GAZZE’MIZ MÜBAREK OLSUN
Bazen ne olduğunu anlayamadan, bazen göz göre göre hadiseler yaşıyoruz. Hafta başında güne başladığımızda uzak diyarlarda savaşın eşiğinde olduğumuzu fark ettik.
Üzerinde bir ittifak sağlayamadığımız bu hadiseyi; hudutlarımız içinde farklı, dışında da farklı mütalaa etmeliyiz.
Öncelikle dünya siyasi tarihinde uzun bir süreci kapsayan Filistin-İsrail çatışmaları ya da karşılıklı olarak birbirleri için sorun teşkil etmeleri bizim direkt müdahil olmadığımız bir konu. Tarafların her ikisinin penceresinden bakıldığında farklı manzara ile karşılaşıyoruz. Birisi kendisini ve topraklarını taşla, sopayla, sapanla savunmaya çalışıyor. Diğeri ise tüm varlığını, kendi kutsal kitaplarında emredildiği üzere vaat edilmiş topraklarını kazanmak için adamış.
Mazlum, mağdur, ezilen Filistin halkının abluka altındaki mahrumiyetlerini hafifletmek için bir gurup gönüllü, insani yardım götürmek üzere yola çıktılar. Birçok ülkeden insan ve geminin oluşturduğu yardım konvoyu, İsrail askerleri tarafından durdurulduğunda bize ait gemi bu engellemeye kulak asmamış yoluna devam etmiş. Bunun üzerine de İsrail askerleri alıştıkları yöntemle gemiye ve içindekilere müdahale etmişler.
Başlangıçta gelen haberler, görüntüler ve yorumlar birbiri ile uyumsuz ve tutarsız idi. Doğrusunu bir türlü yakalayamadık. Sonradan artan görüntüleri yorumlamak daha kolay olmaya başladı.
Görünen o ki, yardım gönüllüleri bizim evvelden beri tanıdığımız mücahitler gibi davranıp, ellerindeki Hizbullah yazılı sapanlarla ve sopalarla İsrail askerlerine direnmişler. İsrail askerleri de alıştığı ve formatlandığı şekilde sapan ve sopa görür görmez, hedef gözetmeksizin basmışlar tetiğe. Karşılarındakini arkaları olmayan Filistinliler gibi zannederek.
Özetle bizim gönüllüler; müdahale edenle mücadele etmişler.
Ortaya çıkan sonuç kimsenin beklemediği bir noktaya geldi. Hem Türkiye hem de İsrail kendi eksik ve hatalarını görmezlikten gelerek karşılıklı haklılıklarını ilan ederek, diplomatik bir süreç yaşandı. Bazı esnemeler ve geri adımlar yaşandı. Ülke içinde protestolar, şehit ilan edilen gönüllüler için törenler yapıldı.
Ama yavaş yavaş gündem yine kendi seyrine döndü. Eminim arabulucuların da devreye girmesi ile devletlerarası ve hükümetler arası bazı mutabakatlar sağlandı. Bunlardan bugün için bizim haberimiz olamaz. Sessizce taraflar sonuçları kabullenip bu defteri kapattılar.
Milletin canının yandığı ile kaldı hadise.
Şimdi bazı soruları yüksek sesle sorduğunda gayri milli davranmakla, bütünlüğümüzü bozmakla tenkit edilirsiniz. Oysa ne mecliste yapılan toplantı da ortaya çıkan metin üzerinde ne yaşananlar üzerindeki yorumlarda ne de yaptırım ve karşı tepkilerde bir mutabakat sağlanabildi. Tepki mitinglerin de dahi mesele Filistin meselesi gibi algılanıp bize ne bu konudan tepkileri oldu.
Neden insani yardımı bizim yardım kuruluşlarımız değil de Kızılay değil de İHH yaptı?
Kimdir nedir bu İHH?
Türklerin mi, İslam âleminin mi yardım kuruluşu?
İHH yardımları ne şekilde toplar, hangi kriterlere göre dağıtır?
Hangi tarafın yaptığı uluslararası hukuka daha uygundur?
Şimdi biz özeleştiri desek, iç değerlendirme desek de bu soruların gerçek cevaplarını konuşabilir miyiz acaba.
İşin kötüsü aynı gün teröristlerin bir ilki gerçekleştirip, terörle mücadele açısından aktif olmayan, hatta muharip bile olmayan donanma personeline yaptıkları hain saldırıda şehit olan altı askerimizin acısı bu patırtı arasında kayboldu gitti.
Bütün erkân ve kameralar denizci şehitlerini bırakıp gönüllü şehitlerinin törenlerine ilgi gösterdi.
Ama sınırlarımız dışında çok fiyakalı sonuçlar elde ettik. Ölü ve yaralılarımızı onların bize göndermesine razı olmadık. Elinde tuttuğu gönüllülerimizin hepsinin serbest bırakılmasını sağladık. Gittik kendimiz aldık getirdik. Taa Nikaragua’yı harekete geçirdik, yas ilan etmelerini sağladık. Daha hangi birisini sayayım…
Ama olumsuz sonuçları da oldu. Mesela meclisimizden çıkan kınamaya da “ABiDevletten” tenkit geldi. E napalım kınayamayacaksak, kınamızı onlara verelim de onlar kullansınlar.
Ama İsrail’den henüz bir özür gelmedi. Hiç olmazsa “Afedersiniz bi Gazze’dır oldu işte” O kadar kişiyi Gazze ile vurduk. Pardon” deseler. Bizde kendi kendimize “Gazzemız mübarek olsun” deyip yüreğimize su serperdik.
Fahrettin Beşli
5 Haziran 2010