Politika bilimi ise (politoloji) politik hareketler ve güç edinilmesi ve kullanımı konusunu inceler. Poli Yunanca çoğul kelimesini ifade eder. En kısa tarifi filozof Aristoteles yapmış: Politika, toplumun halka dair yaptığı tüm etkinliklerdir.
Bu teorik ifadelerden benim anladığım Siyaset birbirinden farklı kulvarlarda, büyüklüğüne bakılmaksızın toplum ve devlet için faydalı ve doğru olanı bulmak üzere düşünmek, hareket etmek, çaba sarf etmektir.
Siyaset sadece siyasi partilerde ve TBMM de yapılmaz. Muhtarın da yaptığı siyasettir, belediye başkanın da belediye meclis üyesinin de herhangi bir siyasi parti bünyesinde olmaksızın bağımsız milletvekilinin mesaisi de seçmenin oy vermesi de siyasettir. Yeni dünya düzeninde artık özellikle sivil toplum örgütlerinde daha etkili, daha geniş tabana yönelik siyaset yapılma imkânı doğmuştur. Kısaca siyaset siyasi partileri de içine alan çok geniş bir anlamı ve çalışma alanını ihtiva eder.
Ne bireysel ne de kurumsal olarak yaşadığımız dünyada siyasetten uzak durmaktan söz edilemez. Bu söylemden asıl maksat; herhangi bir siyasi partiye yakın olmamaktır. Herhangi bir siyasi partiye fayda sağlayacak şekilde bilinçli ve sürekli çaba sarf etmemek, bir partiyi veya o partinin görüşlerini yaymaya çalışmamaktır kastedilen.
Bizim milletimiz ortak tarih, ortak coğrafya, ortak kültürüne rağmen çok doğal olarak farklı siyasi partilerin görüşlerini benimseyen insanlardan oluşuyor. Bu tabii tercihlerden yola çıkılmasına karşın; eğitim seviyesinin, kendisinin ulaşabildiği bilgilerin ve sosyal çevrenin olumsuz etkisi ile oluşan farklılıklar zaman içinde istismar edilmeye başlayınca derin görüş ayrılıklarına dönüşüyor. Bunun acı sonuçlarını geçmişte yaşadık.
Oysaki amaçlar penceresinden bakınca hiçbir politik görüşün yekdiğerinden farkı yok. Bir kısmı devleti ve milleti selamete götürecek yolun soldan gittiğine, diğerleri sağdan gittiğine inanıyor. Ama herkesin varmak istediği yer aynı yer.
Bu durumda, aynı amaca hizmet etmeye çalışan, birbirinden farklı tüm siyasi partileri içinde barındıran toplumlarda; bütüne etki edebilen kişi ya da organizasyonların iradesini kullanıp siyaseti bütünsel olarak yönetmesi pekâlâ mümkün görünüyor.
Ekonomik ve sosyal açıdan güçlü aileler, gruplar ya da organizasyonlar fertlerini farklı farklı siyasi partilerde etkin rol almalarını sağlıyorlar. Politik koşullara göre değişkenlik göstereceğinin bilinci ile hiç birisine ne çok yakın ne de çok uzak duruyorlar. Türkiye büyük millet meclisinin içinde sadece milletin ya da siyasi partilerin mi temsilcileri değil, her partide yer almış sendikaların, holdinglerin, derneklerin, cemaatlerin ve etnik alt kimliklerin(!) temsilcileri var.
Dağlılar da birilerinin öncülüğünde aynı yöntemleri hayat geçirecek şekilde siyaset yapmalıdır. Ancak bu şekilde devlet gücünü elinde tutan siyasetçilerin veya bürokratların iane ve lütuflarının dilencisi olmaktan çıkması mümkün olabilecektir.
87 yıllık cumhuriyet tarihinde dağ yöresinden yanlış bilmiyor isem 2 bakan, 4 milletvekili çıkmış. Elbette ki yetmez. Bu durumda aktif siyaset yapacak yeni değerler meydana getirmemiz gerekiyor. Bunun için potansiyeli olanları cesaretlendirerek, kendilerine uygun gelen kulvarlarda sahaya çıkmalarını teşvik etmek gerek. Başlangıçtaki nicelikte büyüklük ileride nitelikte de büyüklükler doğuracaktır.
