Zafer Sarhoşluğundan Çift Gören DTK !..

Hani siyasette alışığızdır ya, işler tıkanınca eskisinin kapatılıp yerine yeni partinin açılıvermesine… Başkalarınca yönetilirken bizler tarafından sadece seyredilen topraklarımızın güneydoğusundaki sosyal ve siyasi fisyon, karşımıza yeni yeni yapılar çıkarıyor. Biraz geriden alarak hafızalarımızı tazeleyelim.

1974 yılında kurucusunun isminden yola çıkarak Apocular adı ile kurulan örgüt 1978 de ismini PKK olarak değiştirdi. Örgüt HRK, ARGK, KADEK, KONGRA-GEL gibi muhtelif isimlerle düşe kalka varlığını bugüne taşımayı başardı. 2002'de kendisini feshedip, yerine KADEK'i kurmasına rağmen genel anlamdaki terörist kimliğini hatırda tutmak için olsa gerek hala PKK adı ile anılmaktadır.

Zamanla eşkıyalık ve terörün, gelecek için yeterli güvenceyi vermeyeceği anlaşılınca; akıl hocalarının da teşviki ile amaca hizmet edecek muhtelif yan organizasyonlar kuruldu. Bunlardan hafızamızın üst sıralarındaki KCK, neyi ifade ettiği bile anlaşılamadan dilimize haberler aracılığı ile yerleşiverdi.

Teröristlerin başının 2005’de, her zaman ki anlaşılmaz rahatlığında avukatları ile görüşüp, kurulması talimatını verdiği KKK (Koma Komelén Kürdistan/Kürdistan Halklar Konfederasyonu) 21 Mart 2005’te ilan edildi. Yine aynı şahsın talimatı ile Mayıs 2007’de Kandil’de yapılan Kongra-Gel genel kurulunda, dernek anlamına da gelen “komel” adı yerine, Kürtçe’de “cemaat, toplum, halk” anlamına gelen “civak” adı tercih edilerek KKK’nın adı KCK (Koma Civakén Kurdistan/Kürdistan Halklar Konfederasyonu) şekline dönüştürüldü. Apo’da PKK'yı da çatısının altına alan KCK’nın önderi olarak duyuruldu.

Gene Apo tarafından kurdurulan DTK ise demokratik özerklik yönünde çalışacak olan bir tür kurucu meclis rolünü üstlenen yapı olarak kamuoyuna sunuluyor. Diğer sivil toplum örgütlerini de içine almaya çalışan, daha sivil görünümlü bir yapıdaki DTK, bir anlamda KCK'nın yol haritasının uygulanmasına öncülük edecek şekilde çalışıyor.

Adı demokratik(!) olan Demokratik Toplum Kongresi'nin (DTK) Diyarbakır'da büyük söylemlerle adını duyurmayı başardı.

Burada bir parantez açıp “adı demokratik” dememin sebebine değineyim. Ölmeyi ve öldürmeyi emreden bir terör örgütü yönetimi demokratik olabilir mi? Örgütte liderler demokratik yollarla mı seçiliyorlar ya da mahiyetindeki teröristlere demokratik mi davranıyorlar? Elbette ki hayır… En başta Apocuların çekirdeğini oluşturan 16 kişiden bugüne sağ kalan Apo dışındaki 15 kişinin akıbetini sorgulamalı. Sadece demokrasi kültüründen mahrum bu yapı eylemlerinin yeni boyutunu kendi üzerlerine hiç de uymayan bu kostüm ile sürdürmeye çalışıyor o kadar. Biz kendi askerimizi, siyasetçimizi hatta başbakanımızı eleştirebiliyor iken; söz konusu yapı içindeki kitleler asla Apo'yu eleştirmek cesaretini gösteremezler. Ne o topluluk siyasetçisinin ne de aydın geçinen loş kafaların PKK ve onun elebaşını eleştirebildiklerine tanık olmadık. Bunu yapanlar işbirlikçilikle, ihanetle suçlanıyorlar. İşte Diyarbakır belediye başkanı örneği… Yokluğu dahi fark edilmeyen Emine Ayna’nın da aynı gerekçe ile uzun süredir ortalarda görünmediği şüphesindeyim.

DTK adını duyurmakla kalmadı, okunan bildirge ile üzerinde en çok konuşulan gündem maddesi de oluverdi. İki dil, iki bayrak, iki meclis ve benzer beklentilerini açıkça çözüm ve talep olarak ortaya atıverdiler. Kendilerince iyi giden süreç içinde zafer sarhoşu oldular anlaşılan ki, her şeyi çift görmeye başladılar.

İki dil meselesi gündeme geldiğinden beri insanlarda ikiye bölündü zaten. Mersin'de bir barda Kürtçe şarkı söylemeyi reddettiği için öldürülen şarkıcı bunun en vahim sonucudur.

"Savunma" silahlı gücü, askeri bir yapıyı ifade eden uluslararası boyutta bir kelimedir. Öz savunma gücünden kasıt, en masum haliyle, tıpkı Kuzey Iraklı peşmergelerin şalvarlarını çıkartıp kamuflajlarını giyerek düzenli ordu oldukları gibi dağdaki teröristlere ovada bir istihdam imkânı sağlamaktır. Gizli amaç ise bu silahlı gücün dışa karşı değil içe dönük bölgesel bir baskıya dönüşmesini ve kendilerinin dışındaki bütün fikirlerin ve inisiyatiflerin cebren ortadan kaldırılmasıdır.

Kurumsal bir yapı silueti ile ortaya atılan bu talep, beyan, iddia, plan ya da alt açılım maddeleri, adını ne koyarsanız koyun ilk günde görmesi gereken tepkiyi ne yazık ki görmedi. Özellikle devletin ilgili organlarından bu konunun hak ettiği reaksiyon ortaya çıkmadı. Bazı bakanların söylemleri de kafa karıştırmaktan öteye gitmedi.

Neyse ki Bursa’daki sivil toplum örgütlerinin oluşturduğu Hepimiz Mehmediz Güç Birliği; bu fütursuzluğa seyirci kalmadı ve sivil inisiyatifin konuya olan hassasiyetlerini bir basın açıklaması ile duyurdu. Beklentilerini, rahatsızlıklarını ve yapılması gerekenleri kamuoyuna ifade etti.

İşe yaradığını iddia edemem ama tesadüf ki bu açıklamanın hemen ardından başbakanımız milletimizin ve devletimizin aynı doğrultudaki kırmızıçizgilerini net olarak belirtti. Sanıyor ve umuyorum ki milli sessizliğimize şaşı bakarak meydanı boş buldukları yanılgısına kapılanlar, tarihin detayları arasında emelleri ile benzeşen hiçbir çabanın başarıya ulaşamadığı gerçeğini hatırlarlar.

Aksi halde, Allah korusun…

Fahrettin BEŞLİ

28 Aralık 2010