PROFESYONEL ORDU

(Ne şehittir ne gazi…)

İttihat ve Terakki'nin önde gelen isimlerinden Resneli Niyazi; II. Meşrutiyetin ilanına katkısı ve Balkanlardaki ayaklanmalara karşı muharebelerde Osmanlı Ordusunun fedakâr zabiti olması nedeniyle Selanik’te “Hürriyet Kahramanı” olarak karşılanmıştı.

17 Nisan 1913'te Arnavutluk'un Avlonya limanında İstanbul'a gitmek üzereyken İttihat ve Terakki Fırkası'nın kendisine gönderdiği koruması tarafından öldürüldü. 8 kişilik bir gurubun içerisinde duyulan bir silah sesinin ardından yerde yatan şahsın kahraman Resneli Niyazi olduğu fark edildi. O kadar kanlı muharebelerden sağ çıkıp da böyle basit bir şekilde ölüvermesi ile dilimize "Ne şehittir ne de gazi, pisipisine gitti Niyazi" deyimini yadigâr bıraktı.

Bu günlerde profesyonel ordu projesi ile birlikte şehitlik mertebesi de gündeme gelmeye başladı. Hangi şartlarda ölümün şehitlik sayılabileceği, hangi şartlarda ölümün ise sayılamayacağı konusunda beyan ve bilgi kirliliği başladı.

Şehitlik mertebesi ile ilgili dinimizin ve milletimizin tanımı açıktır: Vatan ve millet uğruna hayatını kaybetmek. Şartları, rütbesi, mevkii, yaşı cinsiyeti ne olursa olsun, ister gönüllü isterse maaşlı olsun, her kim sonucu vatan ve millet menfaati olan her çabanın sonunda canını ortaya koyar ve kaybederse bunun şehitliği tartışılmaz. Hayat satın alınamaz. Satın alınan zamandır, emektir, bilgidir.

Şehit kavramı bizim için, “vatanını veya milletini müdafaa yolunda ölen” herkes için kullanılan; yapılan hayat fedakârlığının karşılığında gıyabında verilen unvan ve öldükten sonra karşılaşacağına inandığımız ödüllendirmeyi ifade eder. Günümüzde devlet, millet ve kamu faydasına olması kaydıyla, anlamı şu şekilde biraz daha genişletilmiştir:

Vatani görevini yapmakta iken her ne şekilde olursa olsun hayatını kaybeden her rütbedeki askerler,

Herhangi bir terörist saldırı sonucu yaşamını yitiren eğitim, sağlık, güvenlik vb. kamu görevlileri,

Görevini ifa ederken hayatını kaybeden polis, itfaiyeci gibi kamu görevlileri,

Kim ne maksatla ne yorum getirirse getirsin; bu dünyada bütün askerlerimiz “Mehmet”, vatan uğruna ölürlerse öbür dünyada “Muhammed”dirler. Çünkü inançlarımız da şehitlerin cennette peygamberlerin bulunduğu mevkide olacaklarını müjdelemektedir.

Profesyonellik konusuna gelince bizim ordumuz zaten profesyonel bir ordudur. Profesyonellikten kastedilen ister “Günlük geçimini sağladığı iş ya da meslek,” isterse de “işini yapmaktaki ustalık ve maharet” olarak kastedilsin ikisi de aynı sonucu doğurur.

Türk ordusunda stratejiyi belirleyen, taktikleri uygulayan, sevk ve idare eden, uzmanlık gerektiren kritik görevlerde bulunan personelin tamamı; yani yaptığı işin karşılığında maaş alan subay, astsubay, uzman erbaşların oluşturduğu ana çekirdek unsur profesyoneldir.

Vatan borcu olarak, askerlik vazifesini yerine getiren erat ise; hem askerlikle ilgili temel eğitim ve disiplini alır, hem de görev yaptığı zamandaki silahlı kuvvetlerin nicelik olarak güçlü görünmesini sağlar.

Kimse profesyonel askerlikten para kazanamaz, zengin olamaz. “Askerin parası pul, karısı duldur.” Bu kesim aldığı ortalama memur maaşı ile ancak kendisinin, ailesinin ve çocuklarının geçimini sağlar. Ne zaman nereye gönderileceğini bilmeden, kişisel zevklerini, ilgilerini, hasletlerini elinin tersi ile iterek tüm zamanını, bilgisini, görgüsünü, ilgisini, maharetini, hayallerini, kısaca yaşamında neyi varsa milletine adar. O nedenle “Askerlik bir meslek değil bir yaşam şeklidir”

Türk Silahlı Kuvvetleri, Türk milletinin âli menfaatlerini, bekasını ve istiklalini profesyonelce korumaya devam eder; bunun için her fedakârlığı göze almaktan vazgeçemez. Bu yolda tökezleyemez, duraksayamaz; bu yolda yürüme kararlılığından zafiyete düşemez, tereddüt edemez ve yavaşlayamaz. Çünkü milli kaderimiz tamamen kendisine bağlıdır.

Fahrettin Beşli

21 Temmuz 2010