KABAK ÇİÇEĞİ GİBİ AÇILIYORUZ

Beklenen aşamalara geçildi nihayet. Şimdi artık haberleri okumaya veya dinlemeye tahammülde zorlanır olduk. İnanmak istemediğimiz noktada gördüklerimiz gözümüzü, duyduklarımız kulaklarımızı, hissettiklerimiz ruhumuzu tırmalıyor.

Millet ezelden beridir kavuşmak umuduyla hasret türküleri söylerken, bir kesim açık ve aleni olarak ayrılık türküleri söylemeye başladı.

Bu ayrılıkçı kesim örgütlenmesini aşama aşama tamamladı. Önce eylemleri gerçekleştirecek terör örgütü olarak teşkilatlandı. Sonra sivil kesimde yerel noktalarda propaganda ve lojistik destek için yapılandı. Ardından siyasi bir oluşum olarak yaygınlaştı. Yurt dışı temsilcilikleri vasıtası ile de varlığını duyurup ihalelere girdi. Ve Büyük Ortadoğu Projesi dedikleri “BOP tan bir proje”nin taşeronluk işi de kopardı. Bazı makro ölçekli büyümeler için küçük ölçekli küçülmeler, bölünmeler ve yıkımlar gerektiği için bu yıkım işlerini üstlendi.

Ama biz kaşındık. Yeniçağa içindekileri “hasta adam” diye tanımlanan, yıkılmak üzere olan viran bir malikânede girdik. Beklentilerin aksine verdiğimiz mücadeleyi muvaffakiyetle sonuçlandırıp, daha küçük ama çatısı akmayacak, tüm aile fertlerini barındıracak, soğuktan ve sıcaktan koruyacak ama en önemlisi tapusu bize ait bir binaya kavuştuk. Aşağı mahalle ile yukarı mahalle arasında beyhude kimlik ararken, illa yukarı mahalleye dâhil olmak istedik. “Durun bakalım, bu mahalleye dâhil olmak istiyorsanız önce bize benzeyin öyle gelin” dediler. Biz de peki dedik. Onlarda ta o günlerden başladılar bizi benzetmeye.

60 yıldır, Türkiye Coğrafyası ilkokul talebelerine 7 coğrafi bölge diye okutulup, belletilirdi de hangi ilin hangi bölgeye hangi kriterlere göre dâhil edildiğini biz hiç sorgulamazdık. Meğer ABiDevletimizin harita mühendisleri asrın ilk yarısında ilk ölçümlerini kendilerince yapıp yüzyılın sonundaki “Uç Asya Federal Devleti”ni o günden öngörüp, iç sınırlarını belirlemiş. Böyle bir devlete artık ne içinde Türk sözcüğü geçen Türkiye, ne de Türk yurdunu ifade eden Anadolu ismi layık görülemeyeceğinden olsa olsa coğrafi bir isim konacaktır.

Çağın ilk yarısında küresel mimarların çizdiği planlar doğrultusunda, harita mühendislerinin belirlediği sınırlar ve hatlar içerisinde bu defa da toplum mühendisleri devreye girdi ve her bireyi tek tek işleyerek toplumu şekillendirdi. Aşama aşama günlük yaşantımızdan kültürümüze, ekonomik yapımızdan dünya görüşlerimize kadar, her şeyi yeniden inşa ettiler. Şimdi artık kime oy vereceğimizi de, neye onay vereceğimizi de onlar belirliyor. Bir kısmımız yapıyor kalanımız seyrediyor.

Yıkılan duvarlarla birlikte, çöken taşıyıcı direkler, sütunlar, sarsılan temeller toz duman içinde yerle bir oldu. Oysaki restorasyon taahhüdü ile işe başlamışlardı. Ana temayı, tarihsel dokuyu, ince işçilikleri ve sağlam duran taşıyıcı direkleri koruyacaklardı. Binanın karakteri bozulmayacak, bazı onarımlar ve bakım ile yukarı mahalledeki diğer binalar gibi olacak; bir bütünlük arz ederek adresimiz de sokak ismi olarak AB sokak olacaktı. Ama öyle olmadı, işe en sağlam yerlerimizden başlayarak binamızı yerle bir ettiler. Yerine yedi katlı modern bir bina inşa edeceklermiş.

Biz de kendimizi beyhude yere kurt ile özdeşleştirmişiz, kendimize sembol olarak onu seçmişiz. Oysa üç maymun için bizden daha iyi emsal olamaz. Yanı başımızdaki hala tozları havada uçuşan Irak’ı, dünün İran’ını, Yugoslavya’sını, Filistin’ini İsrail’ini görmedik-duymadık-konuşmadık. Aynı restorasyon oralarda da gerçekleşti. Bu mütahitin nasıl çalıştığını görmezlikten geldik.

Şimdi restorasyon yapan müteahit diyor ki: “Bu işi tamamlarım ancak bir katı ailenin en yaramaz ferdinin üstüne yaparım”. Anlaşılan o ki aile reisi ile de bir mutabakat ve hatta mukavele geçmişte yapılmış ki kimsenin gıkı çıkmadan tapuda devir teslim işleri yapılıyor. Anayasal vatandaşlık haklarından mahrum olan, mahkûm olan şimdi mülkün sahibi olmaya hazırlanıyor.

Bunu da geri kalanlara yutturmak için haktan, hukuktan, akan kanın durmasından, bir sorununun sona ermesinden dem vuruyorlar. Bunu “ezilen güneydoğulu Kürt vatandaşlarının kaybettikleri hakları geri alması!” olarak servis ediyorlar. Buna karşılık kimse neden terör örgütünün başında şu anda bir Suriyelinin olduğunu yahut neden teröristlerin içinde çoğunlukla Iraklı, Suriyeli, İranlı vb. başka ülke vatandaşlarının olduğunu; bunların Türkiye’deki “ezilen güneydoğulu vatandaşların davasına canlarını ortaya koyarak katılmalarının anlamsızlığını sorgulamadı.

Geri kalan ezici çoğunluk azınlık durumuna düşen Türkler başta olmak üzere bu Anadolu coğrafyası üzerinde ikamet eden Laz’ı Arnavut’u Göçmen’i Boşnak’ı Çerkez’i vs... 37 millet Türkiyelisi neden sesini çıkarmıyor. Hadi olamaz, izin vermeyiz diyemiyor da hiç olmasa homurdanarak memnuniyetsizliğini, rahatsızlığını neden ifade etmiyor.

İtiraz etse eminim cevap ta hazırdır: “Bahse konu yer binanın en alt katı. Siz zaten daha üst katlarda daha iyi koşullarda yaşıyorsunuz, canım veriverin bir kaybınız olmaz”. Buna karşılık demeyecek miyiz ki atamız bu binayı bize her katı ayrı ayrı değil bütün olarak miras bıraktı.

Açılarak başladık. Kapılarımızı, sınırlarımızı, topraklarımızı, kırmızıçizgilerimizi her şeyimiz açtık. Velhasıl kabak çiçeği gibi açıldık. Ağzımızı açtık bu günlere geldik de bir gözümüzü açamadık.

Fahrettin Beşli

26 Eylül 2010