Teşvik edip seyretmekte yetmez. Lobicilik faaliyetleri ile bu adayların ilerlemeleri, gelişmeleri ve güçlenmeleri sağlanmalı. Aklımın erdiğince yapılması gerekenleri şöyle sıralayabilirim:
Siyaset hakkında genel katılımlı bilgilendirme toplantıları yapılmalı.
Keşfedilmemiş potansiyelleri bulmak üzere alan araştırmaları yapılmalı.
Siyasi partilerin yaptığı gibi içerini dağ yöresine has şekillendirerek siyaset okulu tarzı kurslar düzenlenmeli.
Bir çizelge oluşturup mevcut tüm siyasi partilerin içinde en az bir dağlının etkin görev alması temin ve takip edilmeli.
Potansiyel adayların öncelikle dağ yöresinden çıkmış bizim siyasetçilerimizin yanında, imkân ölçüsünde etkili ve güçlü diğer siyasi kişilerin yanında çıraklık yapmaları, kendilerini geliştirmeleri sağlanmalı.
Mevcut siyasetçilerimizin yıpratılmaması sağlanmalı. Bugün elimizde kalmış birkaç mütevazı siyasi değerimizin, en başta kendi yöremiz gazetecileri tarafından yıkıcı eleştirildiğine üzülerek tanık oluyoruz. O yazıların üçüncü şahıslar tarafından da okunduğunu ve yeri geldiğinde de kullanıldığını göz ardı ediyoruz.
Yıpratmanın tersine ilçe, parti, yaş, statü, görev ayırımı yapmaksızın tüm siyaset yapan değerlerimizin isimleri sürekli parlatılmalı. Köşe yazarlarımız gazetecilerimiz köşelerinde bu isimlerden daima övgü ile bahsetmeli. Belediye başkanlarımız başta olmak üzere siyasette bir etkin görevi olanların başarılı olmaları için destek verilmeli. İhtiyaç oldukça yanlarında olduğumuz, ihtiyaç oldukça da arkalarında olduğumuz cümle âleme gösterilmeli.
En sonunda seçim zamanı gelince de o anki şartlar değerlendirilerek tek adayımız varsa elbette onun yanında toplanmak sağlanmalı. Bir den fazla ve farklı yerlerde ise o koşullar çerçevesinde yalnızca kendi adaylarımızdan yana taraf görüntüsü verilmeli.
Bu şartlar altında, disiplin ve kararlılıkla çalışmalarını sürdürmesi halinde; birkaç seçim sonra dağ yöresi, gücünü birleştirerek hiçbir siyasi partiye eyvallah etmeye lüzum görmeden en az bir bağımsız adayına seçim kazandırabilecek duruma gelecektir.
Dağder siyaset panelinin sonunda da ifade edildiği gibi bugünden çalışmaya başlanmalı. İlk iş olarak dağ yöresinin eski bakanından ilçe başkanına kadar tüm siyasi kadrolarda görev almış kişiler bir yerde toplanmalı. En az bir gün sürecek bir çalıştay yapılarak karşılaşılan sıkıntılar, ihtiyaçlar, hassasiyetler, imkân ve kabiliyetler, avantajlar ve dezavantajlar analiz edilmeli. Dağ yöresinde siyasetin nasıl olduğu ve nasıl olması gerektiğine dair bir sonuç çıkartılmalı.
Hemen ardından da Bursa’da siyaset yapan tüm partilerin yetkilileri, bakanı, milletvekili, il başkanı katılımı ile siyasi partilerin gözünde dağ yöresinin ne şekilde görüldüğü anlaşılmalı.
Çıkan iki sonucun harmanlanması ile bundan sonraki strateji belirlenip, yol haritası çizilmeli, bir anlamda bu işin yönetmeliği ortaya çıkarılmalı.
Sonuç olarak önümüzdeki seçim sürecini çok iyi yönetip; yukarıdaki hususları başaranların senaryolarının figüranları olacağımıza, kendi senaryomuzu kendimiz yazıp kendi filmimizi kendimiz çekelim, başkaları da oturup biraz da bizi seyretsin.
Fahrettin Beşli
11 Ocak 2011