BURUK ZAFER BAYRAMI
Bundan 88 yıl önce 26 Ağustos tarihinde başlayan Büyük Taarruzun dört gün sonra zaferle sonuçlanması, vatan topraklarını işgale yeltenenlere nihai darbeyi vurmuştu.
İnönü Zaferi sonunda Mustafa Kemal’in İsmet Paşa’ya söylediği “Siz bu muharebeyi kazanmakla sadece düşmanı değil, aynı zamanda Türk’ün makus talihini de yendiniz.” tespiti aslında tam da Büyük Taarruzun sonucunu ifade ediyor. Gerçekten de bu zafer; büyük inişlerle sona doğru sürüklenen Osmanlı Devletinin finalini, ondan kalan toprakları üzerinde kurulacak yeni Türkiye Cumhuriyetin ise başlangıcını oluşturuyor.
Bu gün Türk milletinin topyekûn kazandığı bu askeri başarı Türk Askerinin bayramı olarak kutlanıyor. Bu bayram askerler için özel anlamlar içerir. Üst komuta kademesi bu tarihte değişir. Harp Okullarından Harbiyeliler bu tarihte mezun olurlar. Biz de bu tarihte teğmen rütbesi ile subaylık mesleğine adım atmıştık. Yeni rütbelerine terfi eden subaylar bu tarihte rütbe takarlar. Özetle Askerin takvimi 30 Ağustosta başlar.
Zafer Bayramı, Kurtuluş Savaşının başarı ile sonuçlanmasını hatırlattığı gibi Türk Askerinin milleti ile kucaklaşmasını da sağlar. Marşlar eşliğinde sert vurulan postalların çıkardığı ritmik sesler, Türk milletindeki her Mehmet’in kalp atışlarını dönüşür ve damarlarındaki asker kanı depreşir.
Türk ordusu bu bayramda tüm teknolojik donanımı ve silah teçhizatı ile dosta düşmana gücünü sergiler. Türk ordusunun gücünü oluşturan unsurların başında gelen askerin disiplini de bu tören esnasındaki yürüyüş ve gösterilerle sergilenerek dosta güven, düşmana korku verir. Tüm devletler bu bayramlarda gözlemci olarak bulundurup Türk ordusu hakkında istihbarı kanaat edinirler.
Tüm bunlar yakın zamana kadar had seviyede güven duygusu ile birlikte bir gurur tablosu olarak her 30 Ağustosta tekrarlanırdı.
Bu gün aynı heyecan ve beklentilerle Bursa’daki 30 Ağustos Zafer Bayramını kutlama törenlerini izlemeğe koştuk. Alıştığımız görkemli, duygulu ve göğüs kabartan törenin yerine tertiplenmiş çok “mütevazi” bir resmi geçiş(tirme) töreni ile karşılaşınca büyük hayal kırıklığına uğradık.
Oysa beklentimiz son zamanlarda yaşananlardan Türk Ordusunun yıpranmadığını, gücünü, vakarını ve saygınlığını, milletin gözündeki ve gönlündeki değerini muhafaza ettiğini görmek idi. Hatta Hepimiz Mehmediz Güçbirliği Yürütme Kurulu olarak Komutanların ellerini sıkıp, bayramlarını kutlayıp, “biz millet olarak sizi seviyoruz, sayıyoruz” mesajı verecektik.
Törende o eski günlerdeki görkemli kutlamalardan eser yoktu. Seyircisi yok, protokol tribünü boş, daha üzücü olanı ise törenin muhteviyatı boş idi. Üç takımlı bir tören kıtasından başka yaya grubu yok gibi idi. Tören geçişinin başladığını dahi anlayamadan mehter takımı ve tekerli birkaç araç alana girdi. Başladı ve bitti. Etrafınıza dikkatle baktığınızda daha tören başlamadan, lacivert takım elbiselerine kırmızı kravatlarını takmış protokol üyesi birilerinin “işim gücüm var kardeşim” söylemleri ile tören alanını terk ettiğini de görebilirdiniz.
Genel Kurmay Başkanını, Tapu Kadastro Genel Müdürüne benzeten siyasilere uyan yetkililer; Zafer Bayramını da “tarım ve ziraat bayramına” benzer vazife icabı yerine getirilecek sıradan bir seremoniye çevirmişler.(Eminim o daha görkemli olurdu.)
Silahlı kuvvetlerden ayrılmayı düşünürken birçok şeyi göğüsleyebileceğimi düşünmüştüm. Ama sadece 30 Ağustos törenlerindeki askerleri gördüğümüzde ve Harbiye Marşını her duyduğumda içimin burkulmasına mani olamayacağımı biliyordum. Ama bir gün gelip de bu törenlerde askere bakıp marşları duyunca içimin kan ağlayacağını hiç tahmin etmemiştim.
Görünen o ki, Zafer Bayramı bu ivme ile ancak 3 yıl daha kutlanır. 2013 yılından itibaren belki İstanbul’un fethi, Kıbrıs Savaşı, Bursa’nın düşman işgalinden kurtuluşu babından bir nostaljik anma ile sürdürülebilir. Ama eminim ki kimse artık askerin bayramını kutlamaz.
Ama ben zaferin Baş Komutanı Gazi Mustafa Kemal ve silah arkadaşları ile şehidiyle ve gazisiyle bu muzaffer orduyu ve bu günkü nöbetçilerinin bayramlarını manevi huzurlarında kutluyorum. Kutluyorum çünkü
Kendi topraklarımızda atamın, dedemin mezarlarının bulunduğu topraklara hala vatanım diyebildiğim için,
Soyadımı “beşliyakis” yapmak zorunda kalmadığım için,
Yaşadığım kentin adı “prusia” olmadığı için,
Kendi bayrağımın altında kendi bayramlarımı kutlayabildiğim için,
Kendi camilerimizde özgürce ibadetimi yapabildiğim için,
Bu zafer sayesinde hür, bağımsız ve güvenli yaşadığımız için
şükran duygularımı ifade edecek daha etkili başka bir yol bilmiyorum.
Fahrettin Beşli
30 Ağustos 2